Aşırı kıllanma yüz, göğüs, karın, sırt, kol ve bacakların üst kısmında uzun kalın ve sert kılların çıkmasıdır. Bu durum kozmetik bir problemin yanında, aynı zamanda hormonal bir düzensizliğide gösterir. kişinin estetik olarak görüntüsüneki değişiklik psikolojisine de yansımaktadır ve hayat kalitesi düşmektedir.

Normal Kıl Büyümesi

Kıllar soğuk ve tahriş edici maddelere karşı koruyucudur. Her kıl derinin altında folikül adı verilen kökten büyür, ve kıl derinin üzerinde kalan kısmı alınsada kökü durduğu sürece büyümeye devam eder. insanda doğduğunda yaklaşık 50 milyon kıl kökü vardır, ve bunların sayısı 40 yaşından sonra azalmaya başlar. Erişkinlerde iki tip kıl vardır, bunlardan birincisi ince, renksiz ve kısa olan kıllardır. Birçok kadının yüzünde, göğüslerinde ve sırtında bu tip kıllar bulunur. ikinci tür ise hem kadın hem de erkeklerin başında, koltuk altında ve genital (cinsel) bögelerinde bulunan, sert uzun ve koyu renkli kıllardır. Erkeklerin yüz ve vücutlarında bulunan kıllarda bu ikinci türdendir. Ön kol (dirseklerin altı) ve bacakların dizden aşağısındaki kılların sayısı kişilerin hormonal durumundan bağımsızdır. Bu bölgelerdeki aşırı kıllanma hastalık değildir.

Hormon Dengesi ve Tüylenmenin Belirmesi

Menarş´ın (adet kanamaları) başlaması ile genç bir kızın vücudunda bir kadına özgü değişikler olur. Bunlardan en önemlisi erkeklerden farklı ve az olan tüy dağılımıdır. Bu durum büyük oranda kadına özgü hormonal denge ile kontrol edilir. Sağlıklı bir hormonal yapı için beyindeki merkezler, yumurtalıklar, tiroid ve böbrek üstü bezlerinin uyum içinde çalışması gerekir. Beyindeki hipofiz bezi salgıladığı hormonlar yolu ile yumurtalıkların, memelerin, tiroid ve böbrek üstü bezlerinin fonksiyonlarını kontrol eder. Hipofizden salgılanan iki önemli hormon vardır.

FSH: (Follikül Uyarıcı Hormon) yumurtalıklarda folikül olarak adlandırılan ve içinde yumurta bulunan sıvı dolu keseciklerin gelişmesini sağlar.
LH: (Luteinize Edici Hormon) gelişmiş foliküllerin çatlamasını ve yumurtaların serbestleşmesini uyarır. Bu iki hormonun uyumlu çalışması ile sağlıklı yumurta gelişimi sağlanır. Yumurtalıkların salgıladığı en önemli hormon östrojendir (kadınlık hormonu). Östrojenin kadın vücudunun gelişiminde ve fonksiyonlarının devamında yeri çok önemlidir. Östrojenin en önemli fonksiyonlarından biri vücutda kadınsı bir tüy dağılımı sağlamaktır. Menapoza yaklaşıldığında yumurtalıklardaki yumurta deposu azalmıştır. Sağlıklı yumurta gelişimi olmaz ve östrojen Salınımı azalır. Hormonların bir orkestra gibi ahenk içinde çalışması ile kadının kendine öz fonksiyonları sağlıklı ve uyum içinde devam eder. Eğer kadında kalıtsal bir problem yoksa yumurta gelişimi, adet dönemleri, kılların vücutta dağılımı, üreme, kadınsı vücut ve ses gelişimi sağlıklı olacak ve aksamayacaktır.

Yüzde ve vücutta aşırı kıllanmaya neler yol açar?

Genellikle aşırı kıllanma kandaki androjenlerin (erkeklik hormonları) artmasına bağlıdır. Androjenler erkeklerde daha yüksek düzeylerde olmak üzere hem erkek hemde kadında bulunan hormonlardır. Androjenler ince, zayıf ve kısa olan kılların sert, uzun kıllara dönüşmesine neden olur. Androjen düzeylerinin yükselmesine ve bunun sonucu olarak da kıllanmaya neden olan durumlar;

Menapoz
Bu dönemde yumurtalıklardan östrojen (kadınlık hormonu) sentezi azaldığı halde androjen sentezi devam eder, buna bağlı olarak kıllanma görülebilir.
Genetik
Annesinde veya büyükannesinde aşırı kıllanma olan kişilerde aynı hastalığın görülme olasılığı fazladır.
İlaç yan etkileri
Erkek hormonları veya androjenik özellikler gösteren ilaçlar alan kişilerde aşırı kıllanma görülebilir.
Polikistik over hastalığı
Overlerde birçok kist oluşur ve erkek hormonları fazla olarak üretilir. Hastalarda aşırı kıllanma, düzensiz yumurtlama, adet düzensizlikleri, kısırlık ve şişmanlık görülür.
Yumurtalık Tümörleri
Nadir olarakda androjen salgılayan hormonlar aşırı kıllanmaya neden olur.
Adrenal (Böbreküstü Bezi) Bozuklukları
Androjenler adrenal bezlerinde de üretilir. Adrenal hiperplazi (bezlerin büyümesi) durumunda fazla androjen üretilmesine ve aşırı kıllanmaya neden olur.

Aşırı kıllanmanın nedeninin belirlenmesi
Yapılan hormon testleri ile kandaki androjen ve diğer hormonların seviyeleri belirlenir. Ayrıca yapılan ultrason incelemesi ve özel radyolojik incelemeler ile yumurtalık veya böbrek üstü bezlerinde ki tümörler tespit edilebilir.

Aşırı kıllanma nasıl tedavi edilebilir?

Kozmetik Tedavi
Tüy dökücü kimyasalların kullanımı, ağda, traş vs gibi yöntemler ile geçici olarak bu kıllardan kurtulmak mümkündür. Epilasyon kalıcı sonuç veren yöntemlerden biridir. ince elektroliz iğneleri ile kıl köküne hafif bir elektrik akımı verilir ve kıl kökü öldürülür. Hormon tedavisi görecek kişilerin epilasyonu en az altı ay sonra yaptırması uygun olur.

Tıbbi Tedavi
Aşırı kıllanmanın tedavisinde en sık kullanılan ilaçlar doğum kontrol haplarıdır. Bu haplardaki östrojenler karaciğerde androjenlere bağlanarak onların etkisini azaltan proteinlerin üretilmesini sağlar. Diğer bir ilaç olan Spiranolakton androjenlerin ciltteki etkisini engeller. Böbrek üstü bezlerinin hastalıklarına bağlı aşırı kıllanmanın tedavisinde kortizon kullanılır. Son yıllarda GnRH anologları denilen bir grup ilaç ile yumurtalıklardan androjen salınımı engellenerek aşırı kıllanma tedavi edilmektedir. Hormon tedavisi ile yeni kıl çıkması engellenir. Önceden çıkan kıllar hormon tedavisi ile dökülmez, tedavinin bitiminden en az altı ay sonra epilasyon uygulanarak yok edilebilir. Hormon tedavisine başlandıktan ortalama bir ila iki yıl sonra ilacın dozu azaltılarak kıllanmanın tekrarlayıp tekrarlamadığı tespit edilir ve gerekirse ilaca daha uzun süre devam edilir.

Hazırlayan : Nisan

 

Laticede kıvrımlı anlamına gelen varis bir çok kiyişi hem görünüm hem de ağrılar sebebiyle oldukça rahatsız etmektedir.

Varisler genellikle estetik ve görünüm açısından problem teşkil etmekle birlikte, tedavi edilmediklerinde ilerleyerek ciddi sağlık sorunlarını da beraberinde getirebilirler.
Kadınlar hormonları nedeniyle varis hususunda erkeklere oranla daha ÅŸanssızdırlar, çünkü kadınlık hormonları damar çeperlerinin gevÅŸemesine ve elastikiyetinin bozulmasına neden olur.Özellikle “spider vein” denilen örümcek ağı ÅŸeklindeki varisler bayanlarda görülmektedir. Örümcek ağı ÅŸeklindeki kırmızı, ince kılcal damarlar ÅŸeklindeki bu varisler dikkate alınmazsa, özellikle aşırı hareketsizlik ya da uzun
süreler boyunca ayakta kalma gibi durumlara da bağlı olarak kolayca artabilir, acılı ve ağrılı bir hal alabilirler. Varislerin oluşumunda genetik özelliklerimizin ciddi derecede rol oynuyor olması yanında, gebelik, yaşın ilerlemesi, kilo artışı, egzersiz yapmamak, damarlarla ilgili bazı hastalıklar ve uzun süre hareketsiz kalma, oturma ya da ayakta kalma gibi faktörler de varis oluşumuna naden olmaktadır. Çoğu zaman bacaklarda ağrı ve ağırlık hissine neden olan varislerin oluşumu hiçbir müdahaleye gerek kalmadan kendiliğinden sonlanmaz, tedavi edilmediği takdirde cilt altında ödem yapabilir, ayrıca ilerleyen durumlarda damar yetmezliğine ve sonrasında da kan dolaşımının ciddi derecede zorlanmasına neden olabilirler.

Vücuttaki arterler vasıtası ile dokulara iletilen kan, dokular tarafından kullanıldıktan sonra venler vasıtası ile tekrar kalbe gönderilir. Venler kanı tekrar kalbe taşırken, yerçekimine karşı hareket ederler. Başta yaşımızın ilerlemesine bağlı olarak elastikiyetini kaybeden venler, sertleşir, gerilir ve balonlaşmaya başlar. Böylece kanın kalbe geri iletilmesini sağlayan küçük kapakçıklar tek yönlü pompalama işlemini yapamazlar ve sonuçta kan kalbe gitmesi gerekirken, kapakçıklardan kaçar ve venlerin deforme olmuş çeperini doldurarak girintili, çıkıntılı varis durumuna neden olurlar.

Spor yapmak özellikle bacak kaslarını çalıştıran yüzme ve yürüyüş gibi egzersizler varis oluşumunu önlemede çok önemlidir. Ayrıca varisin konusunda uzman hekimler tarafından tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğu unutulmamalıdır.

Yukarıda da belirtmiş olduğumuz aşırı hareketsizlik, kilo artışı, genetik özellikler, hamilelik, yaşın ilerlemesi gibi faktörlere ek olarak sigara ve alkol kullanımı, karaciğer hastalıkları, fazla güneşlenmek, çok sıcak su ile banyo yapmak da varislere neden olmaktadır. Varis riskini azaltmak için,düzenli egzersiz yapılması, hergün bacakların altına birkaç yastık konularak dinlendirilmesi, bacakların duvara dayanarak havaya kaldırılması ve soğuk su tutularak canlandırılması faydalı olacaktır.

Ayrıca varisleri önlemek açısından,doktor önerisi doğrultusunda uygun basınç değerlerinde varis çorabı da kullanılabilir ve seyahatler esnasında verilen molalarda mutlaka belirli bir süre yürünmesi gerekmektedir.

Günümüzde varis tedavileri hastaneye yatmayı gerektirmeden ayakta yapılabilmektedir. Bu yöntemlerden biri de skleroterapidir. Bu yöntemde kullanılan özel enjektörler sayesinde özellikle orta ve küçük derecedeki varislerin içine solusyon enjekte edilir ve böylece varislerin kapatılması sağlanır. Böylece kan sağlıklı damarlara yönlendirilmiş olur. Problemin derecesine göre 10 seanslık kürler şeklinde uygulama yapılır. Özel enjektörler kullanıldığı için, herhangi bir acı hissedilmez. Skleroterapinin iyi netice vermesi için, bandajlama yöntemine özenle uyulması ve seans sonlarında 30 dakika kadar yürüyüş yapılması son derece önemlidir.

Varis tedavisi sadece konusunda uzman doktorlar tarafından yapılmalıdır.

Hazırlayan: Nisan

 

Migren pek çok kadının hayatını dayanılmaz kılmaktadır.

Migren , ataklarla karakterize bir baş ağrısı hastalığıdır. Auralı ve aurasız başta olmak üzere çeşitli tipleri vardır. Özellikle son 20 yılda yapılan araştırmalar migrenin başlıbaşına bir hastalık olduğunu ve toplumlarda geniş kesimleri etkilediğini ortaya koymuştur. İnsanların çoğu yaşamlarının bir döneminde baş ağrısıyla karşılaşmışlardır. Çoğunlukla migren diğer tip baş ağrılarıyla karıştırılma eğilimi gösterir. Bu nedenle gerekli muayene ve tetkikler yapıldıktan ve hasta hikayesi incelendikten sonra teşhis konulabilir. Belirtiler , sorunlar kişiden kişiye değişiklik gösterdiği için tedavisi de kişiye özel yapılır.

Migrenin de kendi içerisinde çeşitleri vardır. Auralı migren en sık görülen tipidir. Migrende görülen baş ağrısı genellikle zonklama , nabız atması şeklindedir ve tek taraflıdır. Halk arasında yarım baş ağrısı olarak da isimlendirilir. Ağrı ataklarla gelir. Bu atakların süresi değişkenlik göstermekle birlikte 3-72 saat arasında etkili olur. Daha sonra ağrılar geçmeye ve hasta düzelmeye başlar.

Bazı hastalar ağrının başlayacağını önceden hissedebilirler.

Migren , 4 aşamalı bir süreç gösterir.

1- Ön belirti evresi
2- Aura evresi
3- Ağrı evresi
4- Ağrı sonrası evre

Ön belirti evresi kişiden kişiye değişmekle birlikte bazı ortak noktalarda buluşmak mümkündür. Bunlar ensede başlayan sertlik , davranış değişiklikleri , gerilme duygusu , huzursuzluk , yorgunluk ve uyku eğilimidir. Bazı hastalar ağrının başlayacağını bu evrede hissedebilirler.

Aura evresinde atak öncesi yine değişkenlik gösteren semptomlar yaşanır. Görme bozuklukları, görüntüde siyah noktalar , ışık çakmaları , görüntüde şekil bozuklukları , konuşmada güçlük , işitsel bozukluklar , ellerde ve baş kısmına doğru ilerleyen uyuşma ve karıncalanmalar görülür.

Ağrı evresinde 3-72 saat süren , tek taraflı , zonklama tarzında , orta veya ağır şiddette bir baş ağrısı görülür. Atakların şiddeti kişiden kişiye değişir. Ağrı sırasında hasta ışık ve sesten rahatsız olur. Ağrının şiddeti gözde basınç hissi yaratabilir. Bazı gıdalar , kokular ve fiziksel aktivite ağrının şiddetini arttırabilir. Bu durumda kişi karanlık ve sessiz bir ortam arayışına girer. Ağrı evresine bulantı ve kusma eşlik edebilir. Migrenin atak evresi kişiyi sosyal yaşamdan uzaklaştıran , fiziksel aktiviteyi ve günlük yaşamı hatta aile ilişkilerini olumsuz etkileyebilen bir süreçtir.

Ağrı sonrası evrede de farklılıklar gözlenir. Kimi hasta halsiz , bitkin ve uyku eğilimli olurken kimisi de yeniden doğmuş , coşkulu ve mutlu bir ruh tablosu çizebilir.

Migreni tetikleyen bazı etkenler vardır. Hipoglisemi , fazla şekerli gıdalar, süt, çikolata , yumurta , asitli içecekler, nikotin , baharatlı yiyecekler , kırmızı et, alkol , su kaybı , öğün atlama , ağır fiziksel aktivite , az ya da fazla uyku , stres gibi unsurlar migren ağrılarını tetikleyebilir.

Su içmek , dinlenmek , sık aralıklarla beslenmek , açık havada yürüyüş yapmak , huzurlu ortamlarda bulunmak ağrıların hafiflemesinde etkili yöntemlerdir.

Tüm bunların dışında uzman bir doktordan yardım alıp tedavi olmak hem migrenin kolay atlatılmasında hem de yaşam kalitesini korumak anlamında yapılması gerekli en doğru yöntemdir.

Hazırlayan : Nisan

 
Modern Kadının Adresi | kadın, diyet, kadın sağlığı, güzellik, makyaj

 

 

reklam