<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Modern Kadının Adresi &#124; kadın, diyet, kadın sağlığı, makyaj, &#187; Sağlık</title>
	<atom:link href="http://www.bayanrehberi.com/category/saglik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.bayanrehberi.com</link>
	<description>kadın, kadin, diyet, kadın sağlığı,evlilik, moda, magazin, ev dekor, evlilik, stil, kadın olmak, cilt bakımı,hamilelik,</description>
	<lastBuildDate>Sun, 18 Dec 2011 16:16:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Aşırı Kıllnma</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/asiri-killnma.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/asiri-killnma.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2010 18:03:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Aşırı Kıllanma]]></category>
		<category><![CDATA[göğüs]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[sırt]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3416</guid>
		<description><![CDATA[Aşırı kıllanma yüz, göğüs, karın, sırt, kol ve bacakların üst kısmında uzun kalın ve sert kılların çıkmasıdır. Bu durum kozmetik bir problemin yanında, aynı zamanda hormonal bir düzensizliğide gösterir. kişinin estetik olarak görüntüsüneki değişiklik psikolojisine de yansımaktadır ve hayat kalitesi düşmektedir.
Normal Kıl Büyümesi
Kıllar soğuk ve tahriş edici maddelere karşı koruyucudur. Her kıl derinin altında folikül adı verilen kökten büyür, ve kıl derinin üzerinde kalan kısmı alınsada kökü durduğu sürece büyümeye devam eder. insanda doğduğunda yaklaşık 50 milyon kıl kökü vardır, ve bunların sayısı 40 yaşından sonra azalmaya başlar. Erişkinlerde iki ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span>Aşırı kıllanma yüz, göğüs, karın, sırt, kol ve bacakların üst kısmında uzun kalın ve sert kılların çıkmasıdır. Bu durum kozmetik bir problemin yanında, aynı zamanda hormonal bir düzensizliğide gösterir. kişinin estetik olarak görüntüsüneki değişiklik psikolojisine de yansımaktadır ve hayat kalitesi düşmektedir.</p>
<p>Normal Kıl Büyümesi</p>
<p>Kıllar soğuk ve tahriş edici maddelere karşı koruyucudur. Her kıl derinin altında folikül adı verilen kökten büyür, ve kıl derinin üzerinde kalan kısmı alınsada kökü durduğu sürece büyümeye devam eder. insanda doğduğunda yaklaşık 50 milyon kıl kökü vardır, ve bunların sayısı 40 yaşından sonra azalmaya başlar. Erişkinlerde iki tip kıl vardır, bunlardan birincisi ince, renksiz ve kısa olan kıllardır. Birçok kadının yüzünde, göğüslerinde ve sırtında bu tip kıllar bulunur. ikinci tür ise hem kadın hem de erkeklerin başında, koltuk altında ve genital (cinsel) bögelerinde bulunan, sert uzun ve koyu renkli kıllardır. Erkeklerin yüz ve vücutlarında bulunan kıllarda bu ikinci türdendir. Ön kol (dirseklerin altı) ve bacakların dizden aşağısındaki kılların sayısı kişilerin hormonal durumundan bağımsızdır. Bu bölgelerdeki aşırı kıllanma hastalık değildir.</p>
<p>Hormon Dengesi ve Tüylenmenin Belirmesi</p>
<p>Menarş´ın (adet kanamaları) başlaması ile genç bir kızın vücudunda bir kadına özgü değişikler olur. Bunlardan en önemlisi erkeklerden farklı ve az olan tüy dağılımıdır. Bu durum büyük oranda kadına özgü hormonal denge ile kontrol edilir. Sağlıklı bir hormonal yapı için beyindeki merkezler, yumurtalıklar, tiroid ve böbrek üstü bezlerinin uyum içinde çalışması gerekir. Beyindeki hipofiz bezi salgıladığı hormonlar yolu ile yumurtalıkların, memelerin, tiroid ve böbrek üstü bezlerinin fonksiyonlarını kontrol eder. Hipofizden salgılanan iki önemli hormon vardır.</p>
<p>FSH: (Follikül Uyarıcı Hormon) yumurtalıklarda folikül olarak adlandırılan ve içinde yumurta bulunan sıvı dolu keseciklerin gelişmesini sağlar.<br />
LH: (Luteinize Edici Hormon) gelişmiş foliküllerin çatlamasını ve yumurtaların serbestleşmesini uyarır. Bu iki hormonun uyumlu çalışması ile sağlıklı yumurta gelişimi sağlanır. Yumurtalıkların salgıladığı en önemli hormon östrojendir (kadınlık hormonu). Östrojenin kadın vücudunun gelişiminde ve fonksiyonlarının devamında yeri çok önemlidir. Östrojenin en önemli fonksiyonlarından biri vücutda kadınsı bir tüy dağılımı sağlamaktır. Menapoza yaklaşıldığında yumurtalıklardaki yumurta deposu azalmıştır. Sağlıklı yumurta gelişimi olmaz ve östrojen Salınımı azalır. Hormonların bir orkestra gibi ahenk içinde çalışması ile kadının kendine öz fonksiyonları sağlıklı ve uyum içinde devam eder. Eğer kadında kalıtsal bir problem yoksa yumurta gelişimi, adet dönemleri, kılların vücutta dağılımı, üreme, kadınsı vücut ve ses gelişimi sağlıklı olacak ve aksamayacaktır.</p>
<p>Yüzde ve vücutta aşırı kıllanmaya neler yol açar?</p>
<p>Genellikle aşırı kıllanma kandaki androjenlerin (erkeklik hormonları) artmasına bağlıdır. Androjenler erkeklerde daha yüksek düzeylerde olmak üzere hem erkek hemde kadında bulunan hormonlardır. Androjenler ince, zayıf ve kısa olan kılların sert, uzun kıllara dönüşmesine neden olur. Androjen düzeylerinin yükselmesine ve bunun sonucu olarak da kıllanmaya neden olan durumlar;</p>
<p>Menapoz<br />
Bu dönemde yumurtalıklardan östrojen (kadınlık hormonu) sentezi azaldığı halde androjen sentezi devam eder, buna bağlı olarak kıllanma görülebilir.<br />
Genetik<br />
Annesinde veya büyükannesinde aşırı kıllanma olan kişilerde aynı hastalığın görülme olasılığı fazladır.<br />
İlaç yan etkileri<br />
Erkek hormonları veya androjenik özellikler gösteren ilaçlar alan kişilerde aşırı kıllanma görülebilir.<br />
Polikistik over hastalığı<br />
Overlerde birçok kist oluşur ve erkek hormonları fazla olarak üretilir. Hastalarda aşırı kıllanma, düzensiz yumurtlama, adet düzensizlikleri, kısırlık ve şişmanlık görülür.<br />
Yumurtalık Tümörleri<br />
Nadir olarakda androjen salgılayan hormonlar aşırı kıllanmaya neden olur.<br />
Adrenal (Böbreküstü Bezi) Bozuklukları<br />
Androjenler adrenal bezlerinde de üretilir. Adrenal hiperplazi (bezlerin büyümesi) durumunda fazla androjen üretilmesine ve aşırı kıllanmaya neden olur.</p>
<p>Aşırı kıllanmanın nedeninin belirlenmesi<br />
Yapılan hormon testleri ile kandaki androjen ve diğer hormonların seviyeleri belirlenir. Ayrıca yapılan ultrason incelemesi ve özel radyolojik incelemeler ile yumurtalık veya böbrek üstü bezlerinde ki tümörler tespit edilebilir.</p>
<p>Aşırı kıllanma nasıl tedavi edilebilir?</p>
<p>Kozmetik Tedavi<br />
Tüy dökücü kimyasalların kullanımı, ağda, traş vs gibi yöntemler ile geçici olarak bu kıllardan kurtulmak mümkündür. Epilasyon kalıcı sonuç veren yöntemlerden biridir. ince elektroliz iğneleri ile kıl köküne hafif bir elektrik akımı verilir ve kıl kökü öldürülür. Hormon tedavisi görecek kişilerin epilasyonu en az altı ay sonra yaptırması uygun olur.</p>
<p>Tıbbi Tedavi<br />
Aşırı kıllanmanın tedavisinde en sık kullanılan ilaçlar doğum kontrol haplarıdır. Bu haplardaki östrojenler karaciğerde androjenlere bağlanarak onların etkisini azaltan proteinlerin üretilmesini sağlar. Diğer bir ilaç olan Spiranolakton androjenlerin ciltteki etkisini engeller. Böbrek üstü bezlerinin hastalıklarına bağlı aşırı kıllanmanın tedavisinde kortizon kullanılır. Son yıllarda GnRH anologları denilen bir grup ilaç ile yumurtalıklardan androjen salınımı engellenerek aşırı kıllanma tedavi edilmektedir. Hormon tedavisi ile yeni kıl çıkması engellenir. Önceden çıkan kıllar hormon tedavisi ile dökülmez, tedavinin bitiminden en az altı ay sonra epilasyon uygulanarak yok edilebilir. Hormon tedavisine başlandıktan ortalama bir ila iki yıl sonra ilacın dozu azaltılarak kıllanmanın tekrarlayıp tekrarlamadığı tespit edilir ve gerekirse ilaca daha uzun süre devam edilir.</span></p>
<p><span>Hazırlayan : Nisan<br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/asiri-killnma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Emzirmeye Başlama Zamanı</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/emzirmeye-baslama-zamani.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/emzirmeye-baslama-zamani.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2010 17:42:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik & Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız sütü]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[bebek emzirmek]]></category>
		<category><![CDATA[dogum]]></category>
		<category><![CDATA[emzirmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3405</guid>
		<description><![CDATA[Bebeği emzirmeye başlamak konusunda kimi yerlerde yerleşmiş batıl inançlar vardır.3 ezan sonra,2 gün sonra başlamak gibi.Bunlar tamamı ile yanlıştır.İlk süt bebek için çok önemlidir ve yerine hiç bir şyi koyamazsınız.
• Bebeğinizi doğumdan sonra, ilk yarım saat (30–60 dk.) içerisinde, kendinize gelir gelmez emzirmeye başlamalısınız.
• Doğumdan sonra ilk birkaç gün içerisinde gelen koyu ağız sütü bebeğe mutlaka verilmelidir. Bebeğinizi hastalıklardan korur.
• Doğumdan hemen sonra emzirmeye başlayan annenin önceleri az miktarda gelen sütü, bebeğin emmesi ile beraber kısa sürede artacaktır. Doğumdan sonra 1–2 gün süt gelmese bile ek bir gıda verilmemeli, bebek ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span>Bebeği emzirmeye başlamak konusunda kimi yerlerde yerleşmiş batıl inançlar vardır.3 ezan sonra,2 gün sonra başlamak gibi.Bunlar tamamı ile yanlıştır.İlk süt bebek için çok önemlidir ve yerine hiç bir şyi koyamazsınız.</p>
<p>• Bebeğinizi doğumdan sonra, ilk yarım saat (30–60 dk.) içerisinde, kendinize gelir gelmez emzirmeye başlamalısınız.<br />
• Doğumdan sonra ilk birkaç gün içerisinde gelen koyu ağız sütü bebeğe mutlaka verilmelidir. Bebeğinizi hastalıklardan korur.<br />
• Doğumdan hemen sonra emzirmeye başlayan annenin önceleri az miktarda gelen sütü, bebeğin emmesi ile beraber kısa sürede artacaktır. Doğumdan sonra 1–2 gün süt gelmese bile ek bir gıda verilmemeli, bebek sık sık emzirilmelidir.</p>
<p>Bebeğinizi ne sıklıkla ve nasıl emzirmelisiniz?</p>
<p>• Bebeğinizi her ağladığında ve her istediğinde emziriniz. Emzirmeye zaman sınırı konulmadan, bebeğinizi gündüz ve gece her istediğinde emziriniz. Özellikle geceleri emzirme süt üretiminizi artıracaktır Yeni doğan bebekler genellikle günde 8–10 öğün emmek isterler. Öğün sayısı daha sonra giderek azalır.<br />
• Bebeğin vücudu anneye yakın olmalı, baş ve vücudu düz bir şekilde tutulmalı, gerekirse omuz ile birlikte poposundan desteklenmeli ve burnu anne memesi ile aynı hizada olmalıdır. Emzirme esnasında meme çevresindeki koyu renkli bölgeyi çocuk ağzına almalıdır.<br />
• Doğumdan sonra emzirmeye başlayan annenin Sık ve doğru emzirme, bol sütün gelmesini sağladığı gibi göğüslerin şişmesini ve acımasını da önler.</p>
<p>• Bebeğinize ilk 6 ay sadece anne sütü vermelisiniz.<br />
• 6. aydan sonra 2 yaşına gelene kadar uygun ek gıdalar ile birlikte anne sütü vermeye devam etmelisiniz.<br />
Bebeği ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslemek ne kadar önemli ise, zamanında uygun ek gıdalara başlamak da bebeğinizin sağlıklı gelişimi için çok önemlidir.</p>
<p>Bebeğinizi ilk 6 ay sadece emzirin, 6. aydan sonra uygun ek gıdalar verin.</p>
<p>Bebeğinizin Anne Sütü ile Yeterince Beslendiğini Nasıl Anlarsınız?<br />
• Bebeğiniz günde en az 6 kez idrar yapıyor, 1–2 kez kakasını yapıyor ve ayda en az 500 gr. kilo alıyor ise bebeğinizin aldığı anne sütü yeterlidir.</span></p>
<p><span>Hazırlayan : Nisan<br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/emzirmeye-baslama-zamani.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Biberon Kullanmaya Ne Zaman Geçilmeli</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/biberon-kullanmaya-ne-zaman-gecilmeli.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/biberon-kullanmaya-ne-zaman-gecilmeli.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2010 17:38:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik & Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[anne sütü]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[biberon]]></category>
		<category><![CDATA[Mikrodalga]]></category>
		<category><![CDATA[Prematüre]]></category>
		<category><![CDATA[Prematüre bebek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3403</guid>
		<description><![CDATA[
Anne sütü alan bebeklere oturana kadar yani ilk 3-4 hafta biberon verilmesi önerilmiyor. Ancak bazen bebeğe mama verilmesi gerekebiliyor, böyle durumlarda ufak ilaç kadehleri kullanılarak mama verilmesi öneriliyor. Bebek 2-3 aylık olduktan sonra biberon günde 1-2 sefer verilebilir. Annesini emen, sütün yeterli olduğu durumlarda biberona gerek yoktur. Anne sütü yeterliyse erkenden biberona alıştırmamak daha iyi olacaktır.
Çalışan anneler ne zaman biberona geçmeli?
Biberon ters çevrildiğinde damlalar belli bir oranda akmalıdır, bebek boğuluyor gibi oluyorsa, biberon deliği bebeğe göre çok açık demektir. Anne çalışacaksa ya da bebek prematüre doğmuşsa biberon kullanılması önerilir. Anbne ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span><br />
Anne sütü alan bebeklere oturana kadar yani ilk 3-4 hafta biberon verilmesi önerilmiyor. Ancak bazen bebeğe mama verilmesi gerekebiliyor, böyle durumlarda ufak ilaç kadehleri kullanılarak mama verilmesi öneriliyor. Bebek 2-3 aylık olduktan sonra biberon günde 1-2 sefer verilebilir. Annesini emen, sütün yeterli olduğu durumlarda biberona gerek yoktur. Anne sütü yeterliyse erkenden biberona alıştırmamak daha iyi olacaktır.<br />
<strong>Çalışan anneler ne zaman biberona geçmeli?</strong><br />
Biberon ters çevrildiğinde damlalar belli bir oranda akmalıdır, bebek boğuluyor gibi oluyorsa, biberon deliği bebeğe göre çok açık demektir. Anne çalışacaksa ya da bebek prematüre doğmuşsa biberon kullanılması önerilir. Anbne çalışmaya başlamadan 2 hafta önce biberonla deneme çalışmalarına başlamalıdır.</p>
<p><strong>Biberonla beslerken kesinlikle katı gıdalar vermeyin.</strong> Bu sonra kaşıkla yemeyi zorlaştırır. Katı gıdalara geçirlieken öğünler sırasında sadece su biberonla verilmelidir. Katı gıda bittikten sonra bebeğe biberon ile mama verilebilir. Biberonu ısıtmak için ise mikrodalga kullanılması önerilmiyor. <strong>Kanada Tıp Birliği Nisan 2008 tarihinde sert plastiklerin kullanımdan kaldırdı, bu nedenle cam biberonları tercih edin.</strong></p>
<p><strong>Biberon alırken nelere dikkat edilir</strong><br />
Bebeğin içtiği mama miktarından biraz daha büyük olmalı. Memenin deliği bebeğin gelişimine uygun olmalı. Bebekler 6-7. aydan itibaren tutar, 9. aydan itibaren kendileri içebilir. Bu yüzden biberon bebeğin kavrayabileceği büyüklükte olmalıdır.</p>
<p><strong>Biberon nasıl temizlenir?</strong><br />
Biberon temizliğinde biberon fırçası kullanılması öneriliyor. İyice temizlenen biberon kaynar su ya da sterilzatöre koyularak steril edilir. Biberon ve çlarını 5 dakika süreyle kaynar suda kaynatmak yeterlidir. Daha sonra sudan ve sterilzatörden çıkarılan biberon temiz kağıt üzerine koyularak kurutulur. Bebeğiniz herşeyi ağzına koymaya başladıktan sonra biberon sterilizasyonuna son verilmelidir. Kullanımdan sonra bir damla deterjanla çalkalayıp iyice duruladıktan sonra kurumaya bırakmak yeterlidir.</p>
<p><strong>Biberonu ne zaman bıraktırmalı</strong><br />
Bebeğiln ilk 2 yaşı oral fazdır. Bu dönemde şiddetli emme ve ağza götürme içgüdüsü vardır. Biberon onu huzursuz uyku dönemlerinde rahatlatır ve genel olarak da mutlu eder. Geceleri biberonla uyumamasına dikkat edilmelidir. Biberonu 2 yaşına doğru bıraktırmak en doğrusudur. Çocuğa 1 yaşında biberonu bıraktırmak onu hırpalayabilir. Eğer çocuk gece boyunca süt içmek isterse süt miktarını azlatıp suyla seyreltmeli ve 1 hafta içinde suya çevirmelidir.</span></p>
<p><span>Hazırlayan: Nisan<br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/biberon-kullanmaya-ne-zaman-gecilmeli.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Meme Ağrıları nasıl önlenir</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/meme-agrilari.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/meme-agrilari.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2010 13:09:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[Mensturasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Non-siklik mastalji]]></category>
		<category><![CDATA[Siklik mastalji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3396</guid>
		<description><![CDATA[Meme ağrısı kadınlarda meme ile ilgili şikayetler arasında ilk sırada yer almaktadır. Kadınların % 70´i hayatlarının bir döneminde meme ağrısından şikayet ederler. Meme ağrılarına mastalji denilmektedir.
İki tip meme ağrısı tarif edilmiştir;
1-Periyodik meme ağrısı (siklik mastalji)
2-Periyodik olmayan devamlı meme ağrısı (non-siklik mastalji)
Ağrı hafif olabileceği gibi, bazı kadınlarda günlük yaşamı etkileyecek kadar şiddetli olabilir. %15 hastada tedavi gerektirir.
Birçok kadın ağrının rahatsızlığından çok, kanser endişesi ile doktara başvurur.
Meme ağrısı genellikle kansere eşlik etmemekle birlikte, meme ağrısı dahil, meme ile ilgili herhangi bir belirtide mutlaka doktorunuzu ziyaret ediniz.
Periyodik meme ağrısı (siklik mastalji)
Meme ağrısının en ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span>Meme ağrısı kadınlarda meme ile ilgili şikayetler arasında ilk sırada yer almaktadır. Kadınların % 70´i hayatlarının bir döneminde meme ağrısından şikayet ederler. Meme ağrılarına mastalji denilmektedir.</span></p>
<p>İki tip meme ağrısı tarif edilmiştir;</p>
<p>1-Periyodik meme ağrısı (siklik mastalji)<br />
2-Periyodik olmayan devamlı meme ağrısı (non-siklik mastalji)</p>
<p>Ağrı hafif olabileceği gibi, bazı kadınlarda günlük yaşamı etkileyecek kadar şiddetli olabilir. %15 hastada tedavi gerektirir.</p>
<p>Birçok kadın ağrının rahatsızlığından çok, kanser endişesi ile doktara başvurur.</p>
<p>Meme ağrısı genellikle kansere eşlik etmemekle birlikte, meme ağrısı dahil, meme ile ilgili herhangi bir belirtide mutlaka doktorunuzu ziyaret ediniz.<br />
Periyodik meme ağrısı (siklik mastalji)</p>
<p>Meme ağrısının en sık görülen şekli olup mensturasyon periyodları ile ilişkilidir. Ağrı genellikle mensturasyon döneminin ortasında (ovulasyon döneminde) başlar ve mensturasyon başlayana kadar devam eder. Ağrı bazen çok hafif olabileceği gibi, bazen dar kıyafetler giydirmeyecek kadar veya en ufak temasla rahatsızlık verecek kadar şiddetli olabilir. Sadece tek memede görülebilir veya koltuk altına ve kola yayılabilir.</p>
<p>Periyodik ağrının nedeni hemen her zaman hormonaldir. Mensturasyon periyodu boyunca östrojen ve progesteron seviyelerinin yükselmesi ile süt bezleri ve kanalları büyür ve memeler su tutmaya başlar. Bunun sonucunda memeler şiş ve ağrılı hale geilr. Stres hormon seviyelerini etkileyebileceğinden, periyodik ağrıya neden olabilir. Aşırı fizik aktivite, özellikle ağır kaldırma ve kolların uzun süre kullanımı ağrıyı arttırabilir.</p>
<p>Periyodik meme ağrısı meme ile ilgili şikayetlerin % 75´ini oluşturur. Meme ağrılarının yaklaşık üçte ikisi periyodik meme ağrısıdır.<br />
Periyodik olmayan meme ağrısı (non-siklik mastalji)</p>
<p>Periyodik olmayan meme ağrısı seyrek görülür, periyodik meme ağrısından farklı olarak, mensturasyon periyodları ile değişiklik göstermez. Ağrı genellikle tek taraflıdır ve memenin tümünde değil, belirli bir bölgede görülür. Nedenleri arasında memeye yönelik travma, göğüs kafesi veya boyunun romatizmal ağrıların memeye yansıması, memede abse, enfeksiyon sayılabilir.</p>
<p><strong>Ne Yapılmalı</strong></p>
<p>* Meme hareketlerini önleyecek rahat ve destekleyici sütyen kullanın.<br />
* Tuz alımını kısıtlayın.<br />
* Kafein kullanımını azaltın (kahve, çay, kolalı içecekler, çikolata).<br />
* Yağdan fakir, sebze, meyve ve tahıldan zengin diyet uygulayın.<br />
* Ağrı giderici ilaçlardan fayda görebilirsiniz.<br />
* Nedeninden emin olmak için mutlaka doktorunuzu ziyaret edin.</p>
<p><span>Hazırlayan: Nisan<br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/meme-agrilari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğum Aralığı</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/dogum-araligi.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/dogum-araligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 20:59:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Gebelik & Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[dogum]]></category>
		<category><![CDATA[Doğum aralığı]]></category>
		<category><![CDATA[Doğuma bağlı ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3357</guid>
		<description><![CDATA[Türkiyede doğuma bağlı sebeplerle her gün bir kadın hayatını kaybediyor. Üçten fazla gebeliklerde, bebek ölüm hızı da 3 buçuk kat artıyor.
Sağlıklı bir gebeliğin yanı sıra annenin sağlığı açısından da 2 yıl ara çok gereklidir.
Aile Planlaması Hayat Kurtarır sloganı ile yola çıkan Birleşmiş Milletler Nüfus Fonna göre, doğum aralığı iki yıldan az olmamalı&#8230;
BMnin araştırmasına göre aile planlaması tüm dünyanın sorunu. Dünyada 200 milyon kadın aile planlaması imkanlarından faydalanamıyor. Bunun sonucunda, her sene 23 milyon istenmeyen gebelik, 22 milyon kürtaj, 150 bin gebeliğe bağlı anne ölümü, 1,4 milyon da bebek ölümü yaşanıyor.
Bebek ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiyede doğuma bağlı sebeplerle her gün bir kadın hayatını kaybediyor. Üçten fazla gebeliklerde, bebek ölüm hızı da 3 buçuk kat artıyor.<br />
Sağlıklı bir gebeliğin yanı sıra annenin sağlığı açısından da 2 yıl ara çok gereklidir.<br />
Aile Planlaması Hayat Kurtarır sloganı ile yola çıkan Birleşmiş Milletler Nüfus Fonna göre, <em>doğum aralığı iki yıldan az olmamalı</em>&#8230;</p>
<p>BMnin araştırmasına göre aile planlaması tüm dünyanın sorunu. Dünyada 200 milyon kadın aile planlaması imkanlarından faydalanamıyor. Bunun sonucunda, her sene 23 milyon istenmeyen gebelik, 22 milyon kürtaj, 150 bin gebeliğe bağlı anne ölümü, 1,4 milyon da bebek ölümü yaşanıyor.</p>
<p>Bebek ve anne ölümleri en çok az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde görülüyor.</p>
<p><strong>TÜRKİYEDEKİ DURUM</strong><br />
Bu çerçevede Türkiyedeki tablo da içaçıcı değil:</p>
<p>* Türkiyede doğuma bağlı sebeplerle her gün bir kadın ölüyor.<br />
* Bu ölümlerin yarısı istenmeyen gebelikler sonucunda gerçekleşiyor.<br />
*  İki yıldan kısa sürelerle ve üç kereden fazla hamile kalmak, anne için çok riskli.<br />
* Doğum aralığı iki yıldan az olan gebeliklerde bebek ölüm hızı 2,5 kat artıyor. Bu risk üçüncü hamilelikten sonra 3,5 katına çıkıyor.<br />
* Doğum sırasında annenin hayatını kaybetmesi durumunda bebeğin ölüm riski de 8 kat artıyor.</p>
<p><strong>175 BİN KADININ HAYATINI KURTARACAK<br />
</strong><br />
BM Nüfus Fonu, aile planlamasını, çocuk sahibi olma seçimi ve sayısını, anne-babanın birlikte vermesi olarak tanımlıyor. Ve aile planlamasının yılda 175 bin kadının hayatını kurtaracağı öngörülüyor.</p>
<p>Hazırlayan : Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/dogum-araligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hormonlu Spiraller</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/hormonlu-spiraller.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/hormonlu-spiraller.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 20:53:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[adet düzensizliği]]></category>
		<category><![CDATA[dogum kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[Hormonlu spiraller]]></category>
		<category><![CDATA[Progesteron]]></category>
		<category><![CDATA[Rahim içi spiraller]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3353</guid>
		<description><![CDATA[Rahim içi hormonlu spiralleri kullanmadan önce doktorunuzun gerekli testleri yaptığından emin olun.
Rahim içine yerleştirilen spiral, gövdesinde bulundurduğu bir hazneden her gün az miktarda progesteron hormonu salgılayarak etki ediyor. Hormonlu spiral takıldığı günden itibaren 5 yıl süre ile hamileliğe karşı koruma etkisini devam ettiriyor. Progesteron hormonu içeren spiralin en önemli avantajı ise adet kanamasının miktarını ve bu dönemde gelişen sancıları büyük ölçüde azaltması. Bu etki bazı kadınlarda adet kanamasının spiral kullanıldığı sürece tümüyle kesilmesine kadar gidebiliyor. Bakır içeren spiralin aksine, hormon içeren spiralde genital enfeksiyon oluşma riski de oldukça azalıyor.
Kimler için ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rahim içi hormonlu spiralleri kullanmadan önce doktorunuzun gerekli testleri yaptığından emin olun.</p>
<p>Rahim içine yerleştirilen spiral, gövdesinde bulundurduğu bir hazneden her gün az miktarda progesteron hormonu salgılayarak etki ediyor. Hormonlu spiral takıldığı günden itibaren 5 yıl süre ile hamileliğe karşı koruma etkisini devam ettiriyor. Progesteron hormonu içeren spiralin en önemli avantajı ise adet kanamasının miktarını ve bu dönemde gelişen sancıları büyük ölçüde azaltması. Bu etki bazı kadınlarda adet kanamasının spiral kullanıldığı sürece tümüyle kesilmesine kadar gidebiliyor. Bakır içeren spiralin aksine, hormon içeren spiralde genital enfeksiyon oluşma riski de oldukça azalıyor.</p>
<p>Kimler için uygun? Uzun süre korunmak isteyen ve aşırı adet kanamasından şikayet eden kadınlar için oldukça ideal. Hormonlu spiral miyomlardan ötürü adet düzensizlikleri olan kadınlara da tavsiye ediliyor.<br />
Kimler için sakıncalı? Progesteron hassasiyeti olanlar için sakıncalı.</p>
<p>Hazırlayan : Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/hormonlu-spiraller.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğum Kontrol Bantları</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/dogum-kontrol-bantlari.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/dogum-kontrol-bantlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 20:50:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[alerjik test]]></category>
		<category><![CDATA[Doğum kontrol bandı]]></category>
		<category><![CDATA[Östrojen]]></category>
		<category><![CDATA[Progesteron]]></category>
		<category><![CDATA[yumurtlama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3351</guid>
		<description><![CDATA[Doğum Kontrol bantları düzenli kontrol yöntemi kullanmayıp,geçici bir süre için kullanacak kadınlar için oldukça ideal.
Doğum kontrol bandı, kadınlık hormonları östrojen ve progesteron içeriyor. Yaklaşık 5 santim genişliğinde olan bant, kalça, kol ve karnın alt bölgesine yapıştırıldıktan sonra her iki hormonun kan dolaşımına karışmasını sağlıyor. Üç haftalık kullanımın ardından yönteme bir hafta ara vermek gerekiyor. Bu bant, yumurtlamayı önlüyor ve rahim ağzı salgısının yapısını değiştirerek spermin rahme ulaşmasını ve rahim iç zarının kalınlaşmasını engelleyerek etki ediyor. Böylece yumurta döllense bile rahim içinde tutunamıyor.
Kimler için uygun? Doğum kontrolünü geçici bir süre olarak ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doğum Kontrol bantları düzenli kontrol yöntemi kullanmayıp,geçici bir süre için kullanacak kadınlar için oldukça ideal.</p>
<p>Doğum kontrol bandı, kadınlık hormonları östrojen ve progesteron içeriyor. Yaklaşık 5 santim genişliğinde olan bant, kalça, kol ve karnın alt bölgesine yapıştırıldıktan sonra her iki hormonun kan dolaşımına karışmasını sağlıyor. Üç haftalık kullanımın ardından yönteme bir hafta ara vermek gerekiyor. Bu bant, yumurtlamayı önlüyor ve rahim ağzı salgısının yapısını değiştirerek spermin rahme ulaşmasını ve rahim iç zarının kalınlaşmasını engelleyerek etki ediyor. Böylece yumurta döllense bile rahim içinde tutunamıyor.<br />
Kimler için uygun? Doğum kontrolünü geçici bir süre olarak düşünen, düzenli olarak bir doğum kontrol yöntemini kullanamayan kadınlar için ideal.<br />
Kimler için sakıncalı? Doğum kontrol haplarını kullanması sakıncalı olanlara tavsiye edilmiyor. Ayrıca, ciltleri hassas olan kadınlara da, yöntemin alerjik reaksiyon oluşturma ihtimali nedeniyle önerilmiyor.</p>
<p>Hazırlayan:Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/dogum-kontrol-bantlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğum Kontrol Hapları Hakkında Herşey</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/dogum-kontrol-haplari-hakkinda-hersey.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/dogum-kontrol-haplari-hakkinda-hersey.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 20:47:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Doğum Kontrol hapı]]></category>
		<category><![CDATA[Fizyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[OK]]></category>
		<category><![CDATA[Oral Kontraseptifler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3349</guid>
		<description><![CDATA[Doğum kontrol hapları ya da bilimsel adıyla oral kontraseptifler (OK) tüm dünyada yaygın şekilde kullanılan ve ucuz,basit ve oldukça yüksek etkili ilaçlardır. İçinde hormon olduğunun bilinmesi kadın sağlığı açısından son derece yararlı olduğu bilinen bu ilaç grubu hakkında pekçok yanlış bilgi ve inanışın doğmasına neden olmuştur. Sırf bu yanlış inanışlar nedeni ile pekçok kadın doğum kontrol hapı kullanımından endişe duymaktadır. Yazının tamamını okuduğunuzda bu mucizevi ilaçlar ile ilgili bilimsel gerçekleri bilecek ve anlayacaksınız.Doğru bir şekilde kullanıldığında ne derece etkili olduğuna şaşıracaksınız.
TARİHÇE
Kadında yumurtlamanın engellenmesi ile gebelik arasında ilişki kurulması ilk kez ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doğum kontrol hapları ya da bilimsel adıyla oral kontraseptifler (OK) tüm dünyada yaygın şekilde kullanılan ve ucuz,basit ve oldukça yüksek etkili ilaçlardır. İçinde hormon olduğunun bilinmesi kadın sağlığı açısından son derece yararlı olduğu bilinen bu ilaç grubu hakkında pekçok yanlış bilgi ve inanışın doğmasına neden olmuştur. Sırf bu yanlış inanışlar nedeni ile pekçok kadın doğum kontrol hapı kullanımından endişe duymaktadır. Yazının tamamını okuduğunuzda bu mucizevi ilaçlar ile ilgili bilimsel gerçekleri bilecek ve anlayacaksınız.Doğru bir şekilde kullanıldığında ne derece etkili olduğuna şaşıracaksınız.</p>
<p><strong>TARİHÇE</strong><br />
Kadında yumurtlamanın engellenmesi ile gebelik arasında ilişki kurulması ilk kez 1900&#8242;lü yılların başında gerçekleşmiştir. Ludwig Haberlandt adlı bir fizyoloji profesörü yumurtlalıklardan elde edilen ekstrelerin üreme potansiyeli ve yeteneğini engelleyebileceğini göstermiş ve 1931 yılında doğum kontrolü için hormonların kullanılmasını önermiştir. Hormonal doğum kontrol yöntemlerinin prensipleri bu dönemde fark edilmesine karşın teknoloji bu olayı destelemek için yeterli olmamıştır. Kadında yumurtalıktan salgılanan ana östrojen olan östradiolün 12 gramını üretmek için 80.000&#8242;den fazla dişi domuzun yumurtalıklarının işlemden geçirilmesi teknolojik yetersizliği ifade etmek için yeterlidir. Yine 1 gram progesteron hormonu üretmek için o dönemde 2500 gebe domuzun yumurtalıklarına gerek duyulmaktaydı. 1951 yılına gelindiğinde progesteron hormonu artık sentetik olarak üretilebilir hale gelmiştir. Aynı yıl progesteronu oluşturan karbon moleküllerinden ondokuzuncusunun çıkartılması ile maddenin etkinliğinin daha da arttığı fark edilmiş ve norethindron adı verilen snetetik progesteron bulunmuştur. 1956 yılında insanlar üzerindeki ilk deneyler yapılmış ve kanamanın kotrolü amacıyla doğum kontrol amaçlı kullanılması planlanan ilaçların içinde östrojen olması gerektiği fikri doğmuştur. Bu çalışmaların sonucu 1960 yılında ilk doğum kontrol hapı olan ENOVID piyasaya sürülmüştür. Bu hap günümüzde kullanılan haplar gibi hem östrojen hem de progesteron hormonu içeren kombine bir doğum kontrol hapıydı ancak içerdiği hormon miktarı çok yüksekti. Kombine oral kontraseptiflerin içerdiği hormon miktarı ile etkileri arasındaki ilişki 1970&#8242;lere kadar tam anlamı ile anlaşılamadı. Ancak bu yıldan sonra hapların içeridiği hormon miktarlarını azaltmaya yönelik çalışmalar başladı. Ayrıca yine farklı progesteron hormonları geçen zaman içerisinde üretildi. Progesteronlar arasındaki en önemli farklılık istenmeyen etki ortaya çıkartma potansiyelleridir. Geçen zaman içinde doğum kontrol haplarının hem içerdiği östrojen miktarı düşürüldü hem de progesteron içeriği değişerek istenmeyen yan etkilerin görülme sıklığı ve şiddeti azaltıldı.</p>
<p>Doğum kontrol haplarında amaç en az hormon kullanarak en etkili doğum kontrolünü sağlamaktır. Günümüzde kullanılan hapların hormon içeriği ilk kullanılan atalarının yarısından bile daha düşüktür.</p>
<p><strong>İÇERİK</strong></p>
<p><strong>Östrojen</strong><br />
Kadın yumurtalıkları tarafından salgılanan ana östrojen olan <strong>Estradiol</strong> en güçlü doğal östrojendir. Estradiolün doğum kontrolünde kullanılmasının önündeki ana engel ağızdan alındığında mide içinde hemen özelliini ve etkinliğini kaybetmesidir. 1938 yılında östradiolün 17 karbon atomuna bir etinil grubu eklendiği taktirde ağızdan alındığında etksini yitirmediğinin fark edilmesi doğum kontrol haplarının gelişiminde dönüm noktası olmuştur. Etinil östradiol adı verilen bu kimyasal bileşik günümüzde de doğum kontrol haplarında kullanılan ana östrojen hormonudur. Etinil östradiol çok güçlü bir östrojendir.</p>
<p>Etinil östradiolün etkisi kişiden kişiye ya da toplumdan topluma değişiklik gösterir. Hatta etki aynı kişide değişik zamanlarda bile farklılık gösterebilmektedir. İşte bu nedenden dolayı aynı doz bir kişide yan etkiler ortaya çıkartabilirken diğerinde hiçbir şey olmayabilir.</p>
<p>Doğum kontrol haplarının ciddi olabilecek yan etkileri içerdikleri etinil östradiol miktarına bağlıdır. Bu nedenle doğum kontrol hapı seçerken östrojen dozu önemli bir kriterdir.</p>
<p><strong>Progestin</strong><br />
Kelime anlamı olarak gebeliği destekleyici anlamına gelen progesteron yumurtlama sonrası yumurtalıkta kalan ve korpus luteum adı verilen bölümden salgılanan bir hormondur. Görevi kabaca gebeliğin düşükle sonuçlanmadan devamını sağlamaktır. Progesteron benzeri etki yapan maddeler ise progestin olarak adlandırılırlar. Progesteron vücutta asıl olarak kolesterolün testosterona ve testosteronun da progesterona dönüşmesi ile üretilir. Erkeklik hormonu olan testosteronun yapısında bulunan karbon atomlarının değiştirilmesi ile progesteron benzeri etki gösteren progestinler elde edilir. Doğum kontrol haplarının ilk zamanlarında kullanılan progestinlerin testosteron benzeri etkileri tam olarak ortadan kaldırılamadığı için tüylenme, kilo artışı gibi yan etkiler sıkça görülmekteydi. Bu etkilerin uzun dönemde kalp damar hastalıklarına yol açacağı endişesi yeni ve testosteron benzeri etkileri daha az ya da olmayan progestinlerin üretilmesi için araştırmacıları tetikledi. Bu araştırmaların sonucunda yeni kuşak progestinler olarak adlandırılan maddeler doğum kontrol haplarının içeriğinde yer almaya başladı. Desogestrel, gestoden ve norgestimat isimli bu progestinler yeni kuşak olarak adlandırılmaktadır ve günümüzde düşük içerikli pekçok doğum kontrol hapının içinde progestin olarak bunlar bulunmaktadır.</p>
<p><strong>DOĞUM KONTROL HAPLARININ TÜRLERİ</strong><br />
Doğum kontrol hapları her bir hapın içerdiği hormon miktarına göre multifazik ya da monofazik olarak iki gruba ayrılır. Monofazik olanlarda bir kutu içindeki her bir hapın içerdiği hormon miktarı birbirinin aynısıdır. Bir başka deyişle her hap birbiriyle eştir. Multifazik ilaçlarda ise ilk 7 hapın içeriği aynı, sonraki 7 hap farklı ve yine takip eden 7 hap farklı dozlarda hormon içerir. Multifazik hapların üretilmesinin altında yatan mantık kullanımın ilk dönemlerinde daha az kanama bozukluğuna yol açmak ve daha düşük metabolik değişikliğe neden olmaktır. Oysa yapılan çalışmalar multifazik ve monofazik ilaçlar arasında bir fark olmadığını göstermektedir. Bu nedenle günümüzde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de en sık olarak monofazik ilaçlar reçete edilmektedir.</p>
<p><strong>NASIL ETKİ EDER, GEBELİKTEN NASIL KORUR?</strong><br />
Normal bir adet döngüsünde beyindeki hipofiz bezinden salgılanan FSH isimli hormon yumurtalıkları uyararak içinde yumurta hücresi içeren folikül adı verilen yapıların gelişmesini sağlar. Her ay belirli sayıda folikül FSH etkisiyle gelişmeye başlar ve bunlardan sadece biri baskın hale gelerek gelişimini devam ettirir.Gelişmekte olan folikül östrojen hormonu salgılar. Salgılanan östrojen hipofiz bezi üzerinde negatif etki yaparak FSH salınımını baskılar. Yani önce FSH artıkça östrojen artar ve artan östrojen FSH&#8217;yı azaltarak yeni folikül gelişmesini engeller. Gelişen baskın folikül belirli büyüklüğe ulaştığında bu kez hipofizden LH adı verilen hormon salgılanır ve bu yumurtlamayı sağlar. Daha sonra ise yumurtalıklardan progesteron salgılanmaya başlar.</p>
<p>Östrojen ve progesteron içeren kombine doğum kontrol hapları hipofiz üzerinden FSH ve LH salgılanmasını etkileyerek yumurtlamayı engeller. Doğum kontrol haplarının asıl etkisi progesteron üzerinden olur. Progesteron LH salgısını baskılayarak yumurtlama olmasını engeller. Östrojen ise FSH salgılanmasını baskılayarak folikül gelişimi olmamasını sağlar.</p>
<p>İlk paragrafa yeniden göz atacak olursak, normal bir adet döngüsünde östrojen artınca FSH, progesteron artınca LH azalmaktaydı.Biz östrojen ve progesteronu dışarıdan vererek bu etkiyi sağlamaktayız.</p>
<p>İlacın içindeki östrojen dozu folikül büyümesini baskılamada yetersiz kalsa bile progesteron içeriği yumurtamayı engellediğinden etkili bir koruma sağlanır. Yumurtlama olmayında döllenecek yumurta ortamda bulunmayacağından gebelik oluşmayacaktır.</p>
<p>İlaç içindeki östrojenin bir diğer etkisi de rahim içini döşeyen ve endometrium adı verilen zar tabakasının dengede kalmasını sağlayarak düzensiz kanamaları engellemesidir. Progesteronun etkisini arttırmak için de östrojen gereklidir.</p>
<p>Öte yandan ilacın içindeki progesteron endometrium tabakasının yapısında değişikliğe neden olur. Değişime uğrayan endometrium embryonun yerleşmesi ve büyümesi için elverişsiz bir ortamdır. Progesteron aynı zamanda fallop tüplerinin hareketini bozar ve yumurtanın tüplerden geçiş süresini değiştirir. Yine rahim ağzından gerçekleşen salgıda değişikliğe neden olarak spermlerin bu salgı içinde ilerlemelerini güçleştirir.</p>
<p>Görüldüğü gibi doğum kontrol hapları birden fazla etkiyle gebeliği engelemektedir Ancak asıl ve temel etki yumurtlamanın engellenmesidir.</p>
<p><strong>YENİ DÜŞÜK DOZ DOĞUM KONTROL HAPLARI</strong><br />
Doğum kontrol hapları ilk kez kullanıma girdiğinde içerdikleri östrojen miktarları çok yüksekti. Aynı zamanda progestin içeriğinin erkeklik hormonu olan testosterona benzer yan etkileri oldukça fazlaydı. Zaman içerisinde yeni nesil progestinlerin geliştirilmesi ile bu yan etkiler bertaraf edildi. Ancak yüksek doz östrojenin bulantı kusma gibi basit yan etkilerinin yanı sıra damarlarda pıhtılaşma ve bu pıhtının dolaşıma geçerek kalp ve beyin damarlarını tıkaması gibi ölümcül olabilecek yan etkilerinin olduğu bilinmekteydi. Bu amaçla hapların etkinliğini azaltmadan içeridkleri östrojen miktarını azaltmaya yönelik araştırma ve incelemeler hızla yayıldı. Bu araştırmaların sonucunda doğum kontrol haplarının östrojen içeriğinde giderek bir azalma sağlandı.</p>
<p>İlk çıkan eski kuşak doğum kontrol hapları 50-80 mikrogram östrojen içermekteydi. Bu oldukça yüksek bir östrojen miktarıdır. Daha sonra sırasıyla 35 ve 30 mikrogram östrojen içeren preparatlar piyasaya sürüldü. Günümüzde ise piyasada en fazla reçete edilen ilaçlar 20 mikrogram gibi oldukça düşük sayılabilecek miktarlarda östrojen hormonu içermektedirler. Bu düşük miktara rağmen gebelikten koruma etkisinde en ufak bir azalma söz konusu değildir. Halen 15 mikrogram östrojen içeren haplar ile ilgili çalışmalar devam etmektedir ve yakın bir gelecekte bu haplar piyasada yerini alacaktır.Genel olarak 30 mikrogram ve daha az miktrda östrojen içeren doğum kontrol hapları düşük doz doğum kontrol hapları olarak adlandırılırlar.</p>
<p>Düşük doz hapların en önemli avantajı östrojen bağlı yan etki görülme olasılığının en aza indirilmesidir. Ancak düşük dozun bir dezavantajı vardır. Östrojen dozu azaldıkça endometrium üzerindeki dengeleyici etki de azaldığından hap kullanımı sırasında lekelenme tarzında ara kanamalar görülebilir. Bu durum ilaç kullanmaya devam edildiğinde 3-4 kutu sonra ortadan kalkar. Daha uzun süre devam etmesi durumunda ise bir üst doza geçmek gerekebilir.</p>
<p>Günümüzde ülkemiz de dahil olmak üzere pek çok değişik marka doğum kontrol hapı eczanelerde satışa sunulmuştur. Şu anda satılan ilaçlar 20 ile 50 mikrogram arasında hormon içermektedir. Üstelik bu ilaçlar doktor reçetesine gerek olmadan satın alınabilmektedir. Doğum kontrol hapı almak amacıyla eczaneye giden bir kişi eczacının tercihine göre hap alıp kullanmaya başlamaktadır. Bu sakıncalı olabilecek bir durumdur.</p>
<p><strong>HAP SEÇİMİNDE NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?</strong><br />
En basit ağrıkesiciden en komplike kanser ilacına kadar kullanılan her ilacın potansiyel yan etkileri vardır. Yine her ilacın kullanılamayacağı kontraendikasyon olarak tanımlanan sakıncalı durumlar söz konusudur. Bu nedenle hangi ilaç olursa olsun doktor önerisi olmadan hiçbir ilaç kullanılmamalıdır. Daha önce de belirtildiği üzere östrojen söz konusu olduğunda aynı miktarda östrojen farklı kişilerde, hatta aynı kişide dönemden döneme farklı etki gösterebilir. Bu nedenle doktor önerisi olmadan doğum kontrol hapı kullanmak uygun bir davranış şekli değildir.</p>
<p>İstenmeyen gebeliklerden korunmak için doğum kontrol hapı kullanmaya karar verdiğinizde jinekoloğunuz sizi muayene edip gerekirse bazı incelemeler yaparak size en uygun dozdaki hapı önerecektir. Doğum kontrol hapları sadece gebelikten korunmak için kullanılmaz. Pekçok jinekolojik patolojinin tedavisinde de doğum kontrol hapı yaygın şekilde kullanılır. Değişik patolojilerin tedavisinde farklı miktarda östrojen içeren ilaçlar gerekli olabilir. Bu nedenle mutlaka jinekoloğunuzun önerdiği doğum kontrol hapını kullanmalısınız.</p>
<p><strong>DOĞUM KONTROL HAPININ AVANTAJLARI NELERDİR?</strong><br />
Düzenli kullanıldığı taktirde çok yüksek etkinliğe sahip yan etki oranı düşük geri dönüşlü bir yöntem olması en önemli avantajıdır. Bunun yanısıra kadın sağlığı açısından pek çok olumlu etkisi vardır. Düzenli kullanım sonrası bazı kanser türlerine karşı koruyuculuk sağlar. Adet kanamalarıı düzene sokması bir diğer avantajdır. Doğum kontrol hapı kullanırken adet kanaması uygun olmaya bir güne denk gelecekse hap kullanımına ara vermeden devam ederek bu dönem atlatılabilir. Adet kanamasının zamanının ayarlanabilmesi önemli bir avantajdır.</p>
<p><strong>DOĞUM KONTROL HAPININ DEZAVANTAJLARI NELERDİR?</strong><br />
Düzenli alınmasının gerekmesi ve yüksek oranda hasta uyumu gerektirmesi en önemli dezavantajıdır. Yöntemin başarısı kişinin kullanımına bağlıdır. Özellikle ağzıdan ilaç almayı sevmeyen ve hap almayı unutabilecek dalgın yapıdaki kişiler için uygun bir yöntem olmayabilir. Cinsel yönden bulaşabilen hastalıklara karşı etkili bir koruma sağlamaması özellikle çok eşli kişiler için bir dezavantaj olarak kabul edilebilir.</p>
<p>Hazırlayan :Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/dogum-kontrol-haplari-hakkinda-hersey.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklardan Korunma Yolları</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklardan-korunma-yollari.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklardan-korunma-yollari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 20:36:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel yolla bulaşan hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat kadınları]]></category>
		<category><![CDATA[Korunma yolları]]></category>
		<category><![CDATA[Partner]]></category>
		<category><![CDATA[prezervatif]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3343</guid>
		<description><![CDATA[
Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan bireysel düzeyde korunmanın en etkili yolu hastalık riski taşıyan şüpheli kişilerle (hayat kadınları, hayat kadınlarıyla birlikte olduğu bilinen kişiler, çok sayıda partneri olan ya da olmuş kişiler) ilişkiye girmekten kaçınmaktır.
Ancak unutulmamalıdır ki bariz olarak şüpheli olmayan biriyle beraber olunduğunda da hastalık bulaşabilir. O yüzden ikinci basamak, hakkında bilgi sahibi olunmayan bir kişiyle, ne kadar &#8220;temiz&#8221; görünürse görünsün, ilişkide prezervatif kullanmaktır.
Prezervatifler arasında lateks yapılı olan ve spermisit içerenler tercih edilmelidir (spermisitlerin aynı zamanda mikroorganizmaları etkisiz hale getirebilme özellikleri de bulunmaktadır). Prezervatif bir kez kullanılmalı ve ilişki sonrası ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000; font-stretch: normal; font-size: 12px;"><span><br />
Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan bireysel düzeyde korunmanın en etkili yolu hastalık riski taşıyan şüpheli kişilerle (hayat kadınları, hayat kadınlarıyla birlikte olduğu bilinen kişiler, çok sayıda partneri olan ya da olmuş kişiler) ilişkiye girmekten kaçınmaktır.</p>
<p>Ancak unutulmamalıdır ki bariz olarak şüpheli olmayan biriyle beraber olunduğunda da hastalık bulaşabilir. O yüzden ikinci basamak, hakkında bilgi sahibi olunmayan bir kişiyle, ne kadar &#8220;temiz&#8221; görünürse görünsün, ilişkide prezervatif kullanmaktır.</p>
<p>Prezervatifler arasında lateks yapılı olan ve spermisit içerenler tercih edilmelidir (spermisitlerin aynı zamanda mikroorganizmaları etkisiz hale getirebilme özellikleri de bulunmaktadır). Prezervatif bir kez kullanılmalı ve ilişki sonrası çıkartıldıktan sonra poşete koyularak atılmalı ve eller sabunlu suyla yıkanmalıdır.</p>
<p>Prezervatif kullanımı yıllar boyu erkeklerin tekelinde ve inisiyatifinde kalmıştır. Son yıllarda ise kadınların kullanımına uygun olarak geliştirilen prezervatifler Amerika&#8217;da ve bazı Avrupa ülkelerinde kullanılmaya başlanmıştır. Ülkemize de girmiş olan bu ürünlerin çok yakında yaygın olarak kullanılacağını düşünüyorum.</p>
<p>Ne kadar etkili korunma olursa olsun cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından herkes risk altındadır. Bu hastalıkların çoğunda erken tanı ve tedavi hem kişinin sağlığının tekrar oluşturulması, hem de hastalığın daha çok bulaşmasının engellenmesi açısından önemlidir. Her bireyin CYBH grubunda yer alan hastalıkların genel belirtilerini bilmesi çekinmeden doktora başvurması önemlidir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000; font-stretch: normal; font-size: 12px;"><span>ayrıca düzenli olarak sağlık kontrolüne gitmek de bir korunma yoludur.Korunamamış olunsa bile erken teşhisle hem hastalık ilerleyip dönülmez boyutlara ulaşmadan tedavi sağlanır hem de başkalarına bulaştırma riski ortadan kalkar.<br />
</span></span></p>
<p><span style="color: #000000; font-stretch: normal; font-size: 12px;"><span>Hazırlayan : Nisan<br />
</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklardan-korunma-yollari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar-AIDS</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-aids.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-aids.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 20:30:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[aids]]></category>
		<category><![CDATA[Ateş]]></category>
		<category><![CDATA[Elisa]]></category>
		<category><![CDATA[Elisa testi]]></category>
		<category><![CDATA[HIV]]></category>
		<category><![CDATA[Kilo kaybı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3340</guid>
		<description><![CDATA[Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan biridir. Ayrıca, AIDS taşıyan kanla, kan bulaşmış araçlarla ve anneden bebeğe bulaşma anne karnında,doğum sırasında ve sütle de bulaşır. AİDS hastalığını taşıyan HIV virusu vücuda girdikten ancak 3 ay sonra kan testi ile saptanır. Bu teste &#8220;ELISA&#8221; testi denir. Vücuda giren HIV, AİDS hastalığı yapmayabilir. Ancak HIV taşıyanlar başkalarına bulaştırırlar.
AİDS tedavisi olmayan bir hastalıktır. Vücudun mikroplara karşı korunma sistemini bozarak bütün vücudu etkiler ve başka hastalıkların oluşmasına neden olur. HIV vücuda girdikten 5-10 yıl sonra AİDS ortaya çıkabilir. Hastalığın çıkma belirtileri arasında; sürekli halsizlik, nedeni bilinmeyen ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan biridir. Ayrıca,<strong> AIDS</strong> taşıyan kanla, kan bulaşmış araçlarla ve anneden bebeğe bulaşma anne karnında,doğum sırasında ve sütle de bulaşır. AİDS hastalığını taşıyan HIV virusu vücuda girdikten ancak 3 ay sonra kan testi ile saptanır. Bu teste &#8220;ELISA&#8221; testi denir. Vücuda giren HIV, AİDS hastalığı yapmayabilir. Ancak HIV taşıyanlar başkalarına bulaştırırlar.</p>
<p>AİDS tedavisi olmayan bir hastalıktır. Vücudun mikroplara karşı korunma sistemini bozarak bütün vücudu etkiler ve başka hastalıkların oluşmasına neden olur. HIV vücuda girdikten 5-10 yıl sonra AİDS ortaya çıkabilir. Hastalığın çıkma belirtileri arasında; sürekli halsizlik, nedeni bilinmeyen uzun süreli ateş, kilo kaybı, gece terlemeleri, cinsel organlarda uzun süreli yaralar ve tedavi ile geçmeyen mantarlar, zatürre sayılabilir. Vücudu güçlendiren tedavilerle hastanın yaşamı uzatılır.</p>
<p>HIV,virusu taşıyan kişinin kullandığı klozet, bardak, çatal, kaşık ile bulaşmaz. Tokalaşma, kucaklaşma, öpme ile bulaşmaz. Ancak ağız ağıza öpüşmede kanamaya yol açacak sert öpüşmeler, ağızdaki yaralar, öpüşmedem önce diş fırçalaması sırasında diş etlerinin kanamış olması bulaşmaya neden olabilir.</p>
<p>Sivrisinek ya da böcekler vasıtasıyla insanlara bulaşmaz. Ter, tükürük, gözyaşı, öksürük, idrar ve dışkıyla bulaşmaz.Kan yoluyla bulaşan bir hastalık olduğu için hasta olan kişi ile günlük ilişkinizi sürdürebilirsiniz fakat herhangi bir kanama ile bulaşma olasılığına karşı çok dikkat etmelisiniz.</p>
<p>Hazırlayan : Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-aids.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar- Hepatit-B</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-hepatit-b.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-hepatit-b.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 20:23:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[Ateş]]></category>
		<category><![CDATA[Hepatit-B]]></category>
		<category><![CDATA[Kan yolu]]></category>
		<category><![CDATA[Salgın]]></category>
		<category><![CDATA[Sarılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3338</guid>
		<description><![CDATA[Cinsel yolla ve kanla bulaşır. Bütün vücudu etkileyen bir hastalıktır. Karaciğerde büyüme ve hassaslık, idrar renginde koyulaşma ve sarılık, ateş, kusma görülür. Hastalığın salgın olduğu yerlerde aşı yapılabilir. Karaciğer iltihabı, siroz, karaciğerde kanser ve ölüme neden olabilir. Kesin tedavisi yoktur. Vücudu güçlendirici tedavi hastalığın zararını azaltır. Hasta ile yakın temasta olan kişilerin virüsü alıp almadığı incelendikten sonra aşı ya da başka önlemler uygulanır.Hastalığa yakalanmadan öne koruyucu aşı yaptırmak çok önemlidir.Hastalık başladığında ise tedaviyi geciktirmemelidir. 
Hepatit-B(sarılık) cinsel yoldan başka, kan yolu ile de bulaşır. Hastalığı taşıyan kişiden kan nakli ile, hasta ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cinsel yolla ve kanla bulaşır. Bütün vücudu etkileyen bir hastalıktır. Karaciğerde büyüme ve hassaslık, idrar renginde koyulaşma ve sarılık, ateş, kusma görülür. Hastalığın salgın olduğu yerlerde aşı yapılabilir. Karaciğer iltihabı, siroz, karaciğerde kanser ve ölüme neden olabilir. Kesin tedavisi yoktur. Vücudu güçlendirici tedavi hastalığın zararını azaltır. Hasta ile yakın temasta olan kişilerin virüsü alıp almadığı incelendikten sonra aşı ya da başka önlemler uygulanır.Hastalığa yakalanmadan öne koruyucu aşı yaptırmak çok önemlidir.Hastalık başladığında ise tedaviyi geciktirmemelidir.<strong> </strong></p>
<p>Hepatit-B(sarılık) cinsel yoldan başka, kan yolu ile de bulaşır. Hastalığı taşıyan kişiden kan nakli ile, hasta ile aynı iğnenin kullanılmasıyla, hasta ile aynı traş bıçağının kullanılmasıyla, kan kardeşi olmakla, yaraya çıplak elle dokunmakla bulaşır.</p>
<p>Hazırlayan : Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-hepatit-b.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar-HPV</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-hpv.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-hpv.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 20:18:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[HPV]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan papilloma virüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Karnıbahar görüntüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Kondom]]></category>
		<category><![CDATA[Mikrop]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3336</guid>
		<description><![CDATA[En çok cinsel yolla bulaşır.Hastalığın nedeni insan papilloma virüsüdür.İngilizce bu anlama gelen Human papilloma virus kısaltması olan HPV kullanılır.
Dış üreme organları ile erkeklerde idrar kanalının dışa açılan kısımlarında kadınlarda haznede, makat ve idrar kanalının dışa yakın kısımlarında görülen ağrısız karnıbahar görüntüsünde et kümeleridir. Tedavisi mümkündür. Hastanın eşinin de muayene olması ve tedavi süresince cinsel ilişkide bulunmamaları ya kondom(kılıf) kullanmaları gereklidir.
Tedavi edilmezse kümeler büyüyerek çevrelerindeki organlara zarar verir. Erkeklerde idrar kanalını kadınlarda doğum yolunu, idrar kanalını, makatı tıkayabilir. Bebekler mikrobu doğum sırasında anneden alabilir ve solunum yolunda oluşan siğiller bebekte solunum ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>En çok cinsel yolla bulaşır.Hastalığın nedeni insan papilloma virüsüdür.İngilizce bu anlama gelen Human papilloma virus kısaltması olan HPV kullanılır.</p>
<p>Dış üreme organları ile erkeklerde idrar kanalının dışa açılan kısımlarında kadınlarda haznede, makat ve idrar kanalının dışa yakın kısımlarında görülen <strong>ağrısız karnıbahar görüntüsünde et kümeleridir</strong>. Tedavisi mümkündür. Hastanın eşinin de muayene olması ve tedavi süresince cinsel ilişkide bulunmamaları ya kondom(kılıf) kullanmaları gereklidir.</p>
<p>Tedavi edilmezse kümeler büyüyerek çevrelerindeki organlara zarar verir. Erkeklerde idrar kanalını kadınlarda doğum yolunu, idrar kanalını, makatı tıkayabilir. Bebekler mikrobu doğum sırasında anneden alabilir ve solunum yolunda oluşan siğiller bebekte solunum yolunu tıkayabilir.</p>
<p>Hazırlayan : Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-hpv.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar-Genital Herpes</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-genital-herpes.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-genital-herpes.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 20:11:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Genital herpes]]></category>
		<category><![CDATA[Herpes Simpleks]]></category>
		<category><![CDATA[HSV]]></category>
		<category><![CDATA[Lezyon]]></category>
		<category><![CDATA[Rahim ağzı]]></category>
		<category><![CDATA[Uçuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3334</guid>
		<description><![CDATA[Yaygın adı ile uçuk olarak bilinen lezyon, Herpes Simpleks Virus (HSV) adı verilen virüsün yol açtığı bir enfeksiyondur.
Sadece 45 milyon kişi A.B.D.&#8217;de bu hastalğa yakalanmıştır ve her yıl 500.000 yeni vaka ortaya çıkmaktadır. Bu tablonun dramatik olan yanı hastaların %80&#8242;i ya herhangi bir yakınma ortaya çıkmadığı ya da belirtileri yanlış yorumladığı için hasta olduğunun farkında değildir.Ülkemizde de oldukça yaygındır.Tedavi edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açar.
HSV&#8217;nin 2 tipi vardır: HSV1 ve HSV2. HSV1 genelde dudak etrafındaki uçuk şeklinde lezyonlara neden olurken, HSV2 genelde genital organlarda enfeksiyon yaratmaktadır.
Virus ilk defa enfeksiyon yarattıktan ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaygın adı ile uçuk olarak bilinen lezyon, Herpes Simpleks Virus (HSV) adı verilen virüsün yol açtığı bir enfeksiyondur.</p>
<p>Sadece 45 milyon kişi A.B.D.&#8217;de bu hastalğa yakalanmıştır ve her yıl 500.000 yeni vaka ortaya çıkmaktadır. Bu tablonun dramatik olan yanı hastaların %80&#8242;i ya herhangi bir yakınma ortaya çıkmadığı ya da belirtileri yanlış yorumladığı için hasta olduğunun farkında değildir.Ülkemizde de oldukça yaygındır.Tedavi edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açar.</p>
<p>HSV&#8217;nin 2 tipi vardır: HSV1 ve HSV2. HSV1 genelde dudak etrafındaki uçuk şeklinde lezyonlara neden olurken, HSV2 genelde genital organlarda enfeksiyon yaratmaktadır.</p>
<p>Virus ilk defa enfeksiyon yarattıktan sonra sinir düğümlerinde sessiz olarak yıllarca bekleyebilmekte ve uygun ortam ve zamanda yeniden enfeksiyona neden olabilmektedir. Bu nedenle HSV enfeksiyonları sinsi enfeksiyonlardır.</p>
<p><strong>Belirtiler </strong><br />
Herpes bulguları kişiden kişiye değişir. İlk atakta genelde virüs ile tamastan sonra 2 gün 3 hafta arası bir sürelik kuluçka devresini takiben yanma, kaşıntı, bacaklarda ağrı, kalça ve genital bölgede ağrı, vajinal akıntı, karın boşluğunda dolgunluk hissi görülebilir. Bu ilk bulgulardan birkaç gün sonra enfeksiyon alanında uçuk tarzı yaralar ortaya çıkar. Bu yaralar vajinada ve rahim ağzında olabilir. 3-4 gün içinde bu yaralar iz bırakmadan kaybolurlar. Bu aşamadan sonra virus omurilik düzeyinde sinir köklerine giderek yerleşir ve burada inaktive halde beklemeye başlar. Pekçok kişide de periyodik olarak re-enfeksiyona neden olur. Bu reenfeksiyonlar esnasında virusler sinirler boyunca ilerleyerek genelde ilk enfeksiyonu yarattığı alanların yakınında yeni lezyonları yapar.Her enfeksiyon atağı esnasında gözle görülebilen lezyonların bulunması şart değildir. Çoğu zaman fark edilmeyen ataklar olur. Bu dönemlerde vajinal salgılar ile virüs yayılımı olduğundan kadın cinsel partnerine hastalığı bulaştırabilir.</p>
<p><strong>Tanı</strong><br />
Gözle görülebilen lezyonların varlığında tanıyı koymak kolaydır. Ancak bunun HSV olduğunu göstermek için bazı laboratuvar tetkikleri gerekebilir. Bunun en iyi yolu aktif enfeksiyon sırasında lezyonlardan alınacak materyalde viral kültür yapmaktır. Ancak bu oldukça masraflı bir tekniktir. Materyalde virus üretilememesi hastalık olmadığı anlamına da gelmez. Kesin tanının çok zor olması nedeni ile pekçok vaka hatalı olarak teşhis ve tedavi edilmektedir. Kanda yapılan immünolojik testler ile de HSV varlığı saptanabilir. Ancak bu testler aktif enfeksiyonu göstermez. Sadece kişinin hayatının herhangi bir döneminde enfeksiyon geçirip geçirmediğini ve bağışıklık sisteminin virüse karşı antikor geliştirip geliştirmediğini belirler. Antikorlar bulunsa bile bunlar kişiyi yeni enfeksiyonlardan korumaz. Kan testi ayrıca oral ve genital enfeksiyonların ayrımını da sağlayamaz. Son zamanlarda HSV1 ve HSV2&#8242;yi ayrıdedebilen kan testleri geliştirilmiş olmakla beraber bunların yaygın kullanımı henüz daha mevcut değildir.</p>
<p><strong>Tedavi</strong><br />
Günümüzde Herpes tedavisi için değişik ilaçlar mevcuttur ancak bu ilaçlar kesin tedavi sağlayamamaktadırlar. Viral bir enfeksiyon olduğu için antibiyotikler etkisiz olmaktadır. İlaçlar sedece ilk atağın şiddetini azaltmakta ve süresini kısaltmakta , daha sonraki atakların ise sıklığını düşürmektedir. HSV enfeksiyonu geçiren kişiler bazı birkaç basit kurala uyarak enfeksiyonun süresini ve bulaşıcılığı azaltabilirler. Bu önlemlerden en basit fakat en önemli olanı enfekte alanı temiz ve kuru tutmaktır.</p>
<p>Uçuk olan bölgeye dokunmamak ya da dokunduktan sonra hemen elleri yıkamak son derece önemlidir.</p>
<p>Lezyonlar tamamen iyileşene kadar cinsel ilişkiden kaçınmak da önemli bir konudur.</p>
<p>Tekrarlayan enfeksiyonlar travma, soğuk algınlığı, adet görme ya da stress gibi vücut direncini düşüren durumlarda ortaya çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Riskler</strong><br />
Genital Herpes enfeksiyonu bazı riskleri de beraberinde getirir.Ancak uzun dönem hayat kalitesini etkileyebilecek etkileri yoktur. Gebelik gibi genel vücut direncinin azaldığı durumda olan kişiler aktif enfeksiyon açısından dikkatli takip edilmelidirler. Eğer Herpesin ilk atağı gebelik esnasında ortaya çıkarsa bu durumda virüs bebeğe geçebilir ve bu tür gebeliklerde erken doğum riski her zaman bulunur. Neonatal herpes ile doğan (anne karnında iken virüs ile temas eden ve enfekte olan) bebeklerin %50&#8242;sinde nörolojik hasarlar ve ölüm meydana gelir. Bebeklerde beyin iltihabı, göz problemleri, ciddi boyutta döküntüler ortaya çıkar ancak bu bebeklerin büyük bir kısmı antiviral ilaç tedavilerinden yarar görürler. Bebeklerdeki risk büyük ölçüde annenin geçirdiği atağın ilk ya da tekrarlayan atak olmasına bağlıdır. Aktif enfeksiyon varlığını araştırmak için yapılan viral kültürlerin sonucu uzun bir süre aldığı için genital herpesden şüphelenilen vakalarda doğum şekli olarak sezaryen tercih edilir. Eğer aktif enfeksiyon yok ise sezaryen şart değildir</p>
<p>Hazırlayan : Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-genital-herpes.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar- TricomonasVaginalis</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-tricomonasvaginalis.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-tricomonasvaginalis.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 20:02:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Akıntı]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[Kondom]]></category>
		<category><![CDATA[Kötü kokulu akıntı]]></category>
		<category><![CDATA[Koyu renk akıntı]]></category>
		<category><![CDATA[TricomonasVaginalis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3331</guid>
		<description><![CDATA[Cinsel ilişki ile bulaşır, bol, koyu renk ve kötü kokulu bir akıntı görülür. Tedavisi kolaydır. Eşlerin birlikte tedavi olması gerekir. İyileşme görülmezse tekrar sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Tedavi süresince kondom(kılıf) kullanılmalı ya da cinsel ilişkide bulunulmamalıdır.
Tedavisinin kolay olmasıyla birlikte erken teşhis çok önemlidir.Eğer tedavi edilmezse ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.Eşlerin birinin tedavi olması elbette yeterli değildir.
Hazırlayan : Nisan
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cinsel ilişki ile bulaşır, bol, koyu renk ve kötü kokulu bir akıntı görülür. Tedavisi kolaydır. Eşlerin birlikte tedavi olması gerekir. İyileşme görülmezse tekrar sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Tedavi süresince kondom(kılıf) kullanılmalı ya da cinsel ilişkide bulunulmamalıdır.</p>
<p>Tedavisinin kolay olmasıyla birlikte erken teşhis çok önemlidir.Eğer tedavi edilmezse ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.Eşlerin birinin tedavi olması elbette yeterli değildir.</p>
<p>Hazırlayan : Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-tricomonasvaginalis.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar- Klamidya</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-klamidya.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-klamidya.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 19:52:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[İdrarda yanma]]></category>
		<category><![CDATA[Kaşınma]]></category>
		<category><![CDATA[Kızarıklık]]></category>
		<category><![CDATA[Klamidya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3328</guid>
		<description><![CDATA[Klamidya Nedir?
Klamidya enfeksiyonu chlamydia trachomatis adı verilen bir bakterinin sorumlu olduğu bir hastalıktır ve özellikle gelişmiş ülkelerde cinsel yolla bulaşabilen hastalıkların en sık görülenidir.Çoğu hasta hastalığı taşıdığının farkında değildir,bu yüzden cinsel yönden aktif olanlar mutlaka düzenli testleri yaptırmalıdır.
Belirtileri
Genelde belirti vermemesine rağmen bazı kadınlarda hafif sarımsı akıntı, idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, vajinal bölgede yanma ve kaşınma, kızarıklık, şişlik, dış genital organlarda yaralar, ilişki esnasında ağrı ve anormal kanama gibi kalmidya enfeksiyonuna özgü olmayan nonspesifik tabir edilen belirtiler olur. Erkeklerde ise en sık bulgu penisden olan akıntı ve idrar yaparken ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #9f529f; font-size: small;">Klamidya Nedir?</span></strong><br />
<span>Klamidya enfeksiyonu chlamydia trachomatis adı verilen bir bakterinin sorumlu olduğu bir hastalıktır ve özellikle gelişmiş ülkelerde cinsel yolla bulaşabilen hastalıkların en sık görülenidir.Çoğu hasta hastalığı taşıdığının farkında değildir,bu yüzden cinsel yönden aktif olanlar mutlaka düzenli testleri yaptırmalıdır.<br />
<strong><span style="color: #8b4b65;">Belirtileri</span></strong><br />
Genelde belirti vermemesine rağmen bazı kadınlarda hafif sarımsı akıntı, idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, vajinal bölgede yanma ve kaşınma, kızarıklık, şişlik, dış genital organlarda yaralar, ilişki esnasında ağrı ve anormal kanama gibi kalmidya enfeksiyonuna özgü olmayan nonspesifik tabir edilen belirtiler olur. Erkeklerde ise en sık bulgu penisden olan akıntı ve idrar yaparken olan yanmadır.<br />
<strong><span style="color: #8b4b65;">Tanı</span></strong><br />
Tanı hastanın öyküsü ve muayene esnasında alınan servikal doku örneğinin laboratuvarda incelenmesi ile konur. Bu masraflı bir teknik olmasına ve heryerde yapılamamasına rağmen en etkili teşhis yöntemidir.<br />
Klamidyayı saptayacak ve tarama testi olarak kullanılabilecek idrar analiz teknikleri geliştirmek amacı ile çalışmalar sürdürülmektedir. Klamidya saptandığında kişinin son 1 hafta içinde ilişkide bulunduğu bireyler de taranmalıdır. Tedavi edilmediği taktirde klamidya enfeksiyonununen ciddi sonucu infertilitedir. Pek çok kadında pelvik iltihabi hastalığın etken faktörü klamidyadır ve vücuda girdikten uzun yıllar sonra bu tabloya neden olabilir. Klamidya enfeksiyonu karın boşluğu içerisinde yapışıklıklara neden olur ve uzun dönemde çocuk sahibi olmada güçlükler meydana gelebilir.Enfeksiyon varlığından habersiz olan gebe kadınları bekleyen en büyük tehlike ise erken doğum riski ve bundan çok daha önemlisi doğum esnasında mikroorganizmayı bebeğe bulaştırmaktır. Klamidya bebeklerde göz iltihaplarına neden olur. Trahom adı verilen bu hastalık körlükle dahi sonuçlanabilir. Ayrıca yenidoğanlardaki diğer bir tehlike de klamidya zaatürresidir. Bu nedenle gebe olan her kadında klamidya taraması iddeal olarak yapılmalıdır.<br />
<strong><span style="color: #8b4b65;">Önlem</span></strong><br />
Klamidya enfeksiyonundan korunmanın en etkili yolu diğer bütün cinsel yolla bulaşan hastalıklarda olduğu gibi (uzun süreli tek eşli bir ilişki yok ise) kondom kullanmaktır. Bunun dışında yıkanırken akan suyla yıkanmak yani duş yapmak, vajina içini su ile yıkamamak, sentetik iç çamaşır yerine pamuklu olanları tercih etmek, çok dar pantolon giymemek gibi basit kurallara dikkat etmek tüm vajinal enfeksiyonlardan korunmada olduğu gibi klamidyadan da korunmada etkilidir. En az yılda bir herhangi bir yakınma olmasa bile kontrole gitmek de genel sağlık açısından önemlidir.<br />
<strong><span style="color: #8b4b65;">Tedavi</span></strong><br />
Klamidyanın tedavisi antibiyotikler ile olur. Yapılan araştırmalar sonucu Amerikan Hastalık Kontrol ve Öneme Dairesi klamidya enfeksiyonları için standart protokoller önermiştir. Bu tedaviler ile klamidya herhangi bir zarar yaratmadan tedavi edilebilir. Klamidya ile gonore (bel soğuklu) genelde birarada bulunduğundan bu hastalıklardan bir teşhis edildiğinde diğerine yönelik tetkik ve tedaviler de mutlaka yapılmalıdır.</span></p>
<p><span>Hazırlayan : Nisan<br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-klamidya.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar- Şankroid</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-sankroid.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-sankroid.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 19:46:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[aids]]></category>
		<category><![CDATA[Enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kasık]]></category>
		<category><![CDATA[Lenf düğümleri]]></category>
		<category><![CDATA[Şankroid]]></category>
		<category><![CDATA[Yumuşak çıban]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3325</guid>
		<description><![CDATA[Şankroid Haemophilus ducreyi adlı bakterinin neden olduğu ve ağrılı, inatçı genital ülserlere yol açan cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Şankroid vakalarının sayısı son zamanlarda artmıştır. Bu hastalığa yakalanan kişinin AIDS hastalığına yakalanma olasılığı yüksektir.
Belirtiler enfeksiyondan 3-7 gün sonra başlar. Genital organlar ve anüs çevresindeki küçük, ağrılı torbacıklar patlayarak yüzeysel ülserler oluşturur. Ülserler büyüyüp birleşebilir. Kasıktaki lenf düğümleri duyarlıdır, bunlar büyür ve birleşerek apse oluşturur. Apsenin üstündeki deri kızarır, parlaktır ve patladığında içinden irin çıkar.
Şankroid tanısı görünümüne ve başka ülser nedenleri için yapılan test sonuçlarına bağlıdır. Ülserden irin örneği alınması ve ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Şankroid Haemophilus ducreyi adlı bakterinin neden olduğu ve ağrılı, inatçı genital ülserlere yol açan cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Şankroid vakalarının sayısı son zamanlarda artmıştır. Bu hastalığa yakalanan kişinin AIDS hastalığına yakalanma olasılığı yüksektir.</p>
<p>Belirtiler enfeksiyondan 3-7 gün sonra başlar. Genital organlar ve anüs çevresindeki küçük, ağrılı torbacıklar patlayarak yüzeysel ülserler oluşturur. Ülserler büyüyüp birleşebilir. Kasıktaki lenf düğümleri duyarlıdır, bunlar büyür ve birleşerek apse oluşturur. Apsenin üstündeki deri kızarır, parlaktır ve patladığında içinden irin çıkar.</p>
<p>Şankroid tanısı görünümüne ve başka ülser nedenleri için yapılan test sonuçlarına bağlıdır. Ülserden irin örneği alınması ve laboratuvarda bakterinin üretilmesi teknik açıdan güçtür, ancak tanı koymada yardımcı olabilir.</p>
<p>Tedavi:</p>
<p>En az bir hafta süreyle antibiyotik tedavisi uygulanır. Şişmiş lenf düğümünde irin şırıngayla alınabilir. Şankroid olan hasta enfeksiyonun iyileşmiş olduğundan emin olmak için en az 3 ay doktor tarafından izlenmelidir. Mümkünse cinsel ilişkide bulunduğu bütün partnerler bulunarak muayene edilmeli ve gerekirse tedavi edilmelidir.</p>
<p>Hazırlayan :Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-sankroid.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar- Frengi</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-frengi.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-frengi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 19:37:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Erken teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[Frengi]]></category>
		<category><![CDATA[Sfiliz]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3321</guid>
		<description><![CDATA[Cinsel yolla bulaşan her hastalık gibi oldukça tehlikelidir.Hastalıkta erken teşhis ve tedavi  oldukça büyük bir önem taşır.Aksi takdirde kalıcı körlüğe varan büyük hastalıklar oluşabilir.
Cinsellikle ilgili hastalıklardan en eski olan frengi veya günümüzdeki adı ile sifiliz, bazılarına göre ilk kez Amerika’­dan Kristof Kolomb’un tayfaları ile Avru­pa’ya yayılmıştır. Bazı yazarlar İncil’deki forumlara dayanarak hastalığın daha da eski olduğunu ileri sürerler. 16. yüzyılda şiddetli gelişen salgınlar yapan hastalık niboyet 20. yüzyılda etkeni bulunduktan sonra kontrol altına alınabilmiş ve tedavi edilmeye başlanmıştır. Frenginin etkeni (Treponema pallida) adı eriten bir mikroptur. Tirbişon biçiminde ince uzun kıvrımlar ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cinsel yolla bulaşan her hastalık gibi oldukça tehlikelidir.Hastalıkta erken teşhis ve tedavi  oldukça büyük bir önem taşır.Aksi takdirde kalıcı körlüğe varan büyük hastalıklar oluşabilir.</p>
<p>Cinsellikle ilgili hastalıklardan en eski olan frengi veya günümüzdeki adı ile sifiliz, bazılarına göre ilk kez Amerika’­dan Kristof Kolomb’un tayfaları ile Avru­pa’ya yayılmıştır. Bazı yazarlar İncil’deki forumlara dayanarak hastalığın daha da eski olduğunu ileri sürerler. 16. yüzyılda şiddetli gelişen salgınlar yapan hastalık niboyet 20. yüzyılda etkeni bulunduktan sonra kontrol altına alınabilmiş ve tedavi edilmeye başlanmıştır. Frenginin etkeni (Treponema pallida) adı eriten bir mikroptur. Tirbişon biçiminde ince uzun kıvrımlar gösteren bu mikrop çok hareketli ve kuruluğa dayanıksızdır. ancak nemli ve havasız yerlerde yaşayabilen bir mikroptur. Cinsel temasla bulaşan hastalığın üç dev­resi vardır. Frenginin birinci ve ikinci dev­relerinde cilt yaralarında hastalık etkeni olan spiroket bulunur, üçüncü devre fren­ginin deri belirtilerinde ise mikrop tesbit edilemez. Frengili hastaların ağız ve cinsel bölgele­rinde mevcut yara veya kondilomata lata denen siğil gibi lezyonlarmda frengi mik­ropları bol miktarda bulunur. Bulaşma ge­nellikle % 97 oranında cinsel ilişki esna­sında veya % 3 oranında eşyalarla dolaylı olarak meydana gelir. Sağlam şahısların deri ve mukozalannda mevcut ufak çatlak veya sıyrıklardan lenf yollarına geçen frengi mikrobu, birkaç saat içinde kanda yayılarak, gizli bir septisemi yapar. Hastalığa yakalandıktan, yani mikrobun vücuda girmesinden -genellikle 3-4 hafta sonra bu noktada şankr denen bir yara meydana gelir. Bu yara ile birlikte, etra­fında şişmiş olan lenf ganglionu (adeno-pati) hastalığın ilk belirtisi olarak görülür. Buna primer kompleks denir. Yaranın çıkmasından iki hafta sonra yapılacak kan muayenelerinin müsbet bulunması ile teş­his konulabilir. Yara genellikle 3-6 haftada kendiliğinden iyileşir.<br />
Hastalığın ikinci devresi deride çok deği­şik belirtilerle başlar. Deri hastalıklarında rozeol, plak mükoz, aiopesi v.b. gibi tıbbi terimlerle anılan bu belirtiler temastan 2 ay sonra, başka bir deyişle yaranın çık­masından 40 gün sonra görülmeye başlar ve 3-5 sene devam eder. Frengi enfeksiyonunun veya hastalığın û-çüncü devresi, doku harabiyetinin başladığı gom denen yuvarlak,sert teşekkülerin mey­dana geldiği devredir. Bu devrede deri belirtilerinden başka diğer birçok organda {eklem, kas, kemik, akciğer, mide, kara­ciğer, böbrek, mesane, beyin) gom denen karakteristik şişlikler ve yaralar çıkar. Sinir sisteminde frengiye bağlı felçler (De-mentia paralytica, Tabes dorsalis) görülür.<br />
Frengi hastalığının teşhisine önce lezyon-dan alınan akıntıda mikrobu aramakla baş­lanır ve kesin teşhis ancak bu şekilde ko­nur. Serolojik teşhis için yapılan kan muayeneleri (Wassermann, Kolmer, Kahn, VDRL, Nelson-Mayer testleri) hastalığın mutlaka frengi olup olmadığını kesin ola­rak bildirmez. Bu konuda uzman olanlar testleri klinik bulgularla beraber değer­lendirerek sonuca varırlar. Üçüncü devre frengilerinde gamlardan yapılacak biopsi teşhise yardımcı olmaktadır.<br />
Frengi tedavisinde eskiden kullanılan ar­senik (salvarsan), bizmut, cıva ve iyotlu preparatların ancak tarihi değeri kalmış­tır. Bugün için tek ve etkili ilaç penisilindir. Penisilinin ilk enjeksiyonundan sonra ba­zen ateşin 40-41 °C’ye kadar yükselmesi şeklinde görülen Hencheimer reaksiyonu frengi mikroplarının parçalanmasına bağlı olarak meydana gelebilir. Tedavide penisi­lin ilk gün 2.400.000 ünite, sekizinci gün 1.200.000 ünite olmak üzere toplam 3.600.000 ünite yapılır. Serum testleri po­zitif olanlara 15 gün sonra 1.200.000 ünite daha yapmak gerekir.</p>
<p>Hazırlayan: Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-frengi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar-Bel Soğukluğu</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-bel-soguklugu.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-bel-soguklugu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 19:31:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Adet dışı kanama]]></category>
		<category><![CDATA[Bel soğukluu]]></category>
		<category><![CDATA[Gonore]]></category>
		<category><![CDATA[Kasık ağrısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3318</guid>
		<description><![CDATA[Cinsel temasla bulaşan, erkeklerde sıklıkla üretrit (idrar kanalı iltihabı) ve bel soğukluğu, kadınlarda ise sıklıkla servisit (rahim ağzı bölgesi iltihabı) yapan bir hastalıktır. Ciddi bir hastalıktır ileri dönemlerde çok ciddi sorunlara da yol açabilir.
Etken mikroorganizma (Neisserria Gonorhea) bu hastalıkların yanısıra farenjit gibi boğaz enfeksiyonlarına da yol açabilmektedir.
Hastalık sıklıkla belirti vermez (asemptomatiktir). Eğer belirti verirse şikayetler 1-30 gün sonra ortaya çıkar. Bunlar:
-Cinsel organdan gelen sarımtırak ve kıvamlı sıvı
-Adet dışı kanama
-Kronik kasık ağrısı
-İdrar yapma esnasında ağrı ve yanma hissi
-Sık idrara çıkma
-Boğaz ağrısı şeklindedir.
Tedavi edilmediği takdirde üretra (idrar kanalı) ve fallop tüpleri geri ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cinsel temasla bulaşan, erkeklerde sıklıkla üretrit (idrar kanalı iltihabı) ve bel soğukluğu, kadınlarda ise sıklıkla servisit (rahim ağzı bölgesi iltihabı) yapan bir hastalıktır. Ciddi bir hastalıktır ileri dönemlerde çok ciddi sorunlara da yol açabilir.</p>
<p>Etken mikroorganizma (Neisserria Gonorhea) bu hastalıkların yanısıra farenjit gibi boğaz enfeksiyonlarına da yol açabilmektedir.</p>
<p>Hastalık sıklıkla belirti vermez (asemptomatiktir). Eğer belirti verirse şikayetler 1-30 gün sonra ortaya çıkar. Bunlar:</p>
<p>-Cinsel organdan gelen sarımtırak ve kıvamlı sıvı<br />
-Adet dışı kanama<br />
-Kronik kasık ağrısı<br />
-İdrar yapma esnasında ağrı ve yanma hissi<br />
-Sık idrara çıkma<br />
-Boğaz ağrısı şeklindedir.</p>
<p>Tedavi edilmediği takdirde üretra (idrar kanalı) ve fallop tüpleri geri dönüşümsüz zarar görerek sterilite (kısırlık) olabilir.<br />
Erken teşhis ile tedavisi son derecede kolaydır.</p>
<p>Hazırlayan : Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-bel-soguklugu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adet Sırasında Cinsel İlişki Neden Yanlıştır</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/adet-sirasinda-cinsel-iliski-neden-yanlistir.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/adet-sirasinda-cinsel-iliski-neden-yanlistir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 00:01:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[adet dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Adet sırasında cinsel ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[Kondom]]></category>
		<category><![CDATA[Mensturasyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3384</guid>
		<description><![CDATA[Bunun cevabı için adet kanamasının ne olduğunu bilmek gerekir.Adet kanaması kadın rahmi içindeki bir dokunun kanayarak dokulmesidir.Bu doku gebelik sırasında bebeğin yapıştığı ve beslenmesi için gerekli koşulları sağlayan özel bir yapıdır.İşte bu doku gebelik oluşmadığı her ay bir dahaki yumurtlamaya yeniden hazırlanması için üstteki tabakasını kanayarak doker ve alttan yeni doku oluşmaya başlar.
Adet kanamasına ait gerçek dışı uydurmalar;Vücuttaki kirli kan atılması gibi, zehirli olduğu,vücuttan atılmasa kişiyi zehirlediği,  pis olduğu ,bu sırada ilişki kurulursa kısır olunacağı gibi bu şeyler tamamen yanlıştır.
Adet sırasındayken seks yapılıp yapılamayacağın cevabı ise koşullara ve kişilere ,vede ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000; font-stretch: normal; font-size: 12px;"><span style="font-family: Arial;">Bunun cevabı için adet kanamasının ne olduğunu bilmek gerekir.Adet kanaması kadın rahmi içindeki bir dokunun kanayarak dokulmesidir.Bu doku gebelik sırasında bebeğin yapıştığı ve beslenmesi için gerekli koşulları sağlayan özel bir yapıdır.İşte bu doku gebelik oluşmadığı her ay bir dahaki yumurtlamaya yeniden hazırlanması için üstteki tabakasını kanayarak doker ve alttan yeni doku oluşmaya başlar.</span><br />
<span style="font-family: Arial;">Adet kanamasına ait gerçek dışı uydurmalar;Vücuttaki kirli kan atılması gibi, zehirli olduğu,vücuttan atılmasa kişiyi zehirlediği,  pis olduğu ,bu sırada ilişki kurulursa kısır olunacağı gibi bu şeyler tamamen yanlıştır.</span><br />
<span style="font-family: Arial;">Adet sırasındayken seks yapılıp yapılamayacağın cevabı ise koşullara ve kişilere ,vede kişilerin inançlarına göre farklılık gösterir.</span></span></p>
<p>Fakat adet sırasında cinsel ilişkiye girmek kadın için rahatsızlık verici olacaktır ayrıca sağlıksal bir sorun yaşanması muhtemeldir.<br />
<span style="font-family: Arial;">Adet sırasında yani kadının menturasyonu sırasında prezervatif (kondom &#8211; kılıf) ile seks yapılmasında ne kadın için nede erkek için tıbbi olarak bir sakınca yoktur, ne kadın nede erkek bedensel bir zarar görmez. Eğer prezervatifsiz cinsel ilişki kurulursa kadın veya erkeğin mikrop kapma şansı olabilir.Çok nadir de olsa adet kanaması sırasında gebe kalma olasılığıda  mevcuttur,bunu da göz ardı etmemek gerekir.</span><br />
<span style="font-family: Arial;">Cinsellik kişilerin bedensel ve de beyinsel özgürlüklerdir.Bu yüzden kendisi için istediği bir şeyi eğer tıbben yasaklanmamışsa koşullarına,inançlarına ve de ahlaki değerlerine göre yaşayıp yaşamayacağına ,yaşayıp yaşamak istemediğine veya yaşamaya kendisi karar verir.Tıbben bir zararı prezervatif kullanmak kaydı ile yoktur,bu yuzden karar vermek size kalmıştır.</span><br />
<span style="font-family: Arial;">Bir çok kadın adetliyken kendilerini itici bulurlar, ve de erkeklerin bu hallerinden rahatsız olabileceklerini düşünürler,oysaki bazı rahatsız olan bunu itici bulan erkekler olduğu gibi ,bundan rahatsız olmayan, kadını adet döneminde de arzulayan ve bu sırada cinsel ilişki kurmak isteyen, cinsel ilişki kuran ve de bundan zevk alan bir çok erkekte mevcuttur.</span></p>
<p>O halde kadınlara seslenelim; adet dönemi doğanın kadınlara verdiği üstün yetenek olan gebelik ve doğum olayının bir parçasıdır.Pis değil,doğal ve de gerekli bir süreçtir.Siz kendinizi pis zannederseniz karşınızdaki insanda size pismişiniz gibi davranır.Kendinize ve size verilen bu üstün olaya saygı duyun, sizler üreticisiniz, ve hepimizin bir annesi var veya vardı, onlarda adet görüyorlar veya görüyorlardı, onlar canınız annelerinizde mi pisti, hayır biliyorsunuz ki onlar temiz ve saftırlar, güzeldirler, sizde bayansınız sizde saf ve temizsiniz hem de her halinizle.<br />
<span style="font-family: Arial;">Adet sırasında seks bir çok insan tarafından yaşanmaktadır.Kadın açısından baktığımız zamanda kadınların bir çoğunda adet döneminde cinsel istek artışı görülür, kimileri bunu yaşarken, kimilerde bunu baskılar.Bazı kadınlar adet döneminde cinsellik yaşamanın bu dönemdeki gerilimlerini azalttığını veya yok ettiğini, bazıları ise aynı zamanda  adet sancılarını hafiflettiğini veya yok ettiğini söylemektedir.Bazıları ise orgazma bağlı kasılmalarla birlikte rahmin kasılmalarının adet sancısını arttırdığını söylemektedir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Hazırlayan: Nisan<br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/adet-sirasinda-cinsel-iliski-neden-yanlistir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kızlık Zarı</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/kizlik-zari-2.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/kizlik-zari-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Jan 2010 23:57:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bakirelik]]></category>
		<category><![CDATA[Bekaret]]></category>
		<category><![CDATA[Fizyolojik]]></category>
		<category><![CDATA[Hymen]]></category>
		<category><![CDATA[kanama]]></category>
		<category><![CDATA[Kızlık Zarı]]></category>
		<category><![CDATA[Vajina]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3382</guid>
		<description><![CDATA[Kızlık zarı yani Latince adı ile HYMEN, Yunan ve Roma mitolojilerinde Dionysus ve Afrodit’in oğlu olan &#8220;evlilik ve düğün tanrısı&#8221; dır.  Gerdek gecesi bu Tanrı&#8217;ya adandığından kızlık zarı da aynı isimle anılmaktadır. (Bu tanrının özelliği, kanatlı olması ve elinde bir meşale taşımasıdır)
Hemen hemen bütün toplumlarda değişik derecelerde sosyolojik bir öneme sahip olan kızlık zarının tıbbi adı (latincesi) &#8220;Hymen&#8221; dir. Özellikle Müslüman ülkelerde daha önceden cinsel ilişkinin olup olmadığının bir kriteri olarak görüldüğünden önemi büyüktür.Fakat diğer bazı ülkelerde de sosyolojik olarak önem taşıdığından oldukça önemlidir.
Günümüzde dahi, evlendikten sonraki ilk ilişkide kanamanın ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000; font-stretch: normal; font-size: 12px;"><strong>Kızlık zarı </strong>yani<strong> </strong>Latince adı ile <strong>HYMEN, </strong>Yunan ve Roma mitolojilerinde Dionysus ve Afrodit’in oğlu olan &#8220;evlilik ve düğün tanrısı&#8221; dır.  Gerdek gecesi bu Tanrı&#8217;ya adandığından kızlık zarı da aynı isimle anılmaktadır. (Bu tanrının özelliği, kanatlı olması ve elinde bir meşale taşımasıdır)</p>
<p>Hemen hemen bütün toplumlarda değişik derecelerde sosyolojik bir öneme sahip olan kızlık zarının tıbbi adı (latincesi) &#8220;Hymen&#8221; dir. Özellikle Müslüman ülkelerde daha önceden cinsel ilişkinin olup olmadığının bir kriteri olarak görüldüğünden önemi büyüktür.Fakat diğer bazı ülkelerde de sosyolojik olarak önem taşıdığından oldukça önemlidir.</p>
<p>Günümüzde dahi, evlendikten sonraki ilk ilişkide kanamanın olmaması nedeniyle, pek çok kızımız haksız yere bakire olmadığı düşüncesiyle apar topar kollarından tutularak kızlık zarı muayenesi için biz jinekologlara getirilmektedir.  Bu durumda bu genç kızlarımız son derecede küçük durumlara düşürülmekte ve evliliklerine maalesef çok kötü bir anıyla başlamak zorunda kalmakta; çoğu zaman da duyulan güvensizlikler nedeniyle evlilikleri kısa zaman içinde boşanmalarla sonuçlanabilmektedir.</p>
<p>İnsanoğlunun tarihsel gelişimi süresince pek çok toplum hymeni saflığın ve el değmemişliğin yani &#8220;bekaretin sembolü&#8221; olarak görmüştür. Bu inanışın uzantıları hala daha bizim toplumumuz gibi dünyadaki pek çok toplumda sıklıkla yer almaktadır.</p>
<p>Ülkemizde çok yakın zamanlara kadar liseye başlama çağlarında yatılı okullara yerleştirilecek genç kız öğrenciler yönetmelik gereği zorunlu olarak kızlık zarı muayenesinden geçiriliyor ve jinekologlar tarafından düzenlenen &#8220;bakirelik&#8221; raporları ile ancak kayıtları yapılabiliyordu. Yeni kanun düzenlemeleri ile bu yüz kızarıcı uygulamalar yürürlükten kaldırılmıştır.</p>
<p><strong><span style="color: #800000;">Kızlık zarı ne işe yarar?</span></strong><br />
Kızlık zarının fizyolojik (işlevsel) görevi bugüne kadar tam olarak açıklanamamıştır ve genellikle özel bir görevinin olmadığı düşünülmektedir.</p>
<p>Yine de bazı araştırmacılar ise kızlık zarının, mikroorganizma ve yabancı cisimlerin vajina içine girişini önlediğini ileri sürmüştür.</p>
<p>Adli tabiplikte ise cinsel şiddete veya istismara maruz kalan çocukların tanısında kullanılmaktadır. Günümüzde kızlık zarının fizyolojik bir görevinden çok &#8220;sosyolojik bir fonksiyonu&#8221; vardır.</p>
<p><span style="color: #800000;"><strong>Anatomi</strong></span><br />
Hymen, anatomik olarak vajinayı oluşturan ve &#8220;mukoza&#8221; adı verilen dokunun vajina girişini oluşturan doku kıvrımıdır. Yani kızlık zarı vajina içinde değil vajinanın hemen girişinde dudakların yaklaşık 1-1.5 cm içindedir ve küçük dudaklara bağlıdır.</p>
<p>Bu yapı, dış genital oluşumlardan birisi olarak kabul edilir. Dışarıya bakan ön yüzü deriye, vajina içine bakan arka yüzü ise mukozaya benzer.</p>
<p>Kız çocukların hemen hepsine bulunan hymen çok nadir olarak doğuştan hiç bulunmayabilir. Çocukluk çağında daha sert olan doku ergenlikle birlikte östrojen hormonunun salınmasına bağlı olarak değişime uğrar ve esneklik kazanır. </span></p>
<p><span style="color: #000000; font-stretch: normal; font-size: 12px;">Hazırlayan: Nisan<br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/kizlik-zari-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kondom</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/kondom.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/kondom.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Jan 2010 23:32:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[dogum kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[Geleneksel yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[Kondom]]></category>
		<category><![CDATA[prezervatif]]></category>
		<category><![CDATA[Sperm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3375</guid>
		<description><![CDATA[Kondom-Prezervatif Nedir?
Kondom ilişki öncesi erkeğin sertleşmiş penisine takılan, latexten yapılan ince ve esnek bir kılıftır.
Gebeliği nasıl önler?
Kondom spermlerin hazneye ve oradan da rahime ulaşmasını engelleyerek gebeliği önler. Kondom ile korunan çiftler her ilişkide kondom kullanmalıdır.
Ne kadar etkilidir?
Doğru ve her ilişkide yeni bir adet kullanıldığında %97 oranında gebelikten korur. Kondom diğer modern yöntemler gibi, geri çekme gibi geleneksel yöntemlerden daha etkilidir.
Kondomun yararları

Kondom AIDS de dahil olmak üzere cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı koruyucudur.
Kondom kullanmak için muayene olmak ya da reçete gerekmez.
Yan etkisi yoktur. Herkes kullanabilir. (Kondomun yapısındaki maddelere duyarlılığı olanlar dışında)
Kondom ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kondom-Prezervatif Nedir?</strong></p>
<p><strong></strong>Kondom ilişki öncesi erkeğin sertleşmiş penisine takılan, latexten yapılan ince ve esnek bir kılıftır.</p>
<p><strong>Gebeliği nasıl önler?</strong></p>
<p>Kondom spermlerin hazneye ve oradan da rahime ulaşmasını engelleyerek gebeliği önler. Kondom ile korunan çiftler her ilişkide kondom kullanmalıdır.</p>
<p><strong>Ne kadar etkilidir?</strong></p>
<p>Doğru ve her ilişkide yeni bir adet kullanıldığında %97 oranında gebelikten korur. Kondom diğer modern yöntemler gibi, geri çekme gibi geleneksel yöntemlerden daha etkilidir.</p>
<p><strong>Kondomun yararları</strong></p>
<ul>
<li>Kondom AIDS de dahil olmak üzere cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı koruyucudur.</li>
<li>Kondom kullanmak için muayene olmak ya da reçete gerekmez.</li>
<li>Yan etkisi yoktur. Herkes kullanabilir. (Kondomun yapısındaki maddelere duyarlılığı olanlar dışında)</li>
<li>Kondom cinsel ilişkinin uzamasını sağlar. Erken boşalmanın önlenmesine yardımcı olabilir.<br />
Servikal kanserin önlenmesine yardımcı olabilir.</li>
</ul>
<p><strong>Kullanacak kişilere uyarılar</strong></p>
<ul>
<li>Her cinsel ilişkide yenisini kullanınız.</li>
<li>Kondom sertleşmiş penise hazne ile temas etmeden önce uygulanmalıdır. Uç kısmında meninin birikmesi için küçük bir boşluk bırakılır.</li>
<li>Ilişkiden sonra erkek penisini geri çekerken kondomu çevresinden tutmalıdır. Böylece meninin hazneye dökülmesi önlenir.</li>
<li>Kondom kayganlaştırmak için yağ, krem veya vazelinli jellerle birlikte asla kullanılmamalıdır. Bu ürünler kondomu eritip yırtılmasına yol açar.</li>
<li>Spermisit jelleri veya suya dayanıklı kondom kayganlaştırıcı kremleri kullanabilirsiniz.</li>
<li>Kuru sürtünme kondomun yırtılmasına neden olabilir. Hazne kayganlaşmış olmalıdır.</li>
<li>Eğer kondom yırtılırsa veya hazneden çıkarsa hemen koruyucu krem veya jel uygulanmalıdır.</li>
<li>Kondomu evinizde karanlık, serin ve rutubetsiz bir yerde saklayınız.</li>
</ul>
<p>Çiftlerin kondom ile spermisitleri birlikte kullanmaları teşvik edilmelidir. Bu durum doğum kontrol yöntemi olarak etkinliği artırır ve AIDS dahil cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı koruma sağlar.Kullandığınız kondomum yırtık olmadığından emin olun.</p>
<p>Hazırlayan:Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/kondom.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğum Kontrol-Ertesi Gün Hapları</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/dogum-kontrol-ertesi-gun-haplari.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/dogum-kontrol-ertesi-gun-haplari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Jan 2010 23:31:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[dogum kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[Döllenmiş yumurta]]></category>
		<category><![CDATA[Ertesi Gün hapları]]></category>
		<category><![CDATA[Gestajen]]></category>
		<category><![CDATA[İstenmeyen gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[Östrojen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3373</guid>
		<description><![CDATA[·Ertesi gün hapını ne zaman almalıyım?
Prezervatif yırtıldı, diyafram kaydı, doğum kontrol hapını almayı unuttum ya da korunmadım&#8230; Cinsel ilişki esnasında bu gibi aksilikler herkesin başına gelebilir. Sonuçta cinsellik bir bilgisayar programı değil, duygusal bir eylemdir ve doğum kontrolü her zaman akla gelmeyebilir. Fakat istemediğiniz halde hamile kalmak artık kaderiniz değil. Çünkü zamanında alınan ertesi gün hapı, bu tür gebelikler önlenebiliyor.Fakat ertesi gün hapları isminden de anlaşılacağı gibi hemen kullanılmalı aksi takdirde istenmeyen gebelikler oluşabilir.
·Ertesi gün hapı nedir ve ne şekilde etki eder?
Ertesi gün hapı, levonorgestrel hormonu (bir gestajen türü) içeren ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>·Ertesi gün hapını ne zaman almalıyım?</strong></p>
<p><strong></strong>Prezervatif yırtıldı, diyafram kaydı, doğum kontrol hapını almayı unuttum ya da korunmadım&#8230; Cinsel ilişki esnasında bu gibi aksilikler herkesin başına gelebilir. Sonuçta cinsellik bir bilgisayar programı değil, duygusal bir eylemdir ve doğum kontrolü her zaman akla gelmeyebilir. Fakat istemediğiniz halde hamile kalmak artık kaderiniz değil. Çünkü zamanında alınan ertesi gün hapı, bu tür gebelikler önlenebiliyor.Fakat ertesi gün hapları isminden de anlaşılacağı gibi hemen kullanılmalı aksi takdirde istenmeyen gebelikler oluşabilir.</p>
<p><strong>·Ertesi gün hapı nedir ve ne şekilde etki eder?</strong></p>
<p>Ertesi gün hapı, levonorgestrel hormonu (bir gestajen türü) içeren iki tabletten oluşur. Son derece etkili olan bu hapın neredeyse hiçbir yan etkisi yoktur. (Kısa süre öncesine kadar gestajen ve östrojen hormonlarının karışımından oluşan başka bir karışım kullanılmaktaydı. Ertesi gün hapı düşüğe neden olmaz. Bu hap, kadının adet zamanına bağlı olarak ovülasyonu veya döllenmiş bir yumurta hücresinin ana rahminde yuvalanmasını geciktirir veya önler. Eğer döllenmiş yumurta hücresi ana rahminde zaten yuvalanmış ise ertesi gün hapı etkili değildir. Bu nedenle ertesi gün hapı, istenmeyen bir gebeliğin yarıda kesilmesini sağlayan kürtaj-düşük haplarından tamamen farklıdır.</p>
<p><strong>·Ertesi gün hapını kullanmaya başlamak için ne kadar zamanım var?</strong></p>
<p>Birinci ertesi gün hapı cinsel ilişkiden sonraki 72 saat içerisinde, ikinci hap ise ilk haptan 12 saat sonra alınmalıdır. Önemli: İlk hapın alımında ne kadar gecikilirse, ertesi gün hapının etkisi o kadar azalacaktır. Bu nedenle ertesi gün hapı kullanımına cinsel ilişkiden sonra mümkün olduğunca erken  her halükarda 72 saat içerisinde  başlamanızı tavsiye ediyoruz. 72 saatlik bu süreyi aştıysanız, cinsel ilişkiden sonraki beş gün içerisinde kullanıldığında gebeliği önleyen ertesi gün (bakır) spiralini doktorunuz veya bir pro familia-doktoru tarafından yerleştirtme olanağınız da vardır.</p>
<p><strong>·Ertesi gün hapının etkisine ne kadar güvenebilirim? </strong></p>
<p>Ertesi gün hapı zamanında alındığında güvenilirlik oranı son derece yüksektir ve yaklaşık on vakanın dokuzunda istenmeyen gebeliği önler. Ertesi gün hapı ne kadar erken alınırsa, etkisi o kadar fazla olacaktır.</p>
<p><strong>·Ertesi gün hapını nereden alabilirim ve fiyatı nedir?</strong></p>
<p>Eczanelerde satılmakta olup ücreti 14 milyon liradır(2006 Ocak satış fiyatıdır, fiyat değişimi mümkündür).</p>
<p><strong>·Ertesi gün hapının yan etkisi var mı ve gerçekten hamile olmadığımdan nasıl emin olabilirim? </strong></p>
<p>Ertesi gün hapının yan etkileri nispeten azdır. Bazı bayanlarda mide bulantısına, daha seyrek vakalarda ise kusmaya, baş ağrısına, göğüste gerilmeye ve baş dönmesine neden olabilir. Ertesi gün hapının gelecekteki doğurganlığınız üzerinde etkisi yoktur. Ertesi gün hapının alınmasından sonra adet kanamaları beklenen tarihte başlayarak düzenli olarak devam eder. Bu tarihte ufak kaymaların olması mümkündür. Fakat adet kanamalarında yedi günden fazla bir gecikme varsa veya kanamanın miktarı büyük ölçüde artmış ya da azalmışsa, bir gebelik testi uygulamanızı ve emin olamıyorsanız bu testi bir hafta sonra tekrarlamanızı tavsiye ediyoruz.</p>
<p><strong>·Ertesi gün hapı ne zaman etki etmez? </strong></p>
<p>- Ertesi gün hapı alımından sonra cinsel ilişkiye korunmadan girilmişse hap etki etmez.</p>
<p>- Sık sık arka arkaya alındığında hapın etkisi azalır.</p>
<p>- Cinsel ilişki ile ilk hapın alınması arasında 72 saatten uzun bir süre varsa, hapın etkisi çok az olacak veya hiçbir etkisi olmayacaktır.</p>
<p>- Hapın alınmasından sonraki üç saat içerisinde kustuysanız, hap alımını belirtilen süre içerisinde tekrarlamanız gereklidir.</p>
<p><strong>·Ertesi gün hapı düzenli korunma yolu olarak da kullanılabilir mi? </strong></p>
<p>Ertesi gün hapı, düzenli korunma yolu olarak kullanıma uygun değildir. Nedeni: Doğum kontrol hapı ve spiral gibi korunma yöntemlerinin etkisi daha fazladır, kısa süre içerisinde sık sık alındığı takdirde ertesi gün hapının etkisi azalmaktadır, uzun süreli kullanımda yan etkisi diğer doğum kontrol araçlarına oranla daha fazladır ve ertesi gün hapı diğer doğum kontrol araçlarından daha pahalıdır.</p>
<p><strong>·Düzenli olarak doğum kontrol hapı kullanıyorsam ertesi gün hapı alabilir miyim? </strong></p>
<p>Evet. Eğer doğum kontrol hapını içmeyi o gün için unuttuysanız veya gün içerisinde kusmuşsanız, cinsel ilişkiden sonra �ertesi gün hapını alabilirsiniz.</p>
<p><strong>·Ertesi gün spirali nedir ve ne zaman kullanılır? </strong></p>
<p>Gebeliğin uzun süreli olarak önlenmesini sağlayan normal bakır-spiral, cinsel ilişkiden sonraki beş gün içerisinde yerleştirildiğinde gebeliğe karşı korunma sağlamaktadır.</p>
<p>Ertesi gün hapının alım süresi olan 72 saati aştıysanız, herhangi bir hormonal preparat kullanmak istemiyor ya da kullanamıyorsanız, veya spirali uzun süreli korunma yöntemi olarak seçtiyseniz, doktorunuz veya bir pro familia-doktoru tarafından bakır spiralin yerleştirilmesini sağlayabilirsiniz.</p>
<p>Yüzde 99 oranında etkili olan bu ertesi gün spirali beş gün içerisinde kullanıldığında döllenmeyi veya yumurta hücresinin rahimde yuvalanmasını önlemektedir. (Hormonal spiral, cinsel ilişki sonrası korunma yöntemi olarak uygun değildir.)</p>
<p>Hazırlayan:Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/dogum-kontrol-ertesi-gun-haplari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Spermisitler İle Korunma</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/spermisitler-ile-korunma.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/spermisitler-ile-korunma.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Jan 2010 23:03:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[dogum kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[Serviks]]></category>
		<category><![CDATA[Sperm]]></category>
		<category><![CDATA[Spermisit]]></category>
		<category><![CDATA[Vajen]]></category>
		<category><![CDATA[Vajina]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3367</guid>
		<description><![CDATA[Vajinaya konan spermisitler çok etkili bir doğum kontrol yöntemi değildir.
Vaginal spermisitler, spermlerin servikse ulaşmadan etkisiz hale getirilmeleri için vaginaya konur. Kontraseptif köpük, tablet, sünger ve kremler spermi etkisiz hale getiren spermisit denilen madde ihtiva ederler. Spermisitlerin diğer kontrol yöntemlerine göre daha az etkili oldukları ve bu yöntemin her cinsel ilişkide uygulanması gerektiği ve etkili olması için bir süre beklenmesi gerektiği bilinmelidir.
Diyafram ve spermisitler kullanım zorlukları ve etkinliklerinin azlığı nedeniyle pek kullanılmaktadırlar.
Hazırlayan: Nisan
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Vajinaya konan spermisitler çok etkili bir doğum kontrol yöntemi değildir.</p>
<p>Vaginal spermisitler, spermlerin servikse ulaşmadan etkisiz hale getirilmeleri için vaginaya konur. Kontraseptif köpük, tablet, sünger ve kremler spermi etkisiz hale getiren spermisit denilen madde ihtiva ederler. Spermisitlerin diğer kontrol yöntemlerine göre daha az etkili oldukları ve bu yöntemin her cinsel ilişkide uygulanması gerektiği ve etkili olması için bir süre beklenmesi gerektiği bilinmelidir.</p>
<p>Diyafram ve spermisitler kullanım zorlukları ve etkinliklerinin azlığı nedeniyle pek kullanılmaktadırlar.</p>
<p>Hazırlayan: Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/spermisitler-ile-korunma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düşük Sonrası İlişki</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/dusuk-sonrasi-iliski.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/dusuk-sonrasi-iliski.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Jan 2010 22:59:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Ateş]]></category>
		<category><![CDATA[Düşük]]></category>
		<category><![CDATA[Düşük sonrası ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[Fiziksel]]></category>
		<category><![CDATA[Psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[Titreme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3365</guid>
		<description><![CDATA[Düşük sonrası cinsel ilişki için acele etmemek vücudun normale dönmesi için zaman tanımak gerekir.Çünkü fiziksel rahatsızlığın yanında psikolojik olarak da kadın iyi durumda olmayacaktır.
Düşük yapmış olan bir kadın, düşürdüğü gebeliğin boyu ve yaşı, yitirdiği kanın miktarına, bu olaydan ne kadar yıprandığına göre bir süre dinlenmeli, toparlanınca cinsel işlevine başlamalıdır. Bu sürenin bilinmesi gerekirse, kabaca denebilir ki yakınmaların bitip ve yeni bir adet düzeni kuruluncaya dek beklemek doğru olur. Yalnız genelde 16 haftadan küçük gebeliklerin düşmesinden sonra uzun süre kanamalar dinmez, bu da içerde artıkların varlığım düşündürür. Öyleyse bu tür olgularda ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Düşük sonrası cinsel ilişki için acele etmemek vücudun normale dönmesi için zaman tanımak gerekir.Çünkü fiziksel rahatsızlığın yanında psikolojik olarak da kadın iyi durumda olmayacaktır.</p>
<p>Düşük yapmış olan bir kadın, düşürdüğü gebeliğin boyu ve yaşı, yitirdiği kanın miktarına, bu olaydan ne kadar yıprandığına göre bir süre dinlenmeli, toparlanınca cinsel işlevine başlamalıdır. Bu sürenin bilinmesi gerekirse, kabaca denebilir ki yakınmaların bitip ve yeni bir adet düzeni kuruluncaya dek beklemek doğru olur. Yalnız genelde 16 haftadan küçük gebeliklerin düşmesinden sonra uzun süre kanamalar dinmez, bu da içerde artıkların varlığım düşündürür. Öyleyse bu tür olgularda kürtaj yaptırmak zorunludur.</p>
<p>Düşürmeye gelince; kadın bu ağır durumdan kurtulmuşsa, titremesi, ateşi yoksa, karın ağrıları geçmişse, kanamaları dinmişse, pis kokulu akıntıları yoksa, bir de olağan adetleri düzene girmişse, sorun yok demektir, ama bunların ne zaman olacağı bilinmez.</p>
<p>Hazırlayan: Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/dusuk-sonrasi-iliski.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kürtaj Hakkında Herşey</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/kurtaj-hakkinda-hersey.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/kurtaj-hakkinda-hersey.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Jan 2010 21:10:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Gebelik & Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[annelik]]></category>
		<category><![CDATA[Anormal bebek]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[İsteğe bağlı kürtaj]]></category>
		<category><![CDATA[kürtaj]]></category>
		<category><![CDATA[Masraf]]></category>
		<category><![CDATA[Risk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3362</guid>
		<description><![CDATA[Gebelik Küretajı rahim içine yerleşmiş olan gebeliğin kendi isteğinizle veya tıbbi zorunluluk nedeni ile yazılı onayınız alınarak çeşitli yöntemler ile sona erdirilmesidir.Küreteaj bebeğin rahminizden kazınıp alınmasıdır kısaca.Geç kalmamak gerekmektedir.Yasal süre geçmeden doktora başvurulmalıdır.
Müdahale öncesi değerlendirme:
İsteğe bağlı olarak küretaj yaptırmak isteyen kadın için ilk adım hamile olduğunu öğrendiği anda veya adet gecikmesi olduğunda bir Kadın hastalıkları ve Doğum Uzmanına başvurarak hamile olup olmadığını öğrenmek,hamile ise gebeliğinin kaç haftalık olduğunu ultrasonografi ile kesinleştirmektir.
İkinci aşama olarak hekiminiz genel ve kadın hastalıkları açısından sağlık durumunuzu değerlendirilecek küretaja mani olacak herhangi bir sağlık sorununuz olup ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gebelik Küretajı rahim içine yerleşmiş olan gebeliğin kendi isteğinizle veya tıbbi zorunluluk nedeni ile yazılı onayınız alınarak çeşitli yöntemler ile sona erdirilmesidir.Küreteaj bebeğin rahminizden kazınıp alınmasıdır kısaca.Geç kalmamak gerekmektedir.Yasal süre geçmeden doktora başvurulmalıdır.</p>
<p><strong>Müdahale öncesi değerlendirme:</strong></p>
<p>İsteğe bağlı olarak küretaj yaptırmak isteyen kadın için ilk adım hamile olduğunu öğrendiği anda veya adet gecikmesi olduğunda bir Kadın hastalıkları ve Doğum Uzmanına başvurarak hamile olup olmadığını öğrenmek,hamile ise gebeliğinin kaç haftalık olduğunu ultrasonografi ile kesinleştirmektir.</p>
<p>İkinci aşama olarak hekiminiz genel ve kadın hastalıkları açısından sağlık durumunuzu değerlendirilecek küretaja mani olacak herhangi bir sağlık sorununuz olup olmadığına bakacaktır.</p>
<p><strong>-Kimler küretaj yaptırabilir: Her kadın küretaj olabilir. Evli olup olmamak önemli değildir.</strong></p>
<p>Tıbbi zorunluluk varsa (anormal bebek veya gebelik annenin hayatını tehlikeye sokuyorsa gibi )gerekli kanuni dökümanlar hazırlanarak her aydaki bebek alınabilinir.</p>
<p>Eğer uygun konumda iseniz hekiminiz kullanılacak cerrahi teknik, anestezi,müdahalenin nerede yapılabileceği gibi sizin durumunuza uygun detayları açıklayacaktır.Risk ve masraflar gibi değerlendirilmesi gereken ilave etkenler,cerrah ile bu esnada tartışılmalıdır.</p>
<p>Kadın için gebeliğin sona erdirilmesindeki en önemli aşama duygusal kararlılıktır.Sosyal konumunuz, ekonomik koşullarınız,gelecek yaşantınız , partnerinizin pozisyonu ve fikride önemli rol oynamaktadır.Bu yüzden kararınızı bütün koşulları değerlendirerek kesin bir şekilde vermeniz daha sonraki ruhsal durumunuz için gereklidir.</p>
<p>Her yıl başarıyla binlerce küretaj yapılmaktadır.Buna rağmen sizin bu cerrahinin muhtemel riskleri hakkında bilgilendirilmiş olmanız gerekir.</p>
<p>İnfeksiyon ve parça kalması gibi ameliyat sonrası rizikolar nadirdir ve tedavi edilebilir.Bütün cerrahi ameliyatlar (cilt kesisi dikilmesi, diş çekilmesi, abse boşaltılması dahil ) bazı riskler içerir.Bu nedenle kararınızı kesinleştirmeden önce hekiminizle mutlaka görüşünüz. Komplikasyon riski, operasyon sonrası ve takiplerinizde doktorunuzun tavsiyelerine yakından uyarak azaltılabilir.</p>
<p>*Daha evvel gebe kalmamış bir kadının küretaj olması veya küretajın kaçıncı küretaj olduğu kadının daha sonra gebe kalmasını normal koşullar altında etkilemez.</p>
<p><strong>Cerrahi yöntem;</strong></p>
<p>Doktorunuzun önerileri ve sizinde isteğiniz doğrultusunda doktorunuzun ofisinde veya hastanede müdahaleniz yapılabilir.</p>
<p>Küretaj müdahaleleri genelde hastanın koşulları uygun ise genel anestezi ile bazen de lokal anestezi ile yapılır.</p>
<p>Eğer genel anestezi uygulandıysa tüm müdahale boyunca uyuyacak ve hiç bir şey hissetmeyeceksiniz ,tek hissedeceğiniz şey anestezi vermek için kolunuza yapılacak basit bir iğne olacaktır.</p>
<p>.Lokal anestezi uygulanacaksa gerekli hastalarda yatıştırıcı uygulayarak hastanın gerginliği azaltılır.Lokal anestezide rahim ağzı uyuşturulur hasta gebeliğin boşaltılması sırasında hafif bir karın ve kasık ağrısı duyabilir.</p>
<p>Gebeliğin sonlandırılmasında genelde uygulanan iki yöntem vardır.En sık kullanılanı vakum aspirasyonu ile gebeliğin emilerek boşaltılmasıdır.Daha nadir olarak kullanılanı ise küretaj kaşıkları ile kazıma yöntemidir.</p>
<p>Operasyon gebeliğin büyüklüğüne bağlı olarak yaklaşık 5 ila 10 dakika arasında sürmektedir.</p>
<p>Operasyon sonrası olabilecek ağrı ilaçla rahatlıkla kontrol edilebilir, zaten adet sancısı benzeri bir ağrınız olucaktır.Eğer genel anestezi aldıysanız operasyondan hemen sonra uyanırsınız,5 dakika sonrada uyku sersemliği kaybolur ve ayağa kalkarsınız ve yaklaşık yarım saat sonrada eve gidebilirsiniz.</p>
<p>Operasyon sonrası ikinci saatte kendinizi tamamen normal ve gündelik yaşantınıza &#8211; işinize dönebilecek hissedersiniz,ve bir-iki saat gündelik düzeninize -işinize dönebilirsiniz.</p>
<p>**Eğer kan gurubunuzdaki Rh faktörünüz NEGATİF ise ve partnerinizin kan gurubundaki Rh faktörü POZİTİF veya partnerinizin kan gurubunu bilmiyorsanızhekiminizin size yazacağı Anti-D iğnesini müdahaleden sonraki ilk 72 saat içinde yaptırmanız doğurmak istiyeceğiniz gebeliklerinizde oluşabilecek kan uyuşmazlığını engelliyecektir!</p>
<p>**Eğer tıbbi zorunluluk nedeniyle (düşük, cansız gebelik, anomalili bebek gibi nedenlerden) küretaj oluyorsanız,küretaj sırasında elde edilen materyali hekiminizden bir patoloğa göndermesini isteyiniz. Gelecek sonuç bir daha aynı şeyle karşılaşmanızı engellemeye yardımcı olabilir.</p>
<p><strong>KÜRETAJ SONRASI HASTA BİLGİ FORMU</strong></p>
<p>Sayın Hastamız; Kendi isteğinizle veya tıbbi nedenlerden dolayı onayınız ile gebeliğiniz sona erdirilmiş bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Operasyon sonrası dikkat edilmesi gereken hususlar:</strong></p>
<p>-2 ila 3 gün süre ile adet kanaması tarzında kanamalarınız olucaktır.(Bu süre gebeliğin haftasına göre biraz artabilir veya azalabilir.),</p>
<p>Eğer kürtaj sonrası hemen kanamanız olmazsa bir hafta sonra gibi bir zaman sonra hafif bir ağrı ile yukarıda bahsedilen kanama olacaktır merak etmeyiniz.</p>
<p>-Bu süre içinde gene adet kanaması dönemindekine benzer karın ve kasık ağrılarınız olabilir, bu ağrılarınızı hafifletmek için her hangi bir ağrı kesiciyi kullanabilirsiniz.</p>
<p>-Bundan sonraki adet kanamanız yaklaşık 3 ila 6 hafta sonra olacaktır.Gebelik gibi özel bir durum oluşup sonlandığı için normal zamanında gelmeyebilir.</p>
<p>Bu süre içerisinde (yeniden adet kanaması görene kadar);</p>
<p>-Küvete, havuza, denize girmek yasaktır (operasyon günü dahil duş alabilirsiniz ,amaç vajene su ve bu gibi mikrop kapmayı sağlayabilecek şeylerin girmesini engellemektir).</p>
<p>-Deniz veya havuza girmeniz gerekirse (yaz mevsimi veya diğer nedenlerden dolayı) en erken küretajdan 10 gün sonra suya gireceğimiz sürece tampon kullanarak girebilirsiniz.Tamponu en fazla 30-40 dakika kullanınız ve sadece suya girerken kullanınız.!</p>
<p>Tampon kullanmak normalde yasaktır.</p>
<p>Cinsel ilişki 1 hafta kesinlikle yasaktır.( Daha sonra prezervatif kullanılarak ilişkiye girilebilinir.Bu sizi mikrop kapmaktan ve hamile kalmaktan koruyacaktır )</p>
<p>- Taze kanamanız ( burnunuz kanadığındaki veya parmağınız kesildiğindeki gibi ) olursa</p>
<p>- Ateşiniz çıkarsa bize haber veriniz. (l ütfen derece ile ölçüp bildiriniz )</p>
<p>-Müdahaleden sonra sıvı gıdalar ve içecekler hemen içilebilinir, bulantı olmazsa daha sonra normal beslenmeye geçilebilir.</p>
<p><strong>Kullanacağınız ilaçlar; </strong></p>
<p>-Antibiyotik. Sabah 1 adet ,Akşam 1 adet yutulacak(tok karına,5 gün süre ile)</p>
<p>-Gerekirse herhangi bir ağrı kesici kullanabilirsiniz</p>
<p>-Müdahaleden 1 hafta sonra kontrol randevusu alıp kontrole gelmeniz gerekmektedir.</p>
<p>-İstenmeyen bir gebelikle karşılaşmamak için doktorunuzdan size uygun doğum kontrolü yöntemini uygulamasını isteyiniz.</p>
<p>-Tekrar gebe kalmak isterseniz vücudunuzun eski fonksiyonlarına tamamen kavuşması için 2-3 aylık bir süre beklemeniz tavsiye edilir.</p>
<p>-Kendi sağlığınız açısından rutin jinekolojik kontrollerinizi yaptırmanız, her 6 ayda bir smear testinizi (Rahim ağzı kanseri için kontrol testi) yaptırmayı ihmal etmemeniz gerekmektedir.</p>
<p>Kaynak:Dr Cenk Kiper</p>
<p>Hazırlayan : Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/kurtaj-hakkinda-hersey.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğum Kontrolü Takvim Yöntemi</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/dogum-kontrolu-takvim-yontemi.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/dogum-kontrolu-takvim-yontemi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Jan 2010 21:03:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Gebelik & Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Doğum Kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sağlık örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Hormonal denge]]></category>
		<category><![CDATA[Modern yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[Takvim Yöntemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3359</guid>
		<description><![CDATA[






Bütün hesaplamalarda önemli olan adetin başladığı tarihtir.Adet bitiş tarihi hiç bir zaman dikkate alınmaz.
Dünya sağlık örgütü takvim yöntemini kadının adet dönemi süresince gebe kalma olasılığının yüksek olduğu günleri belirleme ve bu günlerde ilişkiden kaçınarak gebeliğin önlenmesidir.
Modern yöntemlerin yaygınlaşmasından önce çiftlerin %25&#8242;i bu yöntemi tercih ederken günümüzde bu oran % 5&#8242;e kadar düşmüştür.
Etki mekanizması nasıldır ?
Bu yöntem kadının hormonal dengesindeki değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkan vücut ısısı artışı, akıntı miktar ve şeklindeki artış, yumurtlama esnasında kadının ağrı duyması, adet düzeni belirli bir süre izlendikten sonra yumurtlama gününün tahmin edilmesi ile spermin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" width="160" align="right">
<tbody>
<tr>
<td></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bütün hesaplamalarda önemli olan adetin başladığı tarihtir.Adet bitiş tarihi hiç bir zaman dikkate alınmaz.</p>
<p>Dünya sağlık örgütü takvim yöntemini kadının adet dönemi süresince gebe kalma olasılığının yüksek olduğu günleri belirleme ve bu günlerde ilişkiden kaçınarak gebeliğin önlenmesidir.<br />
Modern yöntemlerin yaygınlaşmasından önce çiftlerin %25&#8242;i bu yöntemi tercih ederken günümüzde bu oran % 5&#8242;e kadar düşmüştür.</p>
<p><a name="bm1"><strong>Etki mekanizması nasıldır ?</strong></a><br />
Bu yöntem kadının hormonal dengesindeki değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkan vücut ısısı artışı, akıntı miktar ve şeklindeki artış, yumurtlama esnasında kadının ağrı duyması, adet düzeni belirli bir süre izlendikten sonra yumurtlama gününün tahmin edilmesi ile spermin dölleme yeteneğini koruma süresi de göz önüne alınarak cinsel ilişkiye ara vermek ya da ek bir korunma yöntemi uygulamak şeklindedir.</p>
<p><a name="bm2"><strong>Etkinliği ne kadardır ?</strong></a><br />
Bu yöntemin başarısızlık oranı oldukça yüksektir. Olağan çiftlerde başarısızlık %20&#8242;lere kadar çıkmaktadır.</p>
<p><a name="bm3"><strong>Nasıl uygulanır ?</strong></a><br />
1. Adet dönemlerinin uzunluğu en az 8 ay süreyle kaydedilmelidir.<br />
2. En uzun dönemden 11 gün çıkartın<br />
3. En kısa dönemden 18 gün çıkartın<br />
4. Bu dönemlerde ya ilişkide bulunmayın ya da bir korunma yöntemi uygulayın.</p>
<p>Bir dönemin uzunluğu adet kanamasının ilk gününden bir sonraki adet döneminin ilk gününe kadar olan süredir.</p>
<p><strong>ÖRNEK:</strong> En kısa adet dönemi 28 gün, en uzun dönemi 30 gün olan bir kadında;</p>
<p><strong>en kısa dönem &#8211; 18 28 -18 = 10</strong></p>
<p><strong>en uzun dönem &#8211; 11 30 -11 = 19 </strong></p>
<p>gebe kalması açısından tehlikeli olan dönem adetin 10-19 günleri arasıdır.</p>
<p>Bu günleri hesaplamada aşağıdaki tablo kulanılabilir.</p>
<table border="1" bgcolor="#c2d7eb" background="http://kadin.hastaliklari.com/resimler/back.gif">
<tbody>
<tr>
<td width="80" bgcolor="#ffddbb"><strong>En kısa dönem gün sayısı</strong></td>
<td width="104" bgcolor="#ffddbb"><strong>İlk tehlikeli gün</strong></td>
<td width="103" bgcolor="#ffddbb"><strong>En uzun dönem gün sayısı</strong></td>
<td width="114" bgcolor="#ffddbb"><strong>Son tehlikeli gün</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="80"><strong>21 </strong></td>
<td width="104"><strong>3 </strong></td>
<td width="103"><strong>21 </strong></td>
<td width="114"><strong>10 </strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="80"><strong>22 </strong></td>
<td width="104"><strong>4 </strong></td>
<td width="103"><strong>22 </strong></td>
<td width="114"><strong>11 </strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="80"><strong>23 </strong></td>
<td width="104"><strong>5 </strong></td>
<td width="103"><strong>23 </strong></td>
<td width="114"><strong>12 </strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="80"><strong>24 </strong></td>
<td width="104"><strong>6 </strong></td>
<td width="103"><strong>24 </strong></td>
<td width="114"><strong>13 </strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="80"><strong>25 </strong></td>
<td width="104"><strong>7 </strong></td>
<td width="103"><strong>25 </strong></td>
<td width="114"><strong>14 </strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="80"><strong>26 </strong></td>
<td width="104"><strong>8 </strong></td>
<td width="103"><strong>26 </strong></td>
<td width="114"><strong>15 </strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="80"><strong>27 </strong></td>
<td width="104"><strong>9 </strong></td>
<td width="103"><strong>27 </strong></td>
<td width="114"><strong>16 </strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="80"><strong>28 </strong></td>
<td width="104"><strong>10 </strong></td>
<td width="103"><strong>28 </strong></td>
<td width="114"><strong>17 </strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="80"><strong>29 </strong></td>
<td width="104"><strong>11 </strong></td>
<td width="103"><strong>29 </strong></td>
<td width="114"><strong>18 </strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="80"><strong>30 </strong></td>
<td width="104"><strong>12 </strong></td>
<td width="103"><strong>30 </strong></td>
<td width="114"><strong>19 </strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="80"><strong>31 </strong></td>
<td width="104"><strong>13 </strong></td>
<td width="103"><strong>31 </strong></td>
<td width="114"><strong>20 </strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="80"><strong>32 </strong></td>
<td width="104"><strong>14 </strong></td>
<td width="103"><strong>32 </strong></td>
<td width="114"><strong>21 </strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="80"><strong>33 </strong></td>
<td width="104"><strong>15 </strong></td>
<td width="103"><strong>33 </strong></td>
<td width="114"><strong>22 </strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="80"><strong>34 </strong></td>
<td width="104"><strong>16 </strong></td>
<td width="103"><strong>34 </strong></td>
<td width="114"><strong>23 </strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="80"><strong>35 </strong></td>
<td width="104"><strong>17 </strong></td>
<td width="103"><strong>35 </strong></td>
<td width="114"><strong>24 </strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Adet dönemlerinin uzunluğu çok değişkense ya da kişi düzensiz adet görüyorsa bu yöntem uygun değildir ve mutlaka hekim kontrolü gereklidir.</p>
<p>Yumurtlama anı ayrıca, kadının hergün sabah kalktığında herhangi bir fiziksel aktivitede bulunmadan önce vücut sıcaklığını ölçmesi ya da her gün vajindan gelen akıntının kıvam ve miktarını değerlendirmesiyle de saptanabilir.</p>
<p>Kaynak:Dr Alper Mumcu</p>
<p>Hazırlayan :Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/dogum-kontrolu-takvim-yontemi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hazımsızlık Çayı</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/hazimsizlik-cayi.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/hazimsizlik-cayi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Jan 2010 18:54:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Biberiye]]></category>
		<category><![CDATA[çay]]></category>
		<category><![CDATA[Hazımsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hazımsızlık çayı]]></category>
		<category><![CDATA[Papatya]]></category>
		<category><![CDATA[Sinameki]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3290</guid>
		<description><![CDATA[Hazımsızlık bayanlar için gerçekten zor bir durum.Önerdiğimiz çay tarifi ile bu sorundan kurtulabilirsiniz.
Gerekli Malzemelerimiz:
* sinameki
* anason
* rezene
* Funda yaprağı
* papatya
* biberiye
Bitkisel Çay yapılışı :Bir bardak kaynar su içerinesine tüm malzemelerimizden birer tutam atarak normal çay demler gibi demliyoruz.
Kullanımı : Her gün taze olarak hazırlayıp bir su bardağı kadar içiyoruz. Bu bitkisel çay sayesinde hazımsızlık sorunu kısa sürede ortadan kalkacaktır.
Hazırlayan:Nisan
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hazımsızlık bayanlar için gerçekten zor bir durum.Önerdiğimiz çay tarifi ile bu sorundan kurtulabilirsiniz.</p>
<p><strong>Gerekli Malzemelerimiz:</strong></p>
<p>* sinameki<br />
* anason<br />
* rezene<br />
* Funda yaprağı<br />
* papatya<br />
* biberiye</p>
<p><strong>Bitkisel Çay yapılışı </strong>:Bir bardak kaynar su içerinesine tüm malzemelerimizden birer tutam atarak normal çay demler gibi demliyoruz.</p>
<p><strong>Kullanımı </strong>: Her gün taze olarak hazırlayıp bir su bardağı kadar içiyoruz. Bu bitkisel çay sayesinde hazımsızlık sorunu kısa sürede ortadan kalkacaktır.</p>
<p>Hazırlayan:Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/hazimsizlik-cayi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Selülitlerden Kurtulmak İçin Çay</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/selulitlerden-kurtulmak-icin-cay.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/selulitlerden-kurtulmak-icin-cay.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Jan 2010 18:51:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cilt Bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Vücut Bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[Papatya]]></category>
		<category><![CDATA[Rezene]]></category>
		<category><![CDATA[selülit]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3288</guid>
		<description><![CDATA[Selülitler genellikle bütün kadınların ortak derdidir. Spor,yürüyüş sağlıklı beslenme ne yaparsanız yapın kurtulmak gerçekten çok zordur.Bunun için vereceğimiz bitkisel reçete ile işiniz kolaylaşacak.
Tarif :
Malzemeler:
Papatya
Rezene
Anason
Sinameki
Biberiye
Funda Yaprağı
Kuşburnu
Hazırlanışı: Papatya Rezene Anason Sinameki Biberiye Funda Yaprağı ve Kuşburnunu eşit miktarda ( mesela 1 tatlı kaşığı ) karıştırıp bir kavanoza koyun. Her sabah, tok karnına bu karışımdan bir tutam alarak yarım litre Kaynamış suyun içine atarak 15 dakika demlenmesini bekleyin. Daha sonra süzerek içebilirsiniz ..
Yararları: Selülit çayı her gün düzenli olarak içildiğinde, iki hafta içerisinde selülitlerde gözle görülür bir azalma sağlar. Selülit çayı ile birlikte ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Selülitler genellikle bütün kadınların ortak derdidir. Spor,yürüyüş sağlıklı beslenme ne yaparsanız yapın kurtulmak gerçekten çok zordur.Bunun için vereceğimiz bitkisel reçete ile işiniz kolaylaşacak.</p>
<p>Tarif :<br />
Malzemeler:</p>
<p>Papatya<br />
Rezene<br />
Anason<br />
Sinameki<br />
Biberiye<br />
Funda Yaprağı<br />
Kuşburnu</p>
<p>Hazırlanışı: Papatya Rezene Anason Sinameki Biberiye Funda Yaprağı ve Kuşburnunu eşit miktarda ( mesela 1 tatlı kaşığı ) karıştırıp bir kavanoza koyun. Her sabah, tok karnına bu karışımdan bir tutam alarak yarım litre Kaynamış suyun içine atarak 15 dakika demlenmesini bekleyin. Daha sonra süzerek içebilirsiniz ..</p>
<p>Yararları: Selülit çayı her gün düzenli olarak içildiğinde, iki hafta içerisinde selülitlerde gözle görülür bir azalma sağlar. Selülit çayı ile birlikte bir adet ananas yediğinizde, ananasın yağ yakıcı özelliğinden dolayı selülitlerin giderilmesini hızlandırmış olursunuz.</p>
<p>Çayın içindeki bitkilerin diğer yararları:</p>
<p>Papatya : Yumuşatıcıdır.<br />
Rezene : Ağrıyı keser, sancıya iyi gelir.<br />
Anason : Mide gazını alır.<br />
Sinameki : Bağırsakları çalıştırır.<br />
Biberiye : Vücuttaki yağı yakar.<br />
Funda Yaprağı: vücuttaki suyu atar.<br />
Kuşburnu: kanı sulandırır.</p>
<p>Hazırlayan : Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/selulitlerden-kurtulmak-icin-cay.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adet Kesilmesine Bitkisel Çözüm</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/adet-kesilmesine-bitkisel-cozum.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/adet-kesilmesine-bitkisel-cozum.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Jan 2010 21:18:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Adet kesilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Biberiye]]></category>
		<category><![CDATA[Biberiye yaprakları]]></category>
		<category><![CDATA[bitkisel çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[Böğürtlen]]></category>
		<category><![CDATA[Böğürtlen yaprakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3222</guid>
		<description><![CDATA[* Böğürtlen yaprakları su içerisine atılarak 10 dakika kadar kaynatılıp süzülerek elde ettiğiniz sıvıya şarap kıvamına gelinceye kadar şeker ilave edip iyice karıştırınız. Hazırlanan karışım yemeklerden önce 1 fincan içilerek menopoz geciktirilebilir.
* Biberiye yaprakları su içerisinde 10 dakika kadar kaynatılıp süzülerek elde edilen sıvıya bal ilave ederek şerbet kıvamına gelinceye kadar karıştırılır. Bu şerbet yemeklerden sonra 1 fincan içerseniz adet zamanınız uzayabilir.
Hazırlayan : Nisan
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>* <strong>Böğürtlen yaprakları</strong> su içerisine atılarak 10 dakika kadar kaynatılıp süzülerek elde ettiğiniz sıvıya şarap kıvamına gelinceye kadar şeker ilave edip iyice karıştırınız. Hazırlanan karışım yemeklerden önce 1 fincan içilerek <strong>menopoz</strong> geciktirilebilir.</p>
<p>*<strong> Biberiye yaprakları</strong> su içerisinde 10 dakika kadar kaynatılıp süzülerek elde edilen sıvıya bal ilave ederek şerbet kıvamına gelinceye kadar karıştırılır. Bu şerbet yemeklerden sonra 1 fincan içerseniz adet zamanınız uzayabilir.</p>
<p>Hazırlayan : Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/adet-kesilmesine-bitkisel-cozum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yağ Yakma</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/yag-yakma.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/yag-yakma.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 16:48:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Vücut Bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[Açlık hormonu]]></category>
		<category><![CDATA[Metabolizma]]></category>
		<category><![CDATA[yağ yakma]]></category>
		<category><![CDATA[yürüyüş]]></category>
		<category><![CDATA[zayiflama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3185</guid>
		<description><![CDATA[Yaş ilerledikçe yağlardan kurtulmak daha zorlaşır. Özellikle 40′lı yaşlarda
sadece diyet yaparak kilo vermek çok zor olur ve sevdiğiniz şeyleri yiyememek
ayrı bir eziyet olur. Fakat gündelik beslenmemizi ve alışkanlıklarımızı erken yaşlarda değiştirebilirsek ileride daha az sorun yaşarız.Bunun için ne yapmalıyız.
Öncelikle bunlara dikkat edin!
Metabolizmanız yavaş çalışıyorsa hızlandırmak için 3 ay boyunca düzenli Egzersiz
yapın. Sadece yağ yakarak ve kaslarınızı koruyarak zayıf kalın.
Zayıflamak için 3 büyük öğün yerine 5 ufak öğünde yemek yiyin. Böylece kan
şekeriniz dengesiz yükselip düşmediği için çok fazla tüketmezsiniz.
Her gün düzenli yürüyüşler yapın. Merdivenleri kullanın. Kendinizi motive etmek
için aynalara, TV kumandasına, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaş ilerledikçe yağlardan kurtulmak daha zorlaşır. Özellikle 40′lı yaşlarda<br />
sadece diyet yaparak kilo vermek çok zor olur ve sevdiğiniz şeyleri yiyememek<br />
ayrı bir eziyet olur. Fakat gündelik beslenmemizi ve alışkanlıklarımızı erken yaşlarda değiştirebilirsek ileride daha az sorun yaşarız.Bunun için ne yapmalıyız.</p>
<p>Öncelikle bunlara dikkat edin!<br />
Metabolizmanız yavaş çalışıyorsa hızlandırmak için 3 ay boyunca düzenli Egzersiz<br />
yapın. Sadece yağ yakarak ve kaslarınızı koruyarak zayıf kalın.</p>
<p>Zayıflamak için 3 büyük öğün yerine 5 ufak öğünde yemek yiyin. Böylece kan<br />
şekeriniz dengesiz yükselip düşmediği için çok fazla tüketmezsiniz.</p>
<p>Her gün düzenli yürüyüşler yapın. Merdivenleri kullanın. Kendinizi motive etmek<br />
için aynalara, TV kumandasına, bilgisayarınıza daha fazla aktivite ekleyin.</p>
<p>Açlık hormonlarınızı durdurun. Egzersiz yapmadan önce atıştırın. Bu kan<br />
şekerinizin düşmesini engeller, doygunluk hissi verir. Bir kase yoğurt ya da muz<br />
gibi 100 kalorilik bir atıştırmalık 20-30 dakikalık Egzersiz için idealdir.<br />
Yediklerinizi yazılı görmek iştahınızı azaltabilir. Gün boyunca yediklerinizi<br />
not edin ve kalorili olanları sağlıklı besinlerle değiştirin.</p>
<p>İşte yağ yakma planınız</p>
<p>Her gün yapmanız gerekenler<br />
Ne kadar yürüdüğünüzü ölçün ya da hesaplayın<br />
Yaklaşık 300 kalorilik atıştırmalık tüketin<br />
Yemekten önce ne yediğinizi yazın<br />
Günde en az 8 bardak soğuk su için</p>
<p>Haftada 3 kere yapmanız gerekenler<br />
Ağırlık kaldırın, kaslarınızı hareket ettiren göğüs Egzersizleri gibi hareketler<br />
yapın<br />
Sıkılaştırma ve güçlenme Egzersizleri ile normal egzresizler arasında 20<br />
dakikadan fazla ara vermeyin<br />
Hangi Egzersizi yapmak isterseniz onu yapın.<br />
Egzersize başlamadan önce kan şekerinizin düşmemesi için atıştırın.<br />
Egzersizi yemekten önce yapın. Egzersiz bittikten yarım saat sonra yemek yiyin.<br />
Kalp atışlarınızı takip edin ve kaydedin.</p>
<p>Haftalık yapmanız gerekenler<br />
Her Pazartesi yaptığınız Egzersizi değiştirin. Bir hafta kol ve bacak, bir hafta<br />
göğüs Egzersizleri gibi farklı Egzersizler yapın.<br />
Dışarıda enerji harcamanızı sağlayacak Egzersizler planlayın.</p>
<p>Hazırlayan : nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/yag-yakma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Soğan suyu ile sivilcelerden kurtulun</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/sogan-suyu-ile-sivilcelerden-kurtulun.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/sogan-suyu-ile-sivilcelerden-kurtulun.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 16:16:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cilt Bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[Pratik Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Pürüzsüz Cilt]]></category>
		<category><![CDATA[sivilce]]></category>
		<category><![CDATA[Sivilcelerden kurtulmak]]></category>
		<category><![CDATA[Soğan suyu]]></category>
		<category><![CDATA[Soğan suyu kürü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3171</guid>
		<description><![CDATA[Prof.Dr.Ahmet Maranki soğan suyu kürünü tarifini sivilceleri için dert edenlere
öneriyor.sivilcelerinizi dert ediyorsanız işte size kolayca kurtulabileceğiniz bir çözüm.
Mazelemeler : 1 orta boy soğan
2 bardak su
Hazırlanışı : Bir orta boy soğanın baş kısmına vurup parçalayın daha sonra
kabuğunu çıkarmadan üstüne 2 bardak su ilave ederek 5 dakika kaynatın
Sabah aç karnına 1 su bardağı soğan suyunu için kalanını da akşam yemeğinden
hemen evvel. Bu kürü 2 hafta boyunca uygulayın . Her gün taze olarak hazırlayın
Prof.Dr.Ahmet Maranki bu uygulama sonrasında sorunsuz ve pürüzsüz bir cilde
sahip olacağınızı belirtiyor
Geceleri yatmadan önce mutlaka cildinizi temizlemek ise çok önemli.
Hazırlayan ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Prof.Dr.Ahmet Maranki soğan suyu kürünü tarifini sivilceleri için dert edenlere<br />
öneriyor.sivilcelerinizi dert ediyorsanız işte size kolayca kurtulabileceğiniz bir çözüm.</p>
<p>Mazelemeler : 1 orta boy soğan</p>
<p>2 bardak su</p>
<p>Hazırlanışı : Bir orta boy soğanın baş kısmına vurup parçalayın daha sonra<br />
kabuğunu çıkarmadan üstüne 2 bardak su ilave ederek 5 dakika kaynatın</p>
<p>Sabah aç karnına 1 su bardağı soğan suyunu için kalanını da akşam yemeğinden<br />
hemen evvel. Bu kürü 2 hafta boyunca uygulayın . Her gün taze olarak hazırlayın</p>
<p>Prof.Dr.Ahmet Maranki bu uygulama sonrasında sorunsuz ve pürüzsüz bir cilde<br />
sahip olacağınızı belirtiyor</p>
<p>Geceleri yatmadan önce mutlaka cildinizi temizlemek ise çok önemli.</p>
<p>Hazırlayan : Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/sogan-suyu-ile-sivilcelerden-kurtulun.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ergenlik Sivilcelerine Bitkisel Çözümler</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/ergenlik-sivilcelerine-bitkisel-cozumler.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/ergenlik-sivilcelerine-bitkisel-cozumler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 16:12:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cilt Bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[Pratik Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Vücut Bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[Civanperçemi]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlik]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenlik sivilceleri]]></category>
		<category><![CDATA[Marul]]></category>
		<category><![CDATA[Sabun otu]]></category>
		<category><![CDATA[Sinir otu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3169</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Maranki ‘nin ergenlik sivilceleri için doğal ve kolay bitkisel çözümleri önerdi.Hem çok basit hem de sağlıklı olarak sivilcelerinizden kurtulun.
- Bir su bardağı suya, 10 gram taze ya da kuru ceviz yaprağınu koyun 10 dakika kaynatın, elde edilen su ile sivilcelerin üstüne kompres yapın
- Taze sinirotu yaprakları ezin, lapa haline getirip sivilcelerin üstüne sürün
- Sabun otu kökü kaynatın ve kaynamıs suyu dinlendirdikten sonra cildinizi temizleyin
- Marulu sıkın, suyu ile sivilceler üstüne kompres yapılır.
- 3 su bardağı suyun içine, 20 gram marul doğrayın 2 saat boyunca kaynatın ve suyu ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Ahmet Maranki ‘nin ergenlik sivilceleri için doğal ve kolay bitkisel çözümleri önerdi.Hem çok basit hem de sağlıklı olarak sivilcelerinizden kurtulun.</p>
<p>- Bir su bardağı suya, 10 gram taze ya da kuru ceviz yaprağınu koyun 10 dakika kaynatın, elde edilen su ile sivilcelerin üstüne kompres yapın</p>
<p>- Taze sinirotu yaprakları ezin, lapa haline getirip sivilcelerin üstüne sürün</p>
<p>- Sabun otu kökü kaynatın ve kaynamıs suyu dinlendirdikten sonra cildinizi temizleyin</p>
<p>- Marulu sıkın, suyu ile sivilceler üstüne kompres yapılır.</p>
<p>- 3 su bardağı suyun içine, 20 gram marul doğrayın 2 saat boyunca kaynatın ve suyu dinlendirip sivilcelerinize kompres yapın</p>
<p>- Civanperçemi otunu 5 dakika kaynatın  kaynamıs suyu 15 dakika dinlendirin ve sivilcelerinize kompres yapın</p>
<p>Hazırlayan :Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/ergenlik-sivilcelerine-bitkisel-cozumler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı Salata</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/saglikli-salata.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/saglikli-salata.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 15:56:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yemek Tarifi]]></category>
		<category><![CDATA[Baharat]]></category>
		<category><![CDATA[Bezelye]]></category>
		<category><![CDATA[Domates]]></category>
		<category><![CDATA[Fast food]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı salata]]></category>
		<category><![CDATA[salata]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3163</guid>
		<description><![CDATA[Restaurantlara gittiginizde özellikle fast food tarzı olanlara ve salata yemek istediginizde size sunulan salata sandıgınız gibi saglıklı sayılmaz bu salatayı kendinizde hazırlayabilirsiniz hemde lezzetinden hiç birsey kaybettirmeden&#8230;
evde yapacağınız bu salata hem çok lezzetli hem de çok sağlıklı olacaktır.
BEZELYE: Felçten korur. Felce neden olan homosistein seviyesini düşüren B vitamini açısından zengindir. Ayrıca bu bileşenin çok fazla olması; felce yol açan (ayrıca kalp krizine de) kötü LDL kolesterolünü artırabilir. Bu konuda işe yarayacak diğer besinler ise kuşkonmaz, enginar, avokado, lahana, su teresi ve Brüksel lahanasıdır.

BAHARAT: Salatalara ekleyeceğiniz bir parça taze baharat, hücrelerinizi ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Restaurantlara gittiginizde özellikle fast food tarzı olanlara ve salata yemek istediginizde size sunulan salata sandıgınız gibi saglıklı sayılmaz bu salatayı kendinizde hazırlayabilirsiniz hemde lezzetinden hiç birsey kaybettirmeden&#8230;</p>
<p>evde yapacağınız bu salata hem çok lezzetli hem de çok sağlıklı olacaktır.</p>
<p><strong>BEZELYE:</strong> Felçten korur. Felce neden olan homosistein seviyesini düşüren B vitamini açısından zengindir. Ayrıca bu bileşenin çok fazla olması; felce yol açan (ayrıca kalp krizine de) kötü LDL kolesterolünü artırabilir. Bu konuda işe yarayacak diğer besinler ise kuşkonmaz, enginar, avokado, lahana, su teresi ve Brüksel lahanasıdır.<br />
<strong><br />
BAHARAT:</strong> Salatalara ekleyeceğiniz bir parça taze baharat, hücrelerinizi oksidatif hasardan koruyan ekstra fenol anlamına gelir. Hücrelerin oksidatif hasara uğraması; kansere, kalp rahatsızlığına ve diğer problemlere yol açabilir.</p>
<p><strong>RENKLİ SEBZELER:</strong> Havuç, kiraz domates, dolmalık biber, brokoli ve pancar; salatalık gibi daha az renkli sebzelere oranla daha çok lif, mineral ve vitamin içerir. Ama böyle dedik diye salatalıktan tamamen vazgeçmeyin.<br />
<strong><br />
DOMATES:</strong> Bol miktarda potasyum içerir. Potasyum da, kalp krizine neden olabilen iltihaplanmaların oluşmasını önlemede önemli bir rol oynar. Domates ayrıca kanserle savaşan likopen yönünden de zengin…</p>
<p><strong>FOLİK ASİT:</strong> Üç yıl boyunca her gün 800 mikrogram (mcg) folik asit alanların, yaşlanmayla ortaya çıkan işitme kaybını önleyebildikleri kanıtlandı. Folik asit, kan dolaşımını düzelterek kulak yapısına yardımcı oluyor. Biz size, besinlerden günde 400 mcg folik asit almanızı öneririz. Sabah ve akşam yarımşar doz alın çünkü folik asit, idrar yoluyla 14 saatte atılıyor.</p>
<p><strong>MAGNEZYUM:</strong> 300 genç ve sağlıklı denek, iki ay boyunca her gün magnezyumlu bir içecek tüketmiş ve iki ayın sonunda çok gürültü ortamlarda çalışmalarına rağmen; işitme duyularının geliştiği görülmüş. Magnezyumun işitme duyusunu nasıl koruduğu tam olarak bilinmiyor ama siz yine de yeterince magnezyum tükettiğinizden emin olun. Günde 400 mg’lik magnezyum haplarından birer tane almaya özen gösterin.</p>
<p><strong>Mide ağrılarının en doğal ilacı zeytinyağı</strong></p>
<p>Doymamış omega-9 yağları içeren zeytinyağı, kalbiniz için çok faydalıdır ama midenizi de ihmal etmez. Zeytinyağının içeriğindeki bileşenlerin, ülsere yol açan bakterileri önlediği kanıtlandı.</p>
<p><strong>KALORİSİ YÜKSEK</strong></p>
<p>Zeytinyağındaki ‘polifenoller’; midedeki gastrik suya karşı koymanın ötesinde ülsere yol açan bakterileri de etkisiz hale getiriyor. Ancak; midenizi mutlu etmek için çok fazla zeytinyağı tüketme gafletine düşmeyin. Bir yemek kaşığı zeytinyağının 100 kalori içerdiğini aklınızdan çıkarmayın! Yüksek kalorisine rağmen dengeli miktarda zeytinyağını öğünlerinizden eksik etmeyin. İster salatalarınıza katın, isterseniz ekmeği bandırarak yiyin. Ancak kızartmalarda kullanmayın…</p>
<p>Hazırlayan: Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/saglikli-salata.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Diyette En İyi Yiyecek Ve İçecekler</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/diyette-en-iyi-yiyecek-ve-icecekler.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/diyette-en-iyi-yiyecek-ve-icecekler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 15:43:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Armut]]></category>
		<category><![CDATA[Avokado]]></category>
		<category><![CDATA[Çilek]]></category>
		<category><![CDATA[elma]]></category>
		<category><![CDATA[İçecek]]></category>
		<category><![CDATA[Kırmızı biber]]></category>
		<category><![CDATA[Tahıl]]></category>
		<category><![CDATA[Yiyecek]]></category>
		<category><![CDATA[Yumurta]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3156</guid>
		<description><![CDATA[Yediklerinize dikkat ediyorsanız, en az kaloriyle en fazla besin öğesini karşılayan yiyeceklere odaklanın.Az kalori veren fakat sizi daha uzun süre tok tutacak olan yiyecekler he sağlıklı bir yaşam için hem de kilo vermek için ideal olandır.İşte bu yiyecekler:
Yumurta: Sadece 75 kalori olan yumurta, yüksek kalitede protein ve birçok çeşitli besin öğesi sağlıyor. Bunlardan biri olan kolin, beyin fonksiyonları için çok önemlidir. Yumurtanın çok yönlülüğü onu her yemek için bir seçenek yapıyor. Yumurtayı, kahvaltıda omlet, atıştırmalık için çok haşlanmış olarak tüketebilir, salatalara doğrayabilir ya da akşam yemeği için İtalyan omleti (frittata) ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yediklerinize dikkat ediyorsanız, en az kaloriyle en fazla besin öğesini karşılayan yiyeceklere odaklanın.Az kalori veren fakat sizi daha uzun süre tok tutacak olan yiyecekler he sağlıklı bir yaşam için hem de kilo vermek için ideal olandır.İşte bu yiyecekler:</p>
<p><strong>Yumurta:</strong> Sadece 75 kalori olan yumurta, yüksek kalitede protein ve birçok çeşitli besin öğesi sağlıyor. Bunlardan biri olan kolin, beyin fonksiyonları için çok önemlidir. Yumurtanın çok yönlülüğü onu her yemek için bir seçenek yapıyor. Yumurtayı, kahvaltıda omlet, atıştırmalık için çok haşlanmış olarak tüketebilir, salatalara doğrayabilir ya da akşam yemeği için İtalyan omleti (frittata) şeklinde yiyebilirsiniz.</p>
<p><strong>Elma ve armut</strong>: Elma pektin içeriyor. 2007 yılında Georgia Üniversitesi’nde yapılan araştırmada, pektinin prostat kanseriyle savaştığı bulundu. Pektinin diğer yararları: kolon kanseri hücreleri üzerinde etkilidir, kolesterolü ve glukoz seviyesini düşürür. Hem elma hem de armut mükemmel lif kaynağıdır, bunlar da sizin uzun süre tok hissetmenize yardımcı olur.</p>
<p><strong>Çilek:</strong> Antioksidan ve lif bakımından zengin olan çileklerin porsiyon kontrolü kolaydır, tatlı atıştırmalıklar yerine sağlıklı ve ideal çerez gibidir.</p>
<p><strong>Avokado:</strong> Tekli doymamış yağ içermesinin yanında, avokado iyi bir potasyum, lütein, B vitaminleriyle E vitamini kaynağıdır. Kremalı tadı ve şekli sandviçlerinizdeki mayonezin yerine geçer. Avokadoyu domates ve havuç gibi antioksidan bakımından zengin yiyeceklerle eşleştirirseniz, vücudunuzun antioksidanları absorbe etme yeteneğine katkıda bulunursunuz.</p>
<p><strong>Kırmızı biber:</strong> Keskin tadının yanında, biberdeki içerikler (kapsaisin)  metabolizmaya ılımlı bir destek sağlıyor.</p>
<p><strong>Somon balığı:</strong> Çok iyi bir omega-3 kaynağı olan somon balığı, vücudunuzun üretmediği gerekli yağ asitlerini sağlıyor. Yağ asitleri sağlıklı beyin fonksiyonlarını sağlarken kalp hastalığı ve felç riskini azaltıyor. Omega-3 yağ asitleri, aynı zamanda kanser ve eklem iltihabı risk faktörlerini önlemeye yardımcı.</p>
<p><strong>Kabuklu yemişler ve çekirdekler:</strong> Yer fıstığı toplam kolesterolü düşürüyor. Badem ise kolesterolü düşürmeye yardım ediyor, kalp hastalığını önlüyor ve kanserle savaşan özelliklere sahip B17 vitamini içeriyor. Ceviz damar fonksiyonunu düzenliyor. Kabak çekirdeği prostat sağlığında faydalı ve erkeklerde kemik yoğunluğunu geliştiriyor.</p>
<p><strong>Bitter çikolata:</strong> Antioksidan bakımından zengin olan ve doğal bir antidepresan olan serotonin içeren bitter çikolata, ayrıca iyi bir endorfin (mutluluk hormonu) kaynağıdır. Kan damarlarını gevşetir ve kan basıncının düşmesine yardım eder. Ancak porsiyonlarınızı küçük tutmayı unutmayın.</p>
<p><strong>Tam tahıllar:</strong> Karmaşık karbonhidratlar, kan şekeri seviyesini düzenlemeye yardım ediyor. Büyük bir lif kaynağı olan tam tahıllar, mide ve kolon kanserine karşı koruyucu etkiye sahiptir.<br />
<strong>Yağlar:</strong> Yemeklerinizde margarin ya da tereyağının yerine kullandığınız aspir, zeytinyağı ya da kanola yağı, diyetinize faydalı tekli doymamış yağ asitleri eklemeye yardımcı oluyor. Bu yağ, kötü kolesterol seviyesini düşürerek kalp hastalığı ve felç riskinizi düşürmeye yardım ediyor.</p>
<p>Hazırlayan : Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/diyette-en-iyi-yiyecek-ve-icecekler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Form Tutmak İçin İpuçları</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/form-tutmak-icin-ipuclari.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/form-tutmak-icin-ipuclari.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 15:38:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Vücut Bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[Form]]></category>
		<category><![CDATA[form tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[Formda kalmak]]></category>
		<category><![CDATA[Sıkı karın]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3154</guid>
		<description><![CDATA[Bu listedeki her madde sizi forma sokacak vucudunuzu sıkılaştıracak ve formda  görünmenize yardımcı olacaktır . Aşagıdakileri uygulamanızı ve uymanızı önemle vurguluyoruz ve listedeki her madde sizi yağlarınızdan biraz daha uzaklaştıracak…Zayıflamak,ki,lo vermek kadar bu kiloyu sabit tutmak ve her daim fit görünmek için uygulamanız gereken bir kaç küçük tavsiye.
Sıkı Bir Karın İçin Nefesinizi Doğru Kullanın
Her zaman istediğiniz sıkı karın bölgesi için egzersiz sırasında nefesinizden yararlanabilirsiniz. Mekik çekerken, karnınız her kasıldığında ağzınızı büzerek (dolayısıyla diyafram kasınızı kullanarak) hızla nefes verin, böylece karın kaslarınız iyice sıkılaşır. Ayrıca bu şekilde yaptığınız harekete daha kolay ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu listedeki her madde sizi forma sokacak vucudunuzu sıkılaştıracak ve formda  görünmenize yardımcı olacaktır . Aşagıdakileri uygulamanızı ve uymanızı önemle vurguluyoruz ve listedeki her madde sizi yağlarınızdan biraz daha uzaklaştıracak…Zayıflamak,ki,lo vermek kadar bu kiloyu sabit tutmak ve her daim fit görünmek için uygulamanız gereken bir kaç küçük tavsiye.</p>
<p><strong>Sıkı Bir Karın İçin Nefesinizi Doğru Kullanın</strong></p>
<p>Her zaman istediğiniz sıkı karın bölgesi için egzersiz sırasında nefesinizden yararlanabilirsiniz. Mekik çekerken, karnınız her kasıldığında ağzınızı büzerek (dolayısıyla diyafram kasınızı kullanarak) hızla nefes verin, böylece karın kaslarınız iyice sıkılaşır. Ayrıca bu şekilde yaptığınız harekete daha kolay odaklanırsınız.</p>
<p><strong>Saati Kurun ve Unutun</strong></p>
<p>Eğer spor yaparken her dakika saate bakarsanız 20 dakikalık bir süre bile size uzun bir maraton gibi gelebilir. Bunun yerine alarm kurmayı deneyin. Uzmanlar egzersiz süresi için bir çalar saati kurmayı ve alarmı duyana kadar enerjik ve aktif kalmaya özen göstermeyi öneriyorlar. Saate bakmadığınız sürece, yaptığınız egzersize çok daha iyi konsantre olabilirsiniz. Böylece vücudunuzu ve yaptığınız hareketlerin hangi kaslarınızı çalıştırdığını daha iyi hissetmeniz mümkün olabilir. Ayrıca bu sayede spora ayırdığınız sürenin bitmeye yaklaştığını bilmediğiniz için son ana kadar en verimli şekilde çalışmaya devam edebilirsiniz.</p>
<p><strong>Temelden Başlayın</strong></p>
<p>Egzersiz yaparken her zaman vücudunuzun en altından çalışmaya başlayın. Bacaklarınız vücudunuzdaki en büyük kas grubudur. Dolayısıyla spor yaparken en fazla enerjiye onlar gereksinim duyarlar. Vücudunuzun üst bölgesine sıra geldiğinde, ufak bir geçiş için bel hareketleri yapın, mesela; bacaklarınızı sabit tutarak üst bedeninizle bir soldan, bir sağdan arkaya bakmaya çalışın.</p>
<p><strong>Formda Bir Spor</strong></p>
<p>Küçük bir yarışma yapmanız, birlikte çalıştığınız arkadaşınızla aranızdaki rekabet duygusunu artırarak, daha fazla çalışmanızı sağlayabilir. Hatta eğer onun vücudu sizinkine göre biraz daha formdaysa daha çok çalışmak için motive olabilirsiniz. Zaten amacınız da bu değil miydi?</p>
<p><strong>Taraf Değiştirin</strong></p>
<p>Birçok insanın vücudunda bir taraf -sağ ya da sol- diğerine göre daha tembel ve bu yüzden daha güçsüzdür. Bunun çözümü ise, zayıf tarafınızın üstüne gitmek, daha fazla ağırlık kaldırmak ya da o kasları daha fazla çalıştırmaktır.</p>
<p><strong>Hayal Kurun</strong></p>
<p>İlk haftalar kilo vermeye çalışmak duruma adapte olana kadar sizi biraz zorlayabilir. Bu nedenle hedefinize daha rahat konsantre olmak ve çalışmalarınızı daha iyi yapabilmek için hayalinizdeki vücuda  sahip  bir  ünlünün fotoğrafını buzdolabınıza yapıştırın.</p>
<p><strong>Hızlı Koşun</strong></p>
<p>Araştırmalar, yavaş ve uzun koşmaktansa, hızlı ve kısa adımlarla koşmanın çok daha fazla kalori yaktırdığını gösteriyor. Ayrıca bu teknik, canınızın sıkılmasını da engelliyor. Bunun için 10 dakika boyunca çok yüksek hızda koşu yapıp, 5 dakika egzersiz yapın. Daha sonra 15 dakika tekrar hızlı koşuya başlayın ve 10 dakika tekrar egzersiz yapın. Bu sistemi yarım saat boyunca tekrarlayarak çok daha fazla kalori yakabilirsiniz. Koşu yerine başka bir spor yapıyor olsanız da farketmez. Her sporda aynı mantığı kullanabilirsiniz. Yorgun kaslar enerjinizi azaltacaktır, o yüzden spor yapmadan önce esneme egzersizleri yaparak kaslarınızı yumuşatmaksınız.</p>
<p>Spor sırasında genel olarak yapılan hareketler doğrudan karın kaslarına etki etmez. Sıkı kaslara sahip olmak için mekik çekme, bisiklet gibi karın kaslarına yönelik egzersizleri arka arkaya yapmak çok daha etkilidir. Haftalık egzersiz planınızın bir gününü bu çalışmalara ayırabilirsiniz. Böylece karın bölgesi daha çok çalışmış olacak ve kısa sürede sertleşecek.</p>
<p><strong>Saymayı Bırakın</strong></p>
<p>Eğer kendinizi 15 mekik çekmeye programladıysamz, bu sefer saymamayı deneyin, çünkü belki de daha fazlasını yapabiliyorken 15 tanede bırakıyor olabilirsiniz. Bu yüzden devam edemeyecek noktaya gelene kadar çalışmanızı öneriyoruz.</p>
<p><strong>Setlerinizi Karıştırın</strong></p>
<p>Çalışırken bir hafta dört ya da altı kiloluk ağırlıkla 15-20 tekrar yapıyorsanız, diğer hafta sayıları yer değiştirerek, sekiz-on kilogramlık ağırlıkla dört veya altı tekrar yapabilirsiniz.</p>
<p><strong>Dik Durun</strong></p>
<p>Koşarken ya da yürüyüş bandında spor yaparken dimdik durmaya çalışın. Böylece karın ve sırt kaslarınız daha dik ve sert olacaktır.</p>
<p><strong>Şükredin</strong></p>
<p>Eğer bir gün spor yapmaktansa, koltukta uzanmak size daha cazip gelirse, spor yapabiliyor olduğunuz için ne kadar şanslı olduğunuzu düşünüp şükredin. Bu motivasyon sayesinde birkaç dakika içinde ayağa kalkmış ve spor ayakkabılarınızı giyiyor olacaksınız!<br />
<strong>Sahip Olduğunuz Güzelliklere Odaklanın</strong></p>
<p>Hepimizin vücudunda öne çıkan güzel bir bölge vardır. Mesela çok şekilli bacaklarınız ya da düzgün kol kaslarınız olabilir. Bu güzelliklerinizi fark edin ve kendi kendinizi “Çok uzun bacaklarım var ve bu yüzden kendimi seviyorum!” diyerek motive edin. Böylece spor yaparken çok daha pozitif duygular içinde olacaksınız.</p>
<p><strong>Yapılacaklar Listesi Hazırlayın</strong></p>
<p>Hangi egzersizleri yapacağınızı planlar ve bir liste oluşturursanız skinny jean’inize girmeniz o derece kolaylaşacaktır. Böylece her zaman belli bir programa göre çalışırsınız ve “Bundan sonra ne yapsam” diye düşünerek zaman kaybetmezsiniz. Kendinize basit ya da daha komplike yapılacaklar listesi hazırlayabilirsiniz. Böylece spora tamamıyla odaklanabilirsiniz ve en önemlisi bir hedefiniz olması sizi düzenli çalışmaya teşvik edebilir.</p>
<p><strong>Tekdüzelikten Vazgeçin</strong></p>
<p>Vücudunuz sürekli yaptığınız egzersizlere bir yerden sonra alışır ve artık yağ yakmamaya başlar. Çözüm ayda bk egzersiz programınızı farklılaştırmak olacak. Ancak bu süre boyunca egzersizin süresi ya da hızını değiştirmek de vücudunuzu kandırmak için iyi bir yol. Mesela birinci gün yürüyüş yaparken, belirli bir zaman içinde ne kadar uzağa gidebildiğinizi test edin. Daha sonraki üç hafta boyunca eğimi, hızınızı ve parkurunuzun uzunluğunu değiştirin. Bu bir ayın sonunda kendinizi tekrar test edin. Ne kadar geliştiğinizi görmek motivasyonunuzu artıracaktır.</p>
<p><strong>Soğuk Bir İçecek Alın</strong></p>
<p><strong>Soğuk su, egzersizin verimini artırır.</strong></p>
<p><strong> Hazırlayan: Nisan<br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/form-tutmak-icin-ipuclari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kışın Evde Yapabileceğiniz Sporlar</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/kisin-evde-yapabileceginiz-sporlar.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/kisin-evde-yapabileceginiz-sporlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 15:31:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Barfix]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[Kış ev sporu]]></category>
		<category><![CDATA[Kış sporu]]></category>
		<category><![CDATA[Mekik]]></category>
		<category><![CDATA[Şıvan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3152</guid>
		<description><![CDATA[Yazın o güzel günlerinde sahilde sabah saatlerinde ortalama bir ritm ile kosmak herzaman insanların hayalidir ve boyle fırsatı olanlar kesinlikle bu koşuyu gerceklestirir.Herkes ister deniz kenarında koşmayı ama ya kış ayı geldip de havalar soguyup yagışlar arttıgında ne yapmalıyız yaz aylarında oldugu gibi sahilde kosamıyoruz kışın da daha cok kapalı mekanlarda bunları gerceklestiriyoruz . Sağlığınız için özellikle evde ve salonda uygulayabileceğiniz egzersizlere dikkat edilmesi gerekiyor.İşte size kışın soğuk günlerinde evinizde form tutmanızı sağlayacak hareketler.
Kışın ev sporları 
Günümüzün modern çağ insanı sporu boş vakitlerini daha eğlenceli kılmak, motivasyon sağlamak, vücut geliştirmek, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yazın o güzel günlerinde sahilde sabah saatlerinde ortalama bir ritm ile kosmak herzaman insanların hayalidir ve boyle fırsatı olanlar kesinlikle bu koşuyu gerceklestirir.Herkes ister deniz kenarında koşmayı ama ya kış ayı geldip de havalar soguyup yagışlar arttıgında ne yapmalıyız yaz aylarında oldugu gibi sahilde kosamıyoruz kışın da daha cok kapalı mekanlarda bunları gerceklestiriyoruz . Sağlığınız için özellikle evde ve salonda uygulayabileceğiniz egzersizlere dikkat edilmesi gerekiyor.İşte size kışın soğuk günlerinde evinizde form tutmanızı sağlayacak hareketler.</p>
<p><strong>Kışın ev sporları </strong></p>
<p>Günümüzün modern çağ insanı sporu boş vakitlerini daha eğlenceli kılmak, motivasyon sağlamak, vücut geliştirmek, fitness, kardiyo egzersizleri, kilo vermek gibi nedenlerle yapmaktadır. Spor evde, salonda, açık havada yapılabilir. Açık hava ve kapalı salonlar olmak üzere ayrıldığı gibi yaz ve kış sporları olarak da ayrılabilir. Kış sporları açık havada yapılabileceği gibi hava şartları nedeniyle salonda ya da evde yapılmaktadır. Evde yapılabilecek sporlar kilo almamak, hacim kazanmak, sıkılaşmak, vücut geliştirmek, kardiyo egzersizleri olarak yapılabilir. Herhangi bir alet kullanmadan evde 3 temel hareket yapılabilir.</p>
<p><strong>Bunlar barfiks, şınav ve mekik hareketleridir.</strong></p>
<p>Barfiks: Kanat, sırt, pazu<br />
Şınav: Göğüs, arka kol<br />
Mekik: Mide yan karın kası ve bacak kaslarını geliştirir.</p>
<p><strong>Evde aletli sporlar da yapılabilir</strong></p>
<p>Aletli olarak evde ağırlık sehpaları, el yayları, pilates topu, sabit bisiklet, koşu bandı kullanılabilir. İp atlama, bisiklet binme, koşu bandı, kardiyo ve aerobik egzersizlere yönelik çalışmalar da kullanılabilir. Bu tip hareketlere ilave olarak spinnig, dans, oryantal, pilates vb. yapılabilir.</p>
<p><strong>Kalbe yönelik sporlar ritmi düzenliyor</strong></p>
<p>Kardiyo egzersizlerinde amaç kalp atım sayısını faydalı atım frekansına getirmek ve bu ulaşılan noktayı uzun süre korumaktır. Egzersiz düşük tempoda, uzun süre yapılmalıdır. Maksimum kalp atım sayısı %50 ile %85 arasındadır. Aerobik egzersizlerde ise kalbi ve akciğerler güçlendirilir ve stresi gideren egzersizler minimum 20-25 dk yapılarak yağ yakımı sağlanır. Egzersizler cinsiyete ve yaşa bağlı olarak süre ve miktar bakımından farklılıklar gösterebilir.</p>
<p>Hazırlayan : Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/kisin-evde-yapabileceginiz-sporlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslama Uygun Diyet</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/islama-uygun-diyet.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/islama-uygun-diyet.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 15:25:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslami diyet]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[zayiflama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3150</guid>
		<description><![CDATA[Kilolu,çağımızda artık küçük büyük neredeyse herkesin ortak sorunu. Bunun temelinde de sağlıksız beslenme, ölçüsüz yeme alışkanlıkları yatıyor. Kilosuna dikkat etmeyenler, çözümü diyetisyen önerilerinde, bitki kürlerinde, dost tavsiyelerinde arıyor. Peki, gerçekten çözüm nerede?
Özellikle Avrupa ve Amerika’da yaşayan insanlarda görülen obezite, kapitalizmin etkisi ile tüm dünyaya yayıldı. Her gün ve her saat televizyonlarda gördüğümüz reklâmlarla tetiklenen yeme arzusu, bilinçsiz beslenmeyi yaygınlaştırdı. Gece yarısı olduğu düşünülmeden maddi kaygılarla yayınlanan reklâmlar, yemek saati alışkanlıklarını ortadan kaldırdı. Bunun yanında, açılan yüzlerce restoranın, obezitenin yaygınlaşmasında etkisi olduğu çok açık. Tabiî ki reklâmları ve restoranları tek suçlu ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kilolu,çağımızda artık küçük büyük neredeyse herkesin ortak sorunu. Bunun temelinde de sağlıksız beslenme, ölçüsüz yeme alışkanlıkları yatıyor. Kilosuna dikkat etmeyenler, çözümü diyetisyen önerilerinde, bitki kürlerinde, dost tavsiyelerinde arıyor. Peki, gerçekten çözüm nerede?</p>
<p>Özellikle Avrupa ve Amerika’da yaşayan insanlarda görülen obezite, kapitalizmin etkisi ile tüm dünyaya yayıldı. Her gün ve her saat televizyonlarda gördüğümüz reklâmlarla tetiklenen yeme arzusu, bilinçsiz beslenmeyi yaygınlaştırdı. Gece yarısı olduğu düşünülmeden maddi kaygılarla yayınlanan reklâmlar, yemek saati alışkanlıklarını ortadan kaldırdı. Bunun yanında, açılan yüzlerce restoranın, obezitenin yaygınlaşmasında etkisi olduğu çok açık. Tabiî ki reklâmları ve restoranları tek suçlu ilan edemeyiz. Televizyonda ızgara üzerinde pişirilen bir sucuk gördüğümüzde, saatin kaç olduğunu önemsemeden mutfağa koşan da biziz, sokakta yürürken kokusuna dayanamayıp, önümüze geleni alan da… İrademize hâkim olamadık ve sınır tanımaz bir şekilde yedik! Bu da kaçınılmaz sonu beraberinde getirdi. Hâlbuki Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (sav) sünnetlerine biraz olsun riayet edersek, kilo ve kilonun sebep olduğu sağlık problemleriyle uğraşmak zorunda kalmayız.</p>
<p>Peygamber Efendimiz birçok hadisi-i şerifte günde iki öğün ve az yemenin, doymadan sofradan kalkmanın, lokmaları ağza göre almanın ve iyice çiğnedikten sonra yutmanın önemine değiniyor. Günümüzde bu sünnetlere az riayet edildiğinden olsa gerek herkes soluğu ya diyetisyenlerde ya da çeşitli sağlık problemleri yüzünden doktorlarda alıyor.</p>
<p>Efendimiz döneminde doktora ihtiyaç duyan çok az kişi varmış. ‘Tıbbi Nebevi’de bununla ilgili olay şöyle nakledilir: Asr-ı Saâdette, hükümdarlardan biri Peygamber Efendimize hizmet için bir doktor göndermiş. Bu doktor, Efendimizin yanında uzun süre kalmış ve hastaları tedavi etmek için beklemiş. Fakat tedaviye çok az kişinin ihtiyacı olduğunu görünce geri dönmek için izin istemiş. Peygamber Efendimiz de az hastalanmanın sebebinin, ‘ashabın iyice acıkmadıkça yemek yememesi ve yemekten tam doymadan kalkması’ olduğunu söylemiş.</p>
<p>Şimdi bırakın az yemeyi günde 7-8 öğün yemek yediğimiz bile oluyor. Fakat bilimsel araştırmalar günde en fazla 3 öğün yenilmesini tavsiye ediyor. Diyetisyen Serkan Tutar, fazla sıklıkta yemek yemenin kilo alımına neden olacağını söylüyor. Yenilen her besinle kan şekerinin yükseldiğini ve insülin salgılandığını belirtiyor. İnsülinin sürekli salgılanması da besinlerin yağ olarak depolanmasına yol açıyor. Tutar, “Vücuttaki yağ kitlesinin artması obezite ile sonuçlanır. Bireyin obez kalması da kalp ve şeker hastası olma riskini artırır.” diyor.<br />
<strong><br />
Yemekleri iyice çiğnemek kilo almayı engelliyor</strong></p>
<p>“Lokmaları ağzınıza göre alınız ve iyice çiğnedikten sonra yutunuz.” hadisi bugünler için söylenmiş gibi. Koşuşturma ile geçen hayatımızda her şey için o kadar acele etmemiz gerekiyor ki; buna yemek yemek de dâhil. Acele ile fazla çiğnemeden yuttuğunuz yiyecekler kilo almanıza neden olabiliyor. Serkan Tutar, “Besinler ağızda ne kadar iyi çiğnenirse midedeki sindirim o kadar kolaylaşır. Çiğneme tam sağlanmadığında hazımsızlık, şişkinlik, gaz sancıları ve kabızlık meydana gelir. Sürekli az çiğneme ise ileriki safhalarda mide rahatsızlıklarına neden olabilir. Ayrıca çiğneme ile besinin içerisindeki vücudumuza yararlı öğelerini emilimi daha fazla gerçekleşir. Bunun yanında iyi çiğnemek çabuk doymayı sağlar.” diyor. Dolayısıyla besinleri iyi çiğneyerek kilo almayı da engelleyebilirsiniz.<br />
<strong><br />
Yemek arasında su içmek tokluk hissi veriyor</strong></p>
<p>Peygamber Efendimiz “İnsana belini doğrultacak birkaç lokma yeter. Bunu yapamıyorsa; karnının üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de teneffüs etmeye ayırsın.” buyurmuştur. Buna rağmen yemek arasında ya da sonrasında su içmek kilo aldırır gibi yanlış kanılar vardır. Fakat bilimsel araştırmalar yemek arasında su içmenin kilo aldırmayacağını; aksine doygunluk hissi vererek az yemeyi sağladığını ortaya koymuştur.</p>
<p><strong>Sıcak yemek mide kanserine neden oluyor</strong></p>
<p>Tüm bunların yanında Peygamber Efendimiz’in yemeklerin nasıl yenmesi gerektiği ile ilgili sözleri, sağlığımız açısından da ne kadar önemli olduğunu bize gösterir. “Yemekleri çok sıcak ve çok soğuk yemeyiniz.” hadisinin mide sağlığı açısından önemini belki hiç düşünmemişizdir. Serkan Tutar, yemeklerin ılık yenilmesinin mide sağlığı açısından en doğru tercih olduğunu belirtiyor. Tutar, “Yemeklerin çok sıcak olması mide kanserine sebep olabiliyor. Özellikle Japonya’da besinler çok sıcak tüketildiğinden mide kanseri oranı çok yüksektir.” diyor.<br />
<strong><br />
Oturarak su içmek hastalıklardan koruyor</strong></p>
<p>Ayakta su içmenin yanlışlığı da birçok hadiste karşımıza çıkar ve oturarak içilmesi tavsiye edilir. Bunun sağlık açısından önemi ise şöyle: Herhangi bir sıvıyı ayakta içtiğimizde doğrudan onikiparmak bağırsağına, oturarak içtiğimizde ise önce mideye daha sonra onikiparmak bağırsağına gider. Sıvıların önce mideye gitmesi daha sağlıklı; çünkü mide asidi sayesinde sıvının içinde bulunan mikroplar ölüyor. Böylelikle birçok hastalıktan korunmuş oluyoruz. Suyun üç yudumda içilmesi ile ilgili hadisin hikmeti de; suyun yavaş içildiğinde vücudun ihtiyaç duyduğu yer tarafından emilmesinden kaynaklanıyor. Hızlı içildiğinde ise vücutta gereken vazifesini yapamıyor.<br />
<strong><br />
İlahiyatçı Dr. Reşit Haylamaz: ‘26 kilo verdim’</strong></p>
<p>İlahiyatçı Reşit Haylamaz da konunun önemini şu şekilde açıklıyor: “Ben çok uzun zaman diyet yaptım. 8 yıl diyetisyene gittim ve 26 kilo verdim. Bunu tecrübe eden biri olarak o süreç zarfında gördüm ki işin temelinde Peygamber Efendimizin bir hadisi var. O, Ademoğlu’na midesinin yalnız üçte birini yemek ile doldurmasını söylüyor. Aslında sünnete uyunca insan zaten diyet yapmış oluyor. Demek ki biz sünnete uygun yaşamadığımızdan kilo almış oluyoruz. Hadisleri hayatımıza geçirebilsek kilo problemimiz kalmayacak.”</p>
<p>Hazırlayan:Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/islama-uygun-diyet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Büyük Kalçaların Faydası</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/buyuk-kalcalarin-faydasi.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/buyuk-kalcalarin-faydasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 14:52:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük kalça]]></category>
		<category><![CDATA[Deney]]></category>
		<category><![CDATA[Deri altı yağları]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalık riski]]></category>
		<category><![CDATA[kalça]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[Şeker hastalığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3145</guid>
		<description><![CDATA[Harvard’lı bilim adamlarının araştırmasına göre, kalça bölgesinde toplanan yağlar diğer organlardaki yağlardan farklılık içeriyor. Bu yağlarda bulunan hormonlar metobolizmayı güçlendiriyor ve kan şekerini düşürüyor.
Büyük kalçalar kimi kadın için kabustur fakat o kadar da dert etmeyin.Büyük kalçanın faydalarını okuduğunuz da şaşıracaksınız.
Kadınların kalça bölgelerinde toplanan deri altı yağları, tip 2 şeker hastalığının gelişme riskinin azaltılmasına yardımcı oluyor.Harvard Tıp Okulu’nun araştırmasına göre, deri altı yağları iç organları saran ve hastalık riskini artıran yağ türünden farklılık taşıyor. Bu yağlar metabolizmayı güçlendiren glikoz ve lipit düzenleyici “adikopine” hormonlarını üretiyor. Bu da sözkonusu şeker hastalığının gelişmesini ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h5>Harvard’lı bilim adamlarının araştırmasına göre, kalça bölgesinde toplanan yağlar diğer organlardaki yağlardan farklılık içeriyor. Bu yağlarda bulunan hormonlar metobolizmayı güçlendiriyor ve kan şekerini düşürüyor.</h5>
<p>Büyük kalçalar kimi kadın için kabustur fakat o kadar da dert etmeyin.Büyük kalçanın faydalarını okuduğunuz da şaşıracaksınız.</p>
<p><span>Kadınların kalça bölgelerinde toplanan deri altı yağları, tip 2 şeker hastalığının gelişme riskinin azaltılmasına yardımcı oluyor.</span>Harvard Tıp Okulu’nun araştırmasına göre, deri altı yağları iç organları saran ve hastalık riskini artıran yağ türünden farklılık taşıyor. Bu yağlar metabolizmayı güçlendiren glikoz ve lipit düzenleyici “adikopine” hormonlarını üretiyor. Bu da sözkonusu şeker hastalığının gelişmesini engelliyor.</p>
<p>Fareler üzerinde deney yapan araştırmacılar, hayvanın deri altından aldıkları yağı karın bölgesine yerleştirdi. Deney sonunda hayvanların kilolarında, yağ kütlelerinde ve kan şekeri seviyelerinde düşme saptandı. Bu hayvanların ayrıca, vücudun şekeri kullanma şeklini denetleyen insülin hormonuna daha uyumlu bir hal aldıkları gözlemlendi.</p>
<p>Buna karşın, deneylerde iç organlardan alınan ve vücudun diğer bölgelerine yerleştirilen yağın bir etkisi saptanmadı. Bu alanda çalışmalarını sürdüren araştırmacılar, insanların sağlık için yine de kilolarını kontrol altında tutmaları, sağlıklı bir hayat tarzı benimsemeleri ve spor yapmalarının önemli olduğuna dikkati çekti.</p>
<p>Kaynak:ntvmsnbc</p>
<p>Hazırlayan : Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/buyuk-kalcalarin-faydasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Diyet Kadınlardaki Kalp Krizi Görülme Oranını Düşürüyor</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/diyet-kadinlardaki-kalp-krizi-gorulme-oranini-dusuruyor.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/diyet-kadinlardaki-kalp-krizi-gorulme-oranini-dusuruyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 14:39:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Felç]]></category>
		<category><![CDATA[Felç riski]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp krizi riski]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3143</guid>
		<description><![CDATA[ABD’de yapılan geniş çaplı bir araştırmada, diyetin kadınlarda kalp krizi ve felç riskini önemli ölçüde azalttığı belirlendi.
Sağlıklı kalmak için yapılan ömür boyu uygulanan diyetlerde kadınların kalp krizi riskinin önemli oranlarda düştüğü görüldü.
Araştırmacıların 25 yıl boyunca 88 bin sağlıklı kadın üzerinde yaptıkları araştırmada, gıda seçimiyle kalp krizi ve inme arasındaki ilişki incelendiğinde, sağlıkları en iyi durumda olanların, hekimlerin yüksek tansiyonun düşürülmesi için önerdiği yemek alışkanlıklarına uyanlar olduğu görüldü.
Araştırmada, meyve, sebze, tahıl, az yağlı süt ve bakliyatla beslenen kadınların, alışılagelmiş Amerikan yemekleriyle beslenen kadınlara oranla kalp krizi riskinin yüzde 24, felç riskinin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h5>ABD’de yapılan geniş çaplı bir araştırmada, diyetin kadınlarda kalp krizi ve felç riskini önemli ölçüde azalttığı belirlendi.</h5>
<p>Sağlıklı kalmak için yapılan ömür boyu uygulanan diyetlerde kadınların kalp krizi riskinin önemli oranlarda düştüğü görüldü.</p>
<p><span>Araştırmacıların 25 yıl boyunca 88 bin sağlıklı kadın üzerinde yaptıkları araştırmada, gıda seçimiyle kalp krizi ve inme arasındaki ilişki incelendiğinde, sağlıkları en iyi durumda olanların, hekimlerin yüksek tansiyonun düşürülmesi için önerdiği yemek alışkanlıklarına uyanlar olduğu görüldü.</span></p>
<p>Araştırmada, meyve, sebze, tahıl, az yağlı süt ve bakliyatla beslenen kadınların, alışılagelmiş Amerikan yemekleriyle beslenen kadınlara oranla kalp krizi riskinin yüzde 24, felç riskinin de yüzde 18 düşük olduğu ortaya çıktı.</p>
<p>Araştırmanın başladığı 1980’de 30’larının ortasında ve 50’lerinin sonlarında bulunan deneklerin katıldığı araştırmanın sonuçları, 50 yaşlarındaki 5 Amerikalı kadından 2’sinin kalp ve damar hastası olduğu ABD için anlamlı bir oran olarak yorumlandı.</p>
<p>Kaynak:ntvmsnbc</p>
<p>Hazırlayan:Nisan</p>
<p><span><br />
</span></p>
<h5><span><br />
</span></h5>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/diyet-kadinlardaki-kalp-krizi-gorulme-oranini-dusuruyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı Gebelik İçin gerekli sağlık taramaları</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/saglikli-gebelik-icin-gerekli-saglik-taramalari.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/saglikli-gebelik-icin-gerekli-saglik-taramalari.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 14:27:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik & Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Doktor]]></category>
		<category><![CDATA[Doktor kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı gebelik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3141</guid>
		<description><![CDATA[Uzmanlar, Anneler Günü vesilesiyle anneleri düzenli sağlık kontrolleri konusunda uyarıyor. Unutmayın, rutin doktor randevularına gitmemek, hastalıkları en iyileştirilebilir dönemlerinde yakalama fırsatını kaçırmak anlamına gelebilir.
Anneler öncelikle kendi sağlıklarını kontrol ederek daha sağlıklı çocuklar yetiştirebilirler.Sağlıksız bir annekendi hastalığını çocuğuna bulaştırabileceği gibi bu olmasa bile psikolojik olarak çocuğu rahatsız edebilir.
Anneler çoğu zaman kendi sağlığını ailesinin ihtiyaçlarının arkasında tutar. Çocuklarının ve eşinin sağlığı her zaman kendi sağlığından önce gelir. Ancak bir anne çocuklarının geleceği için, öncelikle kendi sağlığını güvence altına almalıdır. Düzenli sağlık kontrolleriyle hastalıklardan korunmalıdır ki; çocuklarına sağlıklı bir anne olabilsin.
Anadolu Sağlık Merkezi’nden ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h5>Uzmanlar, Anneler Günü vesilesiyle anneleri düzenli sağlık kontrolleri konusunda uyarıyor. Unutmayın, rutin doktor randevularına gitmemek, hastalıkları en iyileştirilebilir dönemlerinde yakalama fırsatını kaçırmak anlamına gelebilir.</h5>
<p>Anneler öncelikle kendi sağlıklarını kontrol ederek daha sağlıklı çocuklar yetiştirebilirler.Sağlıksız bir annekendi hastalığını çocuğuna bulaştırabileceği gibi bu olmasa bile psikolojik olarak çocuğu rahatsız edebilir.</p>
<p><span>Anneler çoğu zaman kendi sağlığını ailesinin ihtiyaçlarının arkasında tutar. Çocuklarının ve eşinin sağlığı her zaman kendi sağlığından önce gelir. Ancak bir anne çocuklarının geleceği için, öncelikle kendi sağlığını güvence altına almalıdır. Düzenli sağlık kontrolleriyle hastalıklardan korunmalıdır ki; çocuklarına sağlıklı bir anne olabilsin.</span></p>
<p>Anadolu Sağlık Merkezi’nden Dahiliye Uzmanı Dr. Erdoğan Selçuk Şeber, geleceğin sağlıklı anneleri için düzenli kontrollerin önemini anlattı.</p>
<p>21 Yaşından İtibaren Kontrollere Başlanmalı!</p>
<p><strong>Kimler Hangi Düzenli Kontrolleri Yaptırmalı?</strong><br />
21 yaşından büyük tüm kadınlar senede bir defa düzenli sağlık kontrolü yaptırmalıdır. Bu yıllık görüşme esnasında mutlaka,</p>
<p><img src="http://arsiv.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif" border="0" alt="*" hspace="1" vspace="1" width="7" height="7" /> Boy, kilo ve kan basıncı ölçümleri alınmalıdır.<br />
<img src="http://arsiv.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif" border="0" alt="*" hspace="1" vspace="1" width="7" height="7" /> Bir sağlık profosyoneli tarafından meme dokusunda kitle veya anormallikleri saptama amacıyla klinik meme muayenesi yapılmalıdır.<br />
<img src="http://arsiv.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif" border="0" alt="*" hspace="1" vspace="1" width="7" height="7" /> Klinik meme muayenesi 20 &#8211; 39 yaş arası kadınlarda her üç senede bir<br />
<img src="http://arsiv.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif" border="0" alt="*" hspace="1" vspace="1" width="7" height="7" /> 40 yaş üzeri kadınlarda senede bir defa yaptırılmalıdır.<br />
<img src="http://arsiv.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif" border="0" alt="*" hspace="1" vspace="1" width="7" height="7" /> Üreme sağlığını değerlendirme amacıyla jinekolojik muayene yaptırılmalıdır.<br />
<img src="http://arsiv.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif" border="0" alt="*" hspace="1" vspace="1" width="7" height="7" /> Jinekolojik muayene Pap testini de içermelidir.<br />
<img src="http://arsiv.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif" border="0" alt="*" hspace="1" vspace="1" width="7" height="7" /> 40 yaşından sonra senede bir defa mammografi yaptırmaları gerekir.<br />
<img src="http://arsiv.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif" border="0" alt="*" hspace="1" vspace="1" width="7" height="7" /> Tüm kadınlar menopoz dönemine girdiklerinde rahim kanseri için risk faktörleri ve belirtileri konularında bilgi edinmeli ve tüm beklenmeyen kanamaları doktorlarına iletmelidirler.<br />
<img src="http://arsiv.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif" border="0" alt="*" hspace="1" vspace="1" width="7" height="7" /> Akrabalarında kalıtımsal kalın bağırsak kanseri olan kadınlarda 35 yaşından itibaren yıllık tarama ve biyopsi yapılmalıdır.<strong>Kadınlarda En Sık Rastlanan Rahatsızlıklar Neler?</strong><br />
Kadınlarda ölüme neden rahatsızlıkların başında kalp hastalıkları gelmektedir. İstatistiksel veriler kalp damar rahatsızlıklarının görülme sıklığının kadınlarda her geçen yıl erkeklerde görülme sıklığına daha çok yaklaştığını göstermekte.</p>
<p>İkinci sırada ise kanserlerler yer alıyor. Kadınlarda ölüme sebebiyet veren kanserlerden en sık görülenleri meme, kalın barsak ve akciğer kanseridir. Deri kanserleri sıklığında da son yıllarda hızlı bir artış gözlenmektedir. Hemen bir sonraki sırada ise, artık neredeyse bir salgın boyutuna gelmekte olan diyabet yer almaktadır.</p>
<p><strong>Sağlık Kontrollerinin İçerikleri Yaştan Yaşa Farklılık Gösterir mi?</strong><br />
20 yaşından itibaren tüm kadınlar rutin muayene sırasında doktor tarafından kalp damar hastalıkları yönünden ailede kalp hastalığı öyküsü, sigara içme alışkanlığı, sağlıksız beslenme ve fiziksek aktivite sıklığı gibi risk faktörlerinin varlığı değerlendirilmelidir. Yüksek kolesterol ve diyabet riskine göre açlık kolesterol , HDL kolesterol ve açlık kan şekeri düzeyi bakılmalıdır. Eğer risk faktörleri mevcutsa bu testler her 2 senede bir yaptırılmalı eğer mevcut değilse her 3 senede bir yaptırılmalıdır</p>
<p>40 yaşından itibaren her 5 senede bir kalp damar hastalığına yakalanma için risk değerlendirilmesi yapılmalıdır. Bu tarama eğer birden fazla risk faktörü (düşük HDL düzeyi, ailede erken kalp hastalığına yakalanma öyküsü (65 yaşından önce erken menopoz, şeker yüksekliği vb) varsa daha sık yaptırılmalıdır.</p>
<p>50 yaşından sonra tüm kadınlarda tiroid hastalıkları için TSH düzeyine bir kez bakılmalıdır</p>
<p><strong>Uyulması Gereken Bir Aşı Takvimi Var mıdır?</strong><br />
Genel kadın sağlığı muayenesinin yanında kadınlar doktorlarıyla yaşa uygun aşılanma takvimi konusunda görüş alışverişinde bulunabilirler. Çocuk doğurma çağındaki kadınların çoğu, grip, hepatit Ave B, kızamık kabakulak ve kızamıkçık hastalıklarından koruyucu aşılar için uygun aday konumundadırlar. 55 yaşın üstündeki tüm kadınlar zatüreeden korunmak için pneumoni aşısı ve 60 yaşın üstündeki tüm kadınlar zonadan korunmak için su çiçeği aşısı yaptırabilirler. Tüm kadınlar her 10 yılda bir tetanoz &#8211; difteri-boğmaca aşısı olmalıdır.</p>
<p>Kaynak:ntvmsbc</p>
<p>Hazırlayan : Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/saglikli-gebelik-icin-gerekli-saglik-taramalari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Huzursuz Bacak Sendromu Gebelikte Risk Oluşturuyor</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/huzursuz-bacak-sendromu-gebelikte-risk-olusturuyor.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/huzursuz-bacak-sendromu-gebelikte-risk-olusturuyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 14:12:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik & Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[anemi]]></category>
		<category><![CDATA[Demir eksikliği anemisi]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[Huzursuz bacak sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[Sendrom]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3135</guid>
		<description><![CDATA[Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı tarafından yapılan bir araştırmada, Türkiye’de tüm popülasyonlarda yüzde 3 oranında görülen huzursuz bacaklar sendromunun, hamilelerin yüzde 10’unu etkilediği ortaya çıktı.
Huzursuz bacak sendromu,düzgün uyku uyutmayan,bacaklarınızda sürekli rahatsızlık hissettiğiniz bir durumdur.Kalkıp bir kaç adım yürümekle bu rahatızlık hissi geçebilir.Fakat uyku düzenine en çok dikkat edilmesi gereken hamilelik döneminde bu bir sorun olabilir.
Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Aksu, genetik geçişli bir hastalık olan huzusuz bacaklar sendromunun anne adaylarında gebelik sonrasında da devam ettiğini ve demir eksikliği anemisine bağlı olarak da ortaya ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h5>Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı tarafından yapılan bir araştırmada, Türkiye’de tüm popülasyonlarda yüzde 3 oranında görülen huzursuz bacaklar sendromunun, hamilelerin yüzde 10’unu etkilediği ortaya çıktı.</h5>
<p>Huzursuz bacak sendromu,düzgün uyku uyutmayan,bacaklarınızda sürekli rahatsızlık hissettiğiniz bir durumdur.Kalkıp bir kaç adım yürümekle bu rahatızlık hissi geçebilir.Fakat uyku düzenine en çok dikkat edilmesi gereken hamilelik döneminde bu bir sorun olabilir.</p>
<p><span>Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Aksu, genetik geçişli bir hastalık olan huzusuz bacaklar sendromunun anne adaylarında gebelik sonrasında da devam ettiğini ve demir eksikliği anemisine bağlı olarak da ortaya çıkabildiğini söyledi.</span></p>
<p>Üyesi bulundukları Avrupa Huzursuz Bacaklar Sendromu Çalışma Grubunun yaptığı bir araştırmada hastalığa neden olan en az 6 gen dokusu tespit edildiğini vurgulayan Prof. Dr. Aksu, beyinde “A 11” denilen bir bölgenin lezyonunun ya da bozukluğunun hastalığa neden olabileceğinin belirlendiğini kaydetti.</p>
<p>Aksu, bu nedenle huzursuz bacaklar sendromunun santral sinir sisteminin bir hastalığı olarak nitelenebileceğini belirterek, Türkiye’de görülme oranın tüm popülasyonlarda yüzde 3 olduğunu anlattı.</p>
<p>Yaptıkları bir araştırmada gebelerin yüzde 10’unda bu hastalığa rastlandığını ifade eden Aksu, şu bilgileri verdi:<br />
“Toplam 983 gebe ile yüz yüze görüşüldü ve muayeneleri yapıldı. Bunlardan 781’i gebeliği sırasında demir kullanıyor, ancak 192’si demir kullanmıyor. 880’in de huzursuz bacaklar sendromu yok, ama 103 tanesinde bu hastalık mevcut. Hastalığın görülme nedeni ise hamilelik sırasında santral sinir sisteminde meydana gelen birtakım değişiklikler. Biz burada demir eksikliğini düşünmüştük, ama gebelerde demir eksikliğinden bağımsız şekilde daha sık olarak görülüyor. Bu dönemde gebelere demir versek bile hastalık daha sık olarak ortaya çıkıyor.”</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong>SENDROMUN GENETİKLE GEÇİŞ ORANI YÜZDE 50</strong></span><br />
Prof. Dr. Murat Aksu, gebelerin tedavisinde çok düşük dozda ilaçlar kullanıldığını bu nedenle hiçbir olumsuz etki görülmediğini anlattı.</p>
<p>İlaç tedavisinin yanında akşam saatlerinde yürüyüş yapılması, uyku hijyenine dikkat edilmesi gibi pratik önerilerde de bulunduklarını vurgulayan Aksu, şöyle devam etti:<br />
“Bu sayede anne adaylarının gebeliklerini daha rahat biçimde geçirmelerini sağlıyoruz. Bunlardan bazılarında aslında çok önemli bir kısmında gebelik sonrasında da hastalık devam ediyor. Huzursuz bacaklar sendromu eğer demir eksikliği anemisine bağlıysa bunu düzelttiğimiz zaman tedavi kesin olarak gerçekleşiyor. Ancak genetik faktörlere bağlıysa, hastalığın kökünü yani gendeki değişikliği tedavi edemediğimiz için bu hastalar çok uzun süre belki hayat boyu ilaç kullanmak zorunda kalabilirler. Eğer ailedeki bireylerden birinde bu hastalık var ise yüzde 50’nin üzerinde bir olasılıkla ailenin diğer bireylerinde de bu hastalık görülür, ama 50 yaşından sonra görülür. Genetik olarak geçmiştir, hasta bunu ancak 50 yaşına geldiğinde fark eder.”</p>
<p>Kaynak:ntvmsnbc</p>
<p>Hazırlayan: Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/huzursuz-bacak-sendromu-gebelikte-risk-olusturuyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osteoporoz Tedavisinde Asprin</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/osteoporoz-tedavisinde-asprin.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/osteoporoz-tedavisinde-asprin.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 14:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Asprin]]></category>
		<category><![CDATA[Kemik dokusu]]></category>
		<category><![CDATA[Kemiklerin güçlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mucize ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[Osteoporoz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3130</guid>
		<description><![CDATA[Mucize ilaç Aspirin’in osteoporoz (kemik dokusunun içinde anormal derecede boşluk oluşması) tedavisinde de kullanılabileceği belirlendi.
Neredeyse her derde deva olan asprin osteoporoza da iyi geliyor.
ABD’li bilimadamlarının yaptığı ve PLoS One dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, düşük dozda alınan Aspirin kemiklerin kırılmasına yol açan hücrelerin faaliyetlerini azaltıyor, kemiklerin güçlenmesini sağlayan hücrelerin faaliyetini ise artırıyor.
Los Angeles’daki Güney Kaliforniya Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nden Dr. Songtao Shi ve arkadaşlarının fareler üzerinde yaptığı ve PLoS One dergisinde yayımlanan araştırmada Aspirin’in osteoporoza (kemik erimesine) neden olan hücreleri engellerken kemik güçlenmesini sağlayan hücrelerin ise faaliyetlerini hızlandırıyor.
Araştırmada, kemiklerin kırılmasına yol ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h5>Mucize ilaç Aspirin’in osteoporoz (kemik dokusunun içinde anormal derecede boşluk oluşması) tedavisinde de kullanılabileceği belirlendi.</h5>
<p>Neredeyse her derde deva olan asprin osteoporoza da iyi geliyor.</p>
<p><span>ABD’li bilimadamlarının yaptığı ve PLoS One dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, düşük dozda alınan Aspirin kemiklerin kırılmasına yol açan hücrelerin faaliyetlerini azaltıyor, kemiklerin güçlenmesini sağlayan hücrelerin faaliyetini ise artırıyor.</span></p>
<p>Los Angeles’daki Güney Kaliforniya Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nden Dr. Songtao Shi ve arkadaşlarının fareler üzerinde yaptığı ve PLoS One dergisinde yayımlanan araştırmada Aspirin’in osteoporoza (kemik erimesine) neden olan hücreleri engellerken kemik güçlenmesini sağlayan hücrelerin ise faaliyetlerini hızlandırıyor.</p>
<p>Araştırmada, kemiklerin kırılmasına yol açan hücrelerin faaliyetlerinin artmasının genel olarak osteoporozun nedeni olarak kabul edildiği belirtilerek, ancak son zamanlarda ortaya çıkan kanıtların kemikleri güçlendiren hücrelerin azalmasının osteoporozun ortaya çıkmasında rol oynayabileceğini gösterdiği belirtildi.</p>
<p>Dr. Songtao Shi ve arkadaşları, laboratuvarlarda fareler üzerinde yaptıkları çalışmalarda Aspirin’in kemiklerin güçlendiren hücrelerin yok olmasını azalttığını buldular. Çalışmaları ilerleten bilim adamları, düşük dozdaki aspirinin kemikleri güçlendiren hücreleri daha etkin, kemikleri zayıflatan hücreleri ise daha edilgen hale getirdiğini, kalın ve güçlü kemiklerin ortaya çıkmasını sağladığını gördüler.</p>
<p>Bilimadamları araştırmalarının sonucunda, genellikle menopoz sonrası kadınlarda görülen osteoporozun tedavisinde Aspirin’in yeni bir başlangıç sunabileceğini vurguladılar.</p>
<p>Dr. Shi, insanlar üzerinde yapılan araştırmaların, düzenli Aspirin kullanımının menopoz sonrası kadınların kemiklerinin kalınlaşmasında belli oranda faydalı olduğunu, ancak Aspirin’in osteoporozdan nasıl koruduğunu ve tedavi ettiğini açıklığa kavuşturmak için daha ayrıntılı çalışmalar yapılmasına gerek olduğunu ifade etti.</p>
<p>Kaynak:ntvemsnbc</p>
<p>Hazırlayan: Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/osteoporoz-tedavisinde-asprin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuaförde saç yıkatmak boyun fıtığına Sebep Oluyor</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/kuaforde-sac-yikatmak-boyun-fitigina-sebep-oluyor.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/kuaforde-sac-yikatmak-boyun-fitigina-sebep-oluyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 13:55:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saç Bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Boyun fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kuaför]]></category>
		<category><![CDATA[saç]]></category>
		<category><![CDATA[Saç boyama]]></category>
		<category><![CDATA[Saç yapımı]]></category>
		<category><![CDATA[Saç yıkatma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3128</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. Cengiz Kuday, kuaförlerde başın geriye doğru yatırılarak yıkanmasının boyun fıtığının en önemli nedeni olduğunu söylerken, Kuaförler Odası Başkanı ise yıkamanın yaklaşık 3 dakika sürdüğünü, bu sürenin boyun fıtığına neden olmayacağını savundu&#8230;
Bilindiği gibi kuaförlerde boyun geriye yatırılarak saç yıkanıyor.Bu yıkama şekli boyun fıtığı açısından oldukça riskli.
Florence Nightingale Hastaneleri Nöroşirurji Bölüm Koordinatörü Prof. Dr. Cengiz Kuday, kuaförlerde başın geriye doğru yatırılarak yakınma şeklinin, boyun fıtığının en önemli nedeni olduğunu söyledi. Kunday, kadınların en önemli uğrak yerlerinden biri olan kuaförlerde saçların, oturur vaziyette baş geriye doğru yatırılarak yıkandığına, saç boyanması durumunda ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h5>Prof. Dr. Cengiz Kuday, kuaförlerde başın geriye doğru yatırılarak yıkanmasının boyun fıtığının en önemli nedeni olduğunu söylerken, Kuaförler Odası Başkanı ise yıkamanın yaklaşık 3 dakika sürdüğünü, bu sürenin boyun fıtığına neden olmayacağını savundu&#8230;</h5>
<p>Bilindiği gibi kuaförlerde boyun geriye yatırılarak saç yıkanıyor.Bu yıkama şekli boyun fıtığı açısından oldukça riskli.</p>
<p><span>Florence Nightingale Hastaneleri Nöroşirurji Bölüm Koordinatörü Prof. Dr. Cengiz Kuday, kuaförlerde başın geriye doğru yatırılarak yakınma şeklinin, boyun fıtığının en önemli nedeni olduğunu söyledi. Kunday, kadınların en önemli uğrak yerlerinden biri olan kuaförlerde saçların, oturur vaziyette baş geriye doğru yatırılarak yıkandığına, saç boyanması durumunda bu şekilde oturulma süresinin daha da uzun sürdüğüne dikkati çekti.</span></p>
<p>“Başın geriye doğru yatırılarak yıkanma şekli boyun fıtığının en önemli nedenidir” diyen Prof. Dr. Kuday, kadınların ense adalelerinin zayıf olması nedeniyle boyun fıtığı hastalığının kadınlarda daha çok görüldüğüne işaret etti.</p>
<p>Boynun vücudun en hareketli bölgelerinden biri olduğunu belirten Kuday, kuaförde başın geriye doğru yatırılması, arabaların ani fren yapması, voleybol ve basketbol oynamak, denize balıklama atlamak gibi nedenlerin boyun fıtığına yol açtığını kaydetti.</p>
<p>Televizyon seyrederken ya da koltukta uyuyakalmak gibi nedenlerle boynun bir tarafa kontrolsüz düşmesi sonucunda ise boyun fıtığı hastalığının yavaş yavaş oluştuğuna işaret eden Kuday, 50’li yaşlardan sonra boyun fıtığı olma olasılığının yüksek olduğunu vurguladı.</p>
<p>Parmaklarda ya da kolda ağrı, hissizlik ve his değişikliği, omuzda ise kürek kemiğinin arkasında ağrının fıtık belirtisi olduğunu ifade eden Kuday, boyun fıtığının omurganın ortasına doğru baskı yapması durumunun tehlikeli olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Fıtığın omurgaya ortadan baskı yapması durumunda hastanın hemen ameliyat edilmesi gerektiğini ifade eden Kuday, ameliyat olunmaması durumunda geriye dönüşü olmayan bozuklukların başlayacağını belirtti.</p>
<p>Boyun fıtığının MR ile görüntülenebileceğini anlatan Kuday, boyun fıtıklarının yüzde 60-70’nin fizik tedavi ve ilaçla iyileştirilebileceğine dikkat çekti.</p>
<p><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong>KUAFÖRLER ODASI BAŞKANI ERKAL</strong></span></strong><br />
Kuaförler Odası Başkanı Oktay Erkal da, “Dünyanın her tarafında saç yıkama yaklaşık 3 dakika sürüyor. Bu süre boyun fıtığına neden olmaz” dedi.<br />
Kuaförlerde ayarlanabilir koltukların kullanıldığını vurgulayan Erkal, 48 yıllık kuaförlük yaşamında böyle bir şikayetle hiç karşılaşmadığını söyledi.</p>
<p>Kaynak:ntvmsnbc</p>
<p>Hazırlayan:Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/kuaforde-sac-yikatmak-boyun-fitigina-sebep-oluyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İdrar Kaçırma Yaşlılıkta da Doğal Değil</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/idrar-kacirma-yaslilikta-da-dogal-degil.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/idrar-kacirma-yaslilikta-da-dogal-degil.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 11:37:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Çekingen davranmak]]></category>
		<category><![CDATA[Doktor]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta]]></category>
		<category><![CDATA[İdrar]]></category>
		<category><![CDATA[İdrar kaçırma]]></category>
		<category><![CDATA[Kadında idrar kaçırma]]></category>
		<category><![CDATA[Üroloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3126</guid>
		<description><![CDATA[65 yaş üstü kadınların üçte biri idrarını tutamıyor&#8230;
Yaşlılıkta yaygın olarak doğal karşılanan idrar kaçırma alında normal değil.
Türk Üroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Tufan Tarcan, idrar kaçırmanın, kadınlarda, erkeklerde ve çocuklarda görülebildiğini, ancak yapısal faktörlerden dolayı en çok kadınları etkilediğini belirterek, özellikle 65 yaş üstü kadınların üçte birinin idrar kaçırdığını bildirdi.
Türk Üroloji Derneği tarafından düzenlenen 20’nci Üroloji Kongresi yarın Antalya’da başlayacak. Çeşitli ülkelerden 1500’e yakın üroloğun katılacağı kongre, 6 Kasım’a dek sürecek.
Türk Üroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Tufan Tarcan yaptığı yazılı açıklamada, kongrede, “İdrar kaçırma” konusunun da ele alınacağını ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h5>65 yaş üstü kadınların üçte biri idrarını tutamıyor&#8230;</h5>
<p>Yaşlılıkta yaygın olarak doğal karşılanan idrar kaçırma alında normal değil.</p>
<p><span>Türk Üroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Tufan Tarcan, idrar kaçırmanın, kadınlarda, erkeklerde ve çocuklarda görülebildiğini, ancak yapısal faktörlerden dolayı en çok kadınları etkilediğini belirterek, özellikle 65 yaş üstü kadınların üçte birinin idrar kaçırdığını bildirdi.</span></p>
<p>Türk Üroloji Derneği tarafından düzenlenen 20’nci Üroloji Kongresi yarın Antalya’da başlayacak. Çeşitli ülkelerden 1500’e yakın üroloğun katılacağı kongre, 6 Kasım’a dek sürecek.</p>
<p>Türk Üroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Tufan Tarcan yaptığı yazılı açıklamada, kongrede, “İdrar kaçırma” konusunun da ele alınacağını belirtti.</p>
<p>65 yaş üstü kadınların üçte birinin idrarını kaçırdığını, ancak bu hastaların yarısının çekingen davranıp, doktora başvurmayarak, durumu yaşlılığın doğal bir sonucu olarak gördüklerini ifade eden Tarcan, şu bilgileri verdi:<br />
“İdrar kaçırma yaşlılığın doğal sonucu değildir. 65 yaş üstü hastalarda (Nasıl olsa bu durumun tedavisi yok, yaşlanmanın doğal bir sonucu) algılaması var. İnsanın hem aile hayatını hem cinsel yaşamını, sosyal hayatını, mesleki hayatını bozan bir şey. Özellikle bu konuda uzman yerlere başvurulması halinde çok yüksek başarıyla bunların hem cerrahi hem de medikal tedavisi mümkün.”</p>
<p>Çocuklardaki idrar kaçırmanın da önemli bir sorun olduğunu, çoğunlukla ailelerin “büyüdükçe geçer” yaklaşımında bulunduklarını ancak bu sorunun altında bazen tahmin edilmeyen önemli hastalıkların yatabileceğini ifade eden Tarcan, “Çocuk, 4 yaşını doldurup 5 yaşına girdikten sonra hala idrar kaçırmayla ilgili problemi varsa, mutlaka bir ürolojik değerlendirme yapılmalı” uyarısında bulundu.</p>
<p>Erkeklerin idrar kaçırmada kadınlar gibi çekingen olmadığını belirten Prof. Tarcan, erkeklerdeki idrar kaçırmanın genelde prostat kanseri için yapılan radikal ameliyatlar sonrası gerçekleştiğinin altını çizdi.</p>
<p>Kaynak:ntvmsnbc</p>
<p>Hazırlayan : Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/idrar-kacirma-yaslilikta-da-dogal-degil.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadın Eli Mikrop Daha Çok Taşıyor</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/kadin-eli-mikrop-daha-cok-tasiyor.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/kadin-eli-mikrop-daha-cok-tasiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 11:26:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Asitip]]></category>
		<category><![CDATA[Biyokimya]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın eli]]></category>
		<category><![CDATA[Mikrop]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık enstitüsü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3124</guid>
		<description><![CDATA[Colorado Üniversitesi’nde yapılan araştırmada 51 öğrencinin elleri incelendi ve 102 elde 4 bin 742 tür bakteri belirlendi. Araştırmada kadınların ellerinde erkeklerinkinden daha çok bakteri türü yaşadığı ortaya çıktı.
Yapılan araştırmalarda kadınların ellerinde daha fazla tür mikrop bulunduğu ortaya çıktı.
ABD’deki Colorado Üniversitesinden biyokimya doçenti Rub Knight ve aynı üniversiteden Ekoloji ve Evrimsel Biyoloji anabilim dalından doçent Noah Fierer’in kaleme aldıkları bilimsel makaleye göre araştırmalarda, ellerde sanıldığından daha fazla türde bakteri bulunduğu da anlaşıldı.Yazı, “Proceedings of the National Academy of Sciences” adlı bilimsel yayının on-line sayısında bugün yayımlandı. Araştırma, ABD’deki “Ulusal Sağlık Enstitüsü” ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h5>Colorado Üniversitesi’nde yapılan araştırmada 51 öğrencinin elleri incelendi ve 102 elde 4 bin 742 tür bakteri belirlendi. Araştırmada kadınların ellerinde erkeklerinkinden daha çok bakteri türü yaşadığı ortaya çıktı.</h5>
<p>Yapılan araştırmalarda kadınların ellerinde daha fazla tür mikrop bulunduğu ortaya çıktı.</p>
<p><span>ABD’deki Colorado Üniversitesinden biyokimya doçenti Rub Knight ve aynı üniversiteden Ekoloji ve Evrimsel Biyoloji anabilim dalından doçent Noah Fierer’in kaleme aldıkları bilimsel makaleye göre araştırmalarda, ellerde sanıldığından daha fazla türde bakteri bulunduğu da anlaşıldı.</span>Yazı, “Proceedings of the National Academy of Sciences” adlı bilimsel yayının on-line sayısında bugün yayımlandı. Araştırma, ABD’deki “Ulusal Sağlık Enstitüsü” ve “Ulusal Bilim Vakfı” tarafından desteklendi.</p>
<p>Yazıya göre araştırmanın şefi olan Fierer, “araştırmamızın sonucunda belirlediğimiz bakteri türü sayısı bizi çok şaşırttı. Kadınların ellerinde çok daha fazla çeşit olduğunu da anladık” dedi.</p>
<p>Araştırmacılar, kadınların ellerindeki bakteri türünün daha zengin olmasının nedenini bilemediklerini, bunun, erkeklerin derisinin daha “asitik” olmasından ve bunun bazı bakteri türlerini öldürüyor olabileceğinden kaynaklanabileceğini belirttiler. Araştırmacılar bir başka nedenin, kadınlarla erkekler arasında, ter ve yağ bezlerinin çalışma farklılıkları olabileceğini de ifade ettiler.</p>
<p>Knight’ın açıklamasına göre kadınların, suyla yıkanması mümkün olmayan deri altlarında yaşayan bakteri sayısı, erkeklere göre daha az.</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong>ELLERDE 4.742 TÜR BAKTERİ</strong></span><br />
Araştırmacılar çalışmaları sırasında 51 üniversite öğrencisinden (toplam 102 el)örnekler aldı.</p>
<p>Örnekler, DNA bakterilerini belirleyen yeni ve çok detaylı bir sistem kullanılarak incelendi.</p>
<p>Bu 102 elde toplam 4.742 bakteri türü belirlendi.</p>
<p>Bu türlerden yalnızca 5’inin bütün ellerde bulunduğu anlaşıldı.</p>
<p>Her insanın elinde genellikle diğerlerinden farklı bakteriler yaşadığı gibi, bir insanın iki elinde yaşayan bakteriler de genellikle birbirinden farklı. Bir insanın iki elindeki bakteri türlerinin ortalama yüzde 17’si birbirinin aynı.</p>
<p>Araştırmaya göre ortalama bir elde 150 bakteri türü yaşıyor.</p>
<p>Ancak bakterilerin türünü belirlemek yaklaşık olarak mümkün olmasına karşın, elde toplam kaç adet bakteri bulunduğunu saymak mümkün olmuyor.</p>
<p>Araştırmacılar, aynı çalışmayı çeşitli ülkelerde tekrar ederek sonuçların karşılaştırılmasının önemli olacağını vurguluyorlar.</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> KANIKSAMAK GEREK</strong></span><br />
Araştırmadan anlaşıldığı kadarıyla, bakterilerle yaşamayı kanıksamak gerekiyor. Çünkü el yıkama, bunları ortadan kaldırmıyor.</p>
<p>Knight’a göre düzenli el yıkama önemli ancak el yıkama, bakteriyi ortadan kaldırmıyor. Knight, makalede, “bakteri kolonileri, el yıkamanın hemen ardından hızla yeniden ürüyor. Veya el yıkama, deri yüzeyinde bulunan bakterilerin büyük bölümünü gideremiyor” dedi.</p>
<p>Kaynak:ntvmsnbc</p>
<p>Hazırlayan : Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/kadin-eli-mikrop-daha-cok-tasiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şeker Hastalığı Gebelikte Risk Oluşturuyor</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/seker-hastaligi-gebelikte-risk-olusturuyor.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/seker-hastaligi-gebelikte-risk-olusturuyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 11:19:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik & Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[Kalıcı diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[Kalıcı diyabet riski]]></category>
		<category><![CDATA[Riskli gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[Riskli hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[Şeker hastalığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3122</guid>
		<description><![CDATA[Şeker hastalığı,anne ve bebekte kalıcı diyabete neden olabiliyor.Bunun yanı sıra erken doğuma ve bebekte aşırı kiloya sebebiyet veriyor.
Türkiye Maternal Fetal Tıp ve Perinatoloji Derneği’nin Antalya’da düzenlediği 6. Ulusal Kongresi için Türkiye’ye gelen ABD’nin Northwestern Üniversitesinden Prof. Dr. Boyd Metzger, dünyada gebelikte görülen kan şekeriyle ilgili çok merkezli yapılan Hyperglycemia &#38; Adverse Pregnancy Outcome (HAPO) araştırmasının sonuçlarını Türk meslektaşlarıyla paylaştı.
Prof. Dr. Metzger, gebelikteki kan şekeri seviyesinin anneye etkisinin araştırıldığı çok merkezli araştırmaya, çeşitli ülkelerdeki 5 etnik ırktan 25 bin kadının katıldığını söyledi. Araştırmaya göre kadınlarda diyabetin en çok Hindistan ve Pakistan’da ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h5>Şeker hastalığı,anne ve bebekte kalıcı diyabete neden olabiliyor.Bunun yanı sıra erken doğuma ve bebekte aşırı kiloya sebebiyet veriyor.</h5>
<p><span>Türkiye Maternal Fetal Tıp ve Perinatoloji Derneği’nin Antalya’da düzenlediği 6. Ulusal Kongresi için Türkiye’ye gelen ABD’nin Northwestern Üniversitesinden Prof. Dr. Boyd Metzger, dünyada gebelikte görülen kan şekeriyle ilgili çok merkezli yapılan Hyperglycemia &amp; Adverse Pregnancy Outcome (HAPO) araştırmasının sonuçlarını Türk meslektaşlarıyla paylaştı.</span></p>
<p>Prof. Dr. Metzger, gebelikteki kan şekeri seviyesinin anneye etkisinin araştırıldığı çok merkezli araştırmaya, çeşitli ülkelerdeki 5 etnik ırktan 25 bin kadının katıldığını söyledi. Araştırmaya göre kadınlarda diyabetin en çok Hindistan ve Pakistan’da görüldüğünü belirten Prof. Dr. Metzger, Çin, Japonya ve Kore’de ise gebelikteki şeker hastalığının diğer ülkelere göre daha yaygın olduğunu kaydetti.</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> GEBELİĞE VE ANNEYE ETKİSİ</strong></span><br />
Gebe kadınlarda insülin direncinin arttığını ve bunun kalıtsal fonksiyon bozukluklarının ortaya çıkmasına yardımcı olduğunu bildiren Prof. Dr. Metzger, “Gebeliği, şeker hastalığı için yapılmış bir stres testi olarak görmek mümkündür” dedi.</p>
<p>Annedeki kan şekeri seviyesi ile gebelik olumsuzlukları arasında bir ilişki olduğunu ifade eden Prof. Dr. Metzger, gebelikteki kan şekerinin, hamilelikle bağlantılı riskleri doğrudan artırdığını vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Metzger, gebelikte şeker hastalığının erken doğum riskini ve sezaryenle doğum yapma zorunluluğunu ve doğumdan sonra diyabet geliştirme riskini artırdığını, Chicago’da gebelik sonrası diyabet geliştiren kadınların hemen yarısının 40 yaşın altında olduğunu söyledi.</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> “BEBEKTE AŞIRI KİLOLARA NEDEN OLUYOR”</strong></span><br />
Gebelikte şeker hastalığının bebekleri de olumsuz etkilediğini belirten Prof. Dr. Metzger, “Anne karnında yüksek kan şekerine maruz kalan bebekte, hem obezite hem de ileri yaşta diyabet gelişimi riski artış göstermektedir. Gebelikteki şeker hastalığı, bebeklerin aşırı kilolu ve yağlı doğmalarına neden oluyor” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Metzger, bu bebeklerin kan şekerlerinin doğumda düşük seviyeye indiğini ve bu nedenle diğer bebeklere göre daha çok özel bakım ünitelerinde tedavi gördüklerini kaydetti.</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> TEK TİP TEDAVİYE DOĞRU</strong></span><br />
Araştırmanın çok sayıda ülkede binlerce kadın üzerinde yapıldığına dikkati çeken Prof. Dr. Metzger, gebelikteki şeker hastalığının, gebeliğe ve anneye olumsuz etkisi üzerinde ırklar arasında da farklılık saptanmadığını söyledi.</p>
<p>Gebelikteki şeker hastalığının kadınlar üzerindeki risklerinin tüm dünyada aynı olduğunu bildiren Prof. Dr. Metzger, şöyle devam etti:<br />
“Bu nedenle gebelikteki şeker hastalığının hem tanısı, hem tedavisi için dünya çapında tek tip yaklaşım benimsenebilirse kuşaktan kuşağa aktarılan şeker hastalığının giderek artan döngüsünü kırmak mümkün olacaktır. Bu araştırma tüm etnik ırk gruplarında aynı sonuçları verdiği için, konuya yönelik ortak yaklaşımın benimseneceğini gösterdi.”</p>
<p>Prof. Dr. Metzger, gebelikte şeker hastalığının beslenme şeklindeki değişikliklerle tedavi edilebildiğini, bazı hastalarda ise ilaç ve insülin tedavisine ihtiyaç olabildiğini belirtti.</p>
<p>Kaynak:ntvmsnbc</p>
<p>Hazırlayan : Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/seker-hastaligi-gebelikte-risk-olusturuyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Meme Kanserinde Soya alarmı</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/meme-kanserinde-soya-alarmi.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/meme-kanserinde-soya-alarmi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 10:45:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Endometrium kanserleri]]></category>
		<category><![CDATA[meme kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Onkoloji hekimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Östrojen]]></category>
		<category><![CDATA[Soya]]></category>
		<category><![CDATA[Soya riski]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3114</guid>
		<description><![CDATA[Soyanın içindeki östrojen hormonuna benzer etkideki maddelerin, yüksek dozda alınması meme ve endometrium kanserleri, havucun içindeki beta-karotenin fazla tüketilmesi ise sigara bağımlılarında akciğer kanseri riskini artırıyor.
Yararlı diye bildiğimiz yiyecekler her durum için aynı etkiyi göstermiyor.Bazen gerçekten zararlı bile olabiliyorlar.
Hacettepe Üniversitesinde görev yapan onkoloji hekimleri tarafından Kasım 2007-2008 dönemlerinde 6 büyük ulusal gazetenin internet sitelerinde “kanserden korunma hakkında” çıkan haberler tarandı ve doğrulukları araştırıldı. Prof. Dr. İsmail Çelik, bu tarihler arasında ilgili başlıkta toplam 235 haber tespit ettiklerini, ancak bunların 23’ünün doğru bilgiler içerdiğini kaydetti.
Hacettepe Üniversitesi İç Hastalıkları ve Medikal Onkoloji ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h5>Soyanın içindeki östrojen hormonuna benzer etkideki maddelerin, yüksek dozda alınması meme ve endometrium kanserleri, havucun içindeki beta-karotenin fazla tüketilmesi ise sigara bağımlılarında akciğer kanseri riskini artırıyor.</h5>
<p>Yararlı diye bildiğimiz yiyecekler her durum için aynı etkiyi göstermiyor.Bazen gerçekten zararlı bile olabiliyorlar.</p>
<p><span>Hacettepe Üniversitesinde görev yapan onkoloji hekimleri tarafından Kasım 2007-2008 dönemlerinde 6 büyük ulusal gazetenin internet sitelerinde “kanserden korunma hakkında” çıkan haberler tarandı ve doğrulukları araştırıldı. Prof. Dr. İsmail Çelik, bu tarihler arasında ilgili başlıkta toplam 235 haber tespit ettiklerini, ancak bunların 23’ünün doğru bilgiler içerdiğini kaydetti.</span></p>
<p>Hacettepe Üniversitesi İç Hastalıkları ve Medikal Onkoloji Uzmanı ve Kanser Epidemiyolojisi Bilim Uzmanı Prof. Dr. İsmail Çelik, yazılı ve görsel basında kanserden korunmaya yönelik çok fazla haber yer aldığını, ancak çoğunun bilimsellikten uzak ve yanlış olduğunu söyledi.</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> VİTAMİN KAPSÜLLERİ KULLANMAYIN</strong></span><br />
Çelik, bitkilerin, meyve ve sebzelerin bilinçsiz tüketilmesinin yarardan çok zarar verebileceğini, çeşitli organlarda hasara yol açabileceğini ya da kanser dışında başka hastalıklarının oluşmasına zemin hazırlayabileceğini belirterek, hekim tarafından tavsiye edilmediği sürece gıda takviyesinde bulunulmasının ya da beslenme şeklinin değiştirilmesinin kesinlikle uygun olmadığını bildirdi.</p>
<p>Kanserden korunmaya karşı ya da vücut direncini artırmak için çeşitli vitamin kapsülleri kullanılmasının ya da soya fasulyesi, havuç, gibi gıdaların çok tüketilmesinin bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek yerine meme, endometrium ve akciğer gibi bazı kanser türlerinin gelişmesine de neden olabileceğini öne süren Çelik, şunları kaydetti:</p>
<p>“ACS (American Cancer Society)’nin tanımına göre kanserden korunmak için tek ve geçerli beslenme önerisi, günde en az 5 porsiyon meyve ve sebze içeren, yağdan düşük, lifçe yüksek diyet tüketilmesi ve kırmızı etin haftada birden fazla yenmemesi şeklindedir. Bu cümleye bir kelime eklemek ya da çıkarmak bilimsel olarak doğru değildir.”</p>
<p>Ceviz tüketilmesinin kanser ve kalp hastalarına iyi geldiği yönündeki bilgilerin her zaman geçerli olmadığını belirten Çelik, “Şişmanlık kanseri arttıran bir etmendir. Zararsız olduğu, kolesterol içermediği söylenen yağlı gıdaların (zeytinyağı veya kuru yemiş de dahil) çok miktarda alınmasının obeziteye yol açabileceği unutulmamalıdır” dedi. Çelik, hiçbir bitki karışımı ya da vitamin kapsülü takviyesinin, bilimsel olarak kanserden koruyucu etkisinin saptanmadığını, bunların asla doğal besinlerin yerini tutamayacağını ifade ederek, şu uyarılarda bulundu:</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong>SOYA VE HAVUÇ TÜKETİMİNE DİKKAT</strong></span><br />
<img src="http://arsiv.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif" border="0" alt="*" hspace="1" vspace="1" width="7" height="7" /> Kanser hastalarına bolca soya ürünü tüketilmesi yönündeki tavsiyeler doğru değildir. Çünkü, soyanın içindeki östrojen hormonuna benzer etkideki maddeler, yüksek dozda alındığında östrojene bağlı gelişebilen meme ve endometrium (yumurtalık ve rahim) kanserlerine yol açabilir.<br />
<img src="http://arsiv.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif" border="0" alt="*" hspace="1" vspace="1" width="7" height="7" /> Havucun içinde de bulunan beta-karoten maddesinin fazla alınması, sigara bağımlılarında akciğer kanseri riskini arttırabilmektedir. Yapılan bir araştırmada, sigara içenlere beta-karoten tableti verildiğinde, ölüm oranlarının arttığı tespit edilmiştir. Bu havucun tüketilmemesi anlamı taşımaz. Aksine sigara içenlerin sigarayı bırakmaları daha yaşamsaldır. Havuç günlük gıda alımı içinde taze olarak yenilebilir.<br />
<img src="http://arsiv.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif" border="0" alt="*" hspace="1" vspace="1" width="7" height="7" /> Antioksidan özelliği olan domates, brokoli ve lahana gibi gıdaların tüketilmesinin kanserden koruduğuna dair veriler yeterli değildir. Domates, brokolinin kanser yapıcı etkileri yok ama kanserden koruyucu etkileri de yok.<br />
<img src="http://arsiv.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif" border="0" alt="*" hspace="1" vspace="1" width="7" height="7" /> Aspartam ve sakarin gibi yapay tatlandırıcıların kansere neden olduğu bilgisi ispatlanmamıştır.<br />
<img src="http://arsiv.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif" border="0" alt="*" hspace="1" vspace="1" width="7" height="7" /> Doğum kontrol hapları ve menapoz sonrası hormon replasman tedavisinin, hem kanser hem de kalp rahatsızlıkları açısından önemli yan etkileri vardır. Bu nedenle kesinlikle doktor tavsiyesi ile alınmalıdır.<br />
<img src="http://arsiv.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif" border="0" alt="*" hspace="1" vspace="1" width="7" height="7" /> ABD, Belçika ve Tayvan’ın belli bölgelerinde yeryüzünün derin katmanlarından içme suyuna karışan arseniğin uzun süre tüketilmesinin kanser yapıcı etkileri tanımlanmıştır. Türkiye’deki içme suyunda arsenik düzeylerine ait bilgiler yetersizdir.<br />
<img src="http://arsiv.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif" border="0" alt="*" hspace="1" vspace="1" width="7" height="7" /> Genetiği değiştirilmiş gıdaların, kanser riskini artırdığına dair bilimsel bir bulgu yoktur.</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong>ALKOL VE SİGARA KANSER YAPAR</strong></span><br />
<img src="http://arsiv.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif" border="0" alt="*" hspace="1" vspace="1" width="7" height="7" /> Fazla kırmızı et tüketiminin doğrudan kansere etkisi vardır.<br />
<img src="http://arsiv.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif" border="0" alt="*" hspace="1" vspace="1" width="7" height="7" /> Kahve tüketiminin kansere neden olduğu ve yeşil çayın kanserden koruduğuna dair bilimsel bir bulgu yoktur.<br />
<img src="http://arsiv.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif" border="0" alt="*" hspace="1" vspace="1" width="7" height="7" /> Hazır gıdalardaki katkı maddelerinin, uygun oranlarda kaldığı takdirde kanser yapıcı etkisi mevcut değildir.<br />
<img src="http://arsiv.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif" border="0" alt="*" hspace="1" vspace="1" width="7" height="7" /> Alkol ve tütün kullanımı kanseri tetiklemektedir. Az miktarda bile olsa alkol kanserojen etki gösterir. Özellikle sigara ile birlikte kullanıldığında bu etki daha da artar.<br />
<img src="http://arsiv.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif" border="0" alt="*" hspace="1" vspace="1" width="7" height="7" /> Düzenli egzersiz hem kalp hastalıklarından hem de kanserden koruyucudur.<br />
<img src="http://arsiv.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif" border="0" alt="*" hspace="1" vspace="1" width="7" height="7" /> Cep telefonu kullanımına bağlı kanser gelişimi konusunda veriler yetersiz olup kullanımının kısıtlanmasına dair bilimsel bir öneri yoktur.</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> PESTİSİT KULLANIMI</strong></span><br />
Prof. Çelik, zararlı organizmaları engellemek, kontrol altına almak, ya da zararlarını azaltmak için kullanılan madde ya da maddeleri içeren karışımların (pestisit) kullanımının tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kontrol altında olduğunu belirtti. Halen Türkiye’de kullanımda olan pestisitlerin kanser yapıcı etkileri açısından kontrol altında olduğuna işaret eden Çelik, şunları kaydetti:</p>
<p>“Tüketilen maddenin üzerindeki pestisit kalıntılarının bertarafı için uygun hijyenik önlemler yeterlidir. En önemli risk pestisiti uygulayan kişinin (ülkemizde çiftçi veya yetiştirici) kendisine ve çevresindeki kişilere olmaktadır. Pestisitlere maruziyetin kanser dışı zehirleyici özellikleri daha önemlidir ve bu etkiler küçük çocuklarda ve bebeklerde daha ağır seyreder, çünkü bu pestisitleri vücuttan atacak enzimler henüz yetersizdir veya oluşmamıştır.”</p>
<p>Kaynak:ntvmsnbc</p>
<p>Hazırlayan : Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/meme-kanserinde-soya-alarmi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Epidural anestezi abartıldığı kadar riskli değil</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/epidural-anestezi-abartildigi-kadar-riskli-degil.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/epidural-anestezi-abartildigi-kadar-riskli-degil.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 10:38:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik & Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Anestezi]]></category>
		<category><![CDATA[Anestezi riski]]></category>
		<category><![CDATA[Anestezi türleri]]></category>
		<category><![CDATA[Epidural anestezi]]></category>
		<category><![CDATA[Spinal anestezi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3110</guid>
		<description><![CDATA[Epidural ve spinal anestezinin risklerinin abartıldığı ortaya çıktı. Epidural anestezi nedeniyle kalıcı hasar olasılığının kadınlarda en kötü ihtimalle 80 binde, daha iyi bir yaklaşımla ise 300 binde bir olduğu belirlendi.
İngiliz bilim adamlarının yaptığı araştırma, doğum ve ameliyat sırasında epidural ve spinal anestezi uygulanan kadın ve çocukların en düşük risk grubunda yer aldıklarını, bu anestezi türlerinin düşünüldüğünden çok daha güvenli olduğunu ve kalıcı hasar olasılığının, daha önce hesaplanandan 10 kat daha az, yani 23 bin ila 50 binde bir arasında değiştiğini gösterdi.Epidural anestezi nedeniyle kalıcı hasar olasılığının kadınlarda en kötü ihtimalle ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h5>Epidural ve spinal anestezinin risklerinin abartıldığı ortaya çıktı. Epidural anestezi nedeniyle kalıcı hasar olasılığının kadınlarda en kötü ihtimalle 80 binde, daha iyi bir yaklaşımla ise 300 binde bir olduğu belirlendi.</h5>
<p><span>İngiliz bilim adamlarının yaptığı araştırma, doğum ve ameliyat sırasında epidural ve spinal anestezi uygulanan kadın ve çocukların en düşük risk grubunda yer aldıklarını, bu anestezi türlerinin düşünüldüğünden çok daha güvenli olduğunu ve kalıcı hasar olasılığının, daha önce hesaplanandan 10 kat daha az, yani 23 bin ila 50 binde bir arasında değiştiğini gösterdi.</span>Epidural anestezi nedeniyle kalıcı hasar olasılığının kadınlarda en kötü ihtimalle 80 binde, daha iyi bir yaklaşımla ise 300 binde bir olduğu, çocuklar için de benzer rakamların geçerli olduğu belirtildi.Oysa diğer anestezi türlerinde bu riskler daha da fazla.</p>
<p>Royal United Hospital’da görevli bilim adamlarının, yılda 700 bin kişiye uygulanan epidural ve spinal anesteziden sonra oluşan komplikasyonlar üzerinde yaptığı araştırmada, en yüksek risk grubunda bulunan yaşlılar ve zayıf bünyeli kişilerde, kalıcı hasar olasılığının 6 binde bir ile 12 binde bir arasında değiştiği gözlendi.</p>
<p>İngiltere’de daha önce konuyla ilgili yapılan bir araştırma, epidural ve spinal anesteziden sonra kalıcı hasar olasılığının 675 kişide bir olduğunu göstermişti. ABD’de de benzer bir araştırma, bu olasılığı 800 kişide bir rakamıyla ortaya koymuştu.</p>
<p>Epidural anestezi, genellikle doğumda, bazı ameliyatlarda, ameliyat sonrasında ağrı kesici olarak ve kronik sırt ve siyatik ağrılarının tedavisinde kullanıyor.</p>
<p>Kaynak:ntvmsnbc</p>
<p>Hazırlayan : Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/epidural-anestezi-abartildigi-kadar-riskli-degil.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadınlar mamografiye Uzak Davranıyor</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/kadinlar-mamografiye-uzak-davraniyor.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/kadinlar-mamografiye-uzak-davraniyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 10:33:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Aile hekimliği]]></category>
		<category><![CDATA[Erken teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[Mamografi]]></category>
		<category><![CDATA[meme kanseri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3108</guid>
		<description><![CDATA[Kadınların mamografi hakkında bilgi ve tutumlarını belirlemek amacıyla yapılan araştırmaya katılan kadınların yüzde 73,1’inin hiç mamografi çektirmediği belirlendi.
Uludağ Üniversitesi (UÜ) Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nazan Bilgen, Türkiye’de kadınlar arasında kanser ölümleri bakımından birinci sırada yer alan meme kanserinin erken tanısında önemli bir araç olan mamografiye ilginin yetersiz olduğunu söyledi.Oysaki mamografi kadınlar için hayati önem taşıyor.

UÜ Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nazan Bilgen, Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ganime Sadikoğlu, Yrd. Doç. Dr. Alis Özcakir ile İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Ekonometri ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h5>Kadınların mamografi hakkında bilgi ve tutumlarını belirlemek amacıyla yapılan araştırmaya katılan kadınların yüzde 73,1’inin hiç mamografi çektirmediği belirlendi.</h5>
<p><span>Uludağ Üniversitesi (UÜ) Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nazan Bilgen, Türkiye’de kadınlar arasında kanser ölümleri bakımından birinci sırada yer alan meme kanserinin erken tanısında önemli bir araç olan mamografiye ilginin yetersiz olduğunu söyledi.Oysaki mamografi kadınlar için hayati önem taşıyor.<br />
</span></p>
<p>UÜ Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nazan Bilgen, Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ganime Sadikoğlu, Yrd. Doç. Dr. Alis Özcakir ile İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Ekonometri Bölümünden Doç. Dr. Nuran Bayram tarafından, meme kanserinin erken tanısında son derece önemli olan mamografi hakkında, hastaların bilgi ve tutumlarını belirlemek amacıyla yapılan araştırmaya 736 kadın katıldı.</p>
<p>UÜ Orhangazi 80. Yıl Aile Hekimliği Merkezi’ne değişik nedenlerle müracaat eden kadınlarla, yüz yüze görüşülerek yapılan araştırmada, kadınların ortalama yaşının 50,5 olduğu, yüzde 61’inin ilkokul mezunu olduğu ve yüzde 72.3’ünün ev kadını olduğu tespit edildi. Araştırmaya katılan kadınların yüzde 4,2’sinin ailesinde meme kanseri hikayesinin bulunduğunun saptandığı araştırmada, ortalama 2,6 çocuk doğuran kadınların yüzde 93,7’sinin çocuklarını emzirdikleri belirlendi. Kadınların yüzde 34,3’ünün hayatları boyunca en az bir kez meme muayenesi olduğunu, yüzde 37,6’sının kendi kendine meme muayenesi yapabildiğini ifade ettikleri araştırmada, kadınların yüzde 73,1’inin hayatları boyunca hiç mamografi çektirmedikleri tespit edildi.</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> MAMOGRAFİ İLE ERKEN TEŞHİS</strong></span><br />
Uluslararası tıp dergisi “The Breast Journal”de yayımlanan araştırmanın sonuçlarını değerlendiren Prof. Dr. Bilgen, meme kanserinin Türkiye’de kadınlarda görülen kanser ölümlerinin yüzde 16,7’sini oluşturduğunu, bu kanser türünün “Mamografi”yle erken dönemde tanımlanabildiğini ve ölümlerin önlenebildiğini söyledi.</p>
<p>Bilgen, araştırma sonucuna göre kadınların hayati önemi bulunan bu tanı yöntemini çok fazla bilmedikleri ve uygulamadıklarının ortaya çıktığını vurgulayarak, şunları kaydetti:<br />
“Araştırmamıza katılan kadınların yüzde 73,1’i hiç mamogram çektirmediklerini ifade etmişlerdir. Araştırma sonuçlarına göre, Türkiye’de kadınlar arasında kanser ölümleri bakımından birinci sırada yer alan meme kanserinin erken tanısında önemli bir araç olan ve ölümleri azaltmada etkin olduğu ispatlanan mamografinin fazla uygulanmadığı ve bilinmediği belirlenmiştir. Mamografi çektirme konusunda bilinçli olan kadınlar, bir şekilde daha önce bu konularda sağlık eğitimi almış, meme muayenesi olmuş olanlardır. Kadınlarımıza mamografinin önemi sağlık eğitimleriyle anlatılmalıdır.”</p>
<p>Kaynak:ntvmsnbc</p>
<p>Hazırlayan : Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/kadinlar-mamografiye-uzak-davraniyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ev kazalarının çoğu düşme kaynaklı</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/ev-kazalarinin-cogu-dusme-kaynakli.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/ev-kazalarinin-cogu-dusme-kaynakli.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 10:28:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Acil servis]]></category>
		<category><![CDATA[Düşme]]></category>
		<category><![CDATA[Ev kazaları]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta kaydı]]></category>
		<category><![CDATA[Karbonmonoksit zehirlenmesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3106</guid>
		<description><![CDATA[Acil servislere yapılan başvularda başı ev kazaları çekiyor ve ev kazalrında en büyük sorun ise düşmeler.Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi’nde, ev kazalarıyla ilgili yapılan araştırmaya göre bir yılda 14-86 yaşlarındaki 22 bin 365 acil servis hasta kaydının 806’sı ev kazası. En fazla ev kazası ise yüzde 40,6 ile düşmeye bağlı olarak yaşanıyor.
Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Muhsin Akbaba başkanlığındaki bir grup, acil servis kayıtlarından yararlanarak yaralanmalarla ilgili bir araştırma gerçekleştirdi. ÇÜ Balcalı Hastanesinde en fazla ev kazasının yüzde 40,6 ile düşmeye bağlı yaşandığını ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h5>Acil servislere yapılan başvularda başı ev kazaları çekiyor ve ev kazalrında en büyük sorun ise düşmeler.<span>Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi’nde, ev kazalarıyla ilgili yapılan araştırmaya göre bir yılda 14-86 yaşlarındaki 22 bin 365 acil servis hasta kaydının 806’sı ev kazası. En fazla ev kazası ise yüzde 40,6 ile düşmeye bağlı olarak yaşanıyor.</span></h5>
<p>Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Muhsin Akbaba başkanlığındaki bir grup, acil servis kayıtlarından yararlanarak yaralanmalarla ilgili bir araştırma gerçekleştirdi. ÇÜ Balcalı Hastanesinde en fazla ev kazasının yüzde 40,6 ile düşmeye bağlı yaşandığını bildiren Prof. Akbaba, şunları kaydetti:<br />
“Araştırmada ikinci sırayı yüzde 29,3 ile kesici, delici alet yaralanmaları, üçüncü sırayı da yüzde 11 oranla yanma olayları aldı. Diğer yaralanma şekilleri sırasıyla sıkışma (yüzde 5.3), elektrik çarpması (yüzde 4.3), çarpmalar (yüzde 2.9), korozif (aşındırıcı) maddeye maruz kalma (yüzde 1.9), karbonmonoksit zehirlenmesi (yüzde 1.9), organik fosfora maruz kalma (yüzde 1.4), göze yabancı cisim batması (yüzde 1.4) olarak belirlendi. Ev kazaları sayısında mevsimlere göre farklılık gözlemlendi. Araştırmada yüzde 38,3 ile en fazla kazanın yaz aylarında, en az kazanın ise yüzde 15,2 ile sonbahar aylarında yaşandığı tespit edildi.”</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> KADINLAR DAHA ÇOK YARALANIYOR</strong></span><br />
Prof. Dr. Muhsin Akbaba, kadınların erkeklerden daha fazla ev kazası yaşadığını belirlediklerini vurgulayarak, “Kesi ve yanıklar kadınlarda daha çok görülmekte. Bu durum kadınların mutfak işleri sırasında kesici aletler ve sıcak cisimlerle karşılaşmalarının sık olmasına bağlı olabilir” dedi.</p>
<p>Kadınların temizlik amacıyla korozif maddeleri çok sık kullandığını ifade eden Prof. Dr. Akbaba, bu tür kazaların, özellikle banyo ve tuvalet gibi havalandırması yeterli olmayan kapalı alanların temizliği esnasında bu maddenin dikkatsiz kullanılmasına bağlı yaşandığını belirtti. Çocuk ve yaşlıların ev kazalarını yoğun şekilde yaşadığını söyleyen Prof. Dr. Akbaba, şöyle devam etti:<br />
“Ev kazaları, özellikle çocuklar ve yaşlılar için ölümlere yol açabilen önemli halk sağlığı sorunudur. Özellikle düşmeler hem hastalık hem de ölüm riski açısından en sık görülen yaralanma türüdür. Çocuklar tehlikenin bilincinde olmamaları, çevresel risklere daha açık olmaları, bulma ve öğrenme konularında daha meraklı olma gibi nedenlerden ev kazaları açısından yüksek riske sahiptir. Yaşlılarda akut ve kronik hastalıkların sık görülmesi, fizyolojik değişiklikler, unutkanlık, erken yorulma ve benzer nedenlerle ev kazaları açısından yüksek riske sahip diğer bir gruptur.”</p>
<p>Kaynak: Ntvmsnbc</p>
<p>Hazırlayan : Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/ev-kazalarinin-cogu-dusme-kaynakli.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Egzersiz Saatleri</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/egzersiz-saatleri.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/egzersiz-saatleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Jan 2010 20:39:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Biyolojik ritm]]></category>
		<category><![CDATA[Biyolojik saat]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[Egzersiz saatleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hipoglisemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3040</guid>
		<description><![CDATA[İnsan organizmasında hemen her şey biyolojik ritm halindedir. Bu ritm gün boyunca değişir. Biyolojik saatimizi hissedebiliriz.Örneğin uykumuz genelde aynı saatlerde gelir,aynı saatlerde uyanırız,uyandığımızda daha enerjik oluruz.Gece 24:00 ten itibaren organizma, kendini yenileme sürecine sokar.
Gün boyunca fiziksel hareketliliğinden en üst düzeyde olan süreç sona ermiş olup artık istirahate ihtiyaç duyulma süresi başlamıştır. Gece boyunca insan, bedeni için daha az enerji harcamaya ayarlanır. Gün boyunca kan dolaşımı ihtiyacın yoğun olduğu bölgelere yönlenirken uyku süresince iç organların çalışmalarının devamı için daha çok karın bölgesinde yoğunlaşır. Sabah uyanır uyanmaz, harcanan organik enerji düzeyi de ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="objectContent">İnsan organizmasında hemen her şey biyolojik ritm halindedir. Bu ritm gün boyunca değişir. Biyolojik saatimizi hissedebiliriz.Örneğin uykumuz genelde aynı saatlerde gelir,aynı saatlerde uyanırız,uyandığımızda daha enerjik oluruz.Gece 24:00 ten itibaren organizma, kendini yenileme sürecine sokar.<br />
Gün boyunca fiziksel hareketliliğinden en üst düzeyde olan süreç sona ermiş olup artık istirahate ihtiyaç duyulma süresi başlamıştır. Gece boyunca insan, bedeni için daha az enerji harcamaya ayarlanır. Gün boyunca kan dolaşımı ihtiyacın yoğun olduğu bölgelere yönlenirken uyku süresince iç organların çalışmalarının devamı için daha çok karın bölgesinde yoğunlaşır. Sabah uyanır uyanmaz, harcanan organik enerji düzeyi de artarak akşam saatlerinde en üst düzeye ulaşır. Öğleden sonra aerobik ve anaerobik kapasitenin daha yüksek olduğu bulunmuştur.<br />
Vücut ısısı sabah uyandığımızda 36.5ø dir</p>
<p>Gün boyunca bu ısıda 0.5ø lik bir artış gözlenir. Egzersiz sonrası vücut ısısı 1ø artar. Bu nedenle sabah yapılan egzersizlerde ısı 36.5ø den 37ø ye çıkarken akşama doğru ise 37ø den 38ø ye yükselir. Vücut ısısını olumsuz etkileyen diğer bir faktör de havanın nemidir. Sabah havanın sıcaklığı 24ø iken, vücut ısısı 33ø olmasına rağmen birey kendi ısısını düşürebilir. Fakat öğleden sonra çevre ısısı 32ø ye çıktığında rutubet ile birlikte organizmayı olumsuz etkileyecektir. Eğer havada daha çok ısı molekülleri varsa ter cilt yüzeyinde rahatlıkla buharlaşamaz ve egzersiz anında stres artar.</p>
<p>Egzersizde doğru giysi faktörü<br />
Havanın sıcak olduğu süreçlerde naylon taytlardan kaçınılması, su kaybının mümkün olduğunca minimalde tutulması gerekir. Yazın ter emici merserize, kışın ise pamuklu giysiler, egzersiz performansı açısından büyük katkı sağlar. Aynı zamanda su kaybından kaynaklanacak olumsuzluklardan da korunmuş oluruz.</p>
<p>Alışkanlıklarınızı gözardı etmeyin!<br />
Sabahları erken uyanıp kendilerini çok enerjik hissedenler egzersiz tercihini sabahtan yana kullanabilirler, bir şartla&#8230; Kişide bir şeker düşüklüğü (hipoglisemi) yoksa sabah kalkınca metabolizmanın su ihtiyacını karşıladıktan sonra; bu da oda sıcaklığında bir bardak su içimidir.</p>
<p>Deliksiz bir uyku mu istiyorsunuz?<br />
O zaman düzenli olarak egzersiz yapmalısınız. Ama bu yapılan egzersiz saati kesinlikle uyku öncesine yakın olmamalıdır. En uygun saatler, öğleden sonraki saat dilimleridir. Bu saatlerde egzersizle artmış vücut ısısında bir düşüş meydana gelir ve uykuya dalış kolaylaşır.</p>
<p>Her saat doğru saat midir?<br />
Eğer düzenli olarak o saate yaşantınızda sadık kalıyorsanız, sağlık açısından da herhangi bir sorununuz yok ise sabahın 06:00 sında da egzersiz yapabilirsiniz. Ama öncesinde 5-10 dakika germe çalışmaları yaparak kaslarımızı hazırlamak şartıyla&#8230; Sağlıklı yaşam için egzersizi yaşantınızla bütünleştirin. </span></p>
<p><span> Hazırlayan: Nisan<br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/egzersiz-saatleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evlilikte Alkolizm Sorunu</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/evlilikte-alkolizm-sorunu.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/evlilikte-alkolizm-sorunu.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Jan 2010 13:51:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Alkol düşkünlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Alkolizm]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilikte alkolizm]]></category>
		<category><![CDATA[İçki]]></category>
		<category><![CDATA[İçkici]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal içici]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=3024</guid>
		<description><![CDATA[Onlara göre, istedikleri zaman içkiyi bırakabilirler, oruç tutarken hiç içmezler;  zaten sosyal içicidirler; bütün gün değil sadece gece 2-3 bardak içerler&#8230; Bütün alkolikler  istedikleri anda bırakabileceklerini iddia ederler fakat geçeklerle yüzleşince durum farklıdır.Alkolizm mutlaka uzman yardımı ile çözülmesi gereken bir sorundur.Aslında  içkiye düşkünlük bir zayıflıktır. Bir alışkanlık söz sonusudur. Ama eğer şahıs  içkiye yatkın ise, ailesinde içki alışkanlığı varsa, içki içilen yerlerde çalışıyor  veya yaşıyorsa bu doz gitgide artarak alkolizme dönüşedebilir.
Evlilik alkolizmi
Mutlaka her zaman dertli olup içkici olunmayabilir. Ancak alışkanlık, tutkuya  kolayca dönüşebilir. Gelin, evlilikten ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="objectContent">Onlara göre, istedikleri zaman içkiyi bırakabilirler, oruç tutarken hiç içmezler;  zaten sosyal içicidirler; bütün gün değil sadece gece 2-3 bardak içerler&#8230; Bütün alkolikler  istedikleri anda bırakabileceklerini iddia ederler fakat geçeklerle yüzleşince durum farklıdır.Alkolizm mutlaka uzman yardımı ile çözülmesi gereken bir sorundur.Aslında  içkiye düşkünlük bir zayıflıktır. Bir alışkanlık söz sonusudur. Ama eğer şahıs  içkiye yatkın ise, ailesinde içki alışkanlığı varsa, içki içilen yerlerde çalışıyor  veya yaşıyorsa bu doz gitgide artarak alkolizme dönüşedebilir.</p>
<p>Evlilik alkolizmi</p>
<p>Mutlaka her zaman dertli olup içkici olunmayabilir. Ancak alışkanlık, tutkuya  kolayca dönüşebilir. Gelin, evlilikten kaynaklanan alkolizmi; veya içki alışkanlığının  evliliğe zararlarını konuşalım. Evlilikten kaynaklanan alkolizm tam bir müdafaa  mekanizmasıdır. Şahıs bilhassa kadın ise, ruhsal boşluğunu, sevgi açlığını, şevkat  eksikliğini içki ile dengelemeye çalışır. Genelde gizli gizli içer. Kocası gelmeden  önce, ağzına sakız ya da nane gibi şeyler atar. Kokusu çok olmayan cins içkiler  içer. Yemekte durumu idare etmeye çalışır, ancak ailesi tarafından hemen anlaşılır.  Bu durum ne yazık ki çocuklar tarafından saygı eksikliği yaratır; eş tarafından  acıma veya kızgınlık hissini ortaya çıkarır. Kadın içki içtikçe eşine daha pervasız  davranır. Sözleri, yakıcı birer ok gibi kocasına fırlatır. Ayık kafa ile söyleyemediği  ne varsa, arka arkaya sıralar. Genelde taşkınlık yapmaz ama çok rahat konuşur  ve hiç çekinmez. Duruma gore küfür, hakaret edebilir. Ancak içki içen erkek gibi  fiziksel taarruza geçmez. Erkek alkolikler, veya onların tabiri ile &#8220;birazcık  içki içen, içkiyi seven&#8221; kişiler, evliliklerine tahammül edebilmek için bu yolu  seçer. </span></p>
<p><span id="objectContent">seks hayatları sonra erer</p>
<p>Genelde aşağılanan, azarlanan, horlanan ve erkekler, eğer içkiye de meyilliyse,  bu şekilde müdafaa mekanizmasına başvururlar. İçmedikçe çok normal, hatta sakin  bir erkekken, içince mütecaviz, alaycı, terör estiren bir yaratığa dönüşürler.  Çoğu zaman da radarlarını eşlerine çevirir, adeta ondan hınç alırlar. Gelmiş geçmiş  ne varsa, ağızlarına hiç sahip olmadan, döküp sayarlar. Eski hadiseler temcit  pilavı gibi ortaya koyar; günlük hadiselerde canlarını sıkan her şeyi ağızlarına  dolarlar. Gece geç saatlere kadar oturur ve uyuma zorluğu çekerler. Eşleri yalnız  yatar, aralarındaki karı koca yakınlığı kalmaz. Kadınsa, çeşitli kılıklara girerek  kocasına zorla yanaşmaya çalışır ve ne yazık ki iğrenilerek geri püskürtülürler.  Yahut da geride çok derin yaralar bırakarak odasına götürülürler. Erkekse, karısı  yerine porno film veya bilgisayarda tanımadıkları kişilerle chat (sohbet) yaparak  onları dışlarlar. Gece yarıları yemek yapıp gürültü yaparak, rahatsız ederek yaşarlar.  Seks hayatları içki yüzünden yok olmaya yüz tutar ve bu çiftler arasında büyük  prolem yaratır. Özellikle genç evliliklerde bunlar sorun olur, çiftler gittikçe  uzaklaşır. Kimi evde değil dışarıda içmeyi, barlarda veya meyhanelerde sabahlamayı,  efkar dağıtmayı tercih eder.</p>
<p>Söylenenlere dikkat!</p>
<p>Her akşam, her akşam devam eden bu tür tutumlar bir süre sonra eşi bezdirir ve  evde kıyametler kopar. Bir kadın veya erkeğin içmesini iyi irdelemek lazımdır.  Neden içiyor? Halinden memnun olmamasının sebepleri ne? Ev hayatında, ilişkilerinde  aksayan ne? Genelde pek de dışa dönük olmayan, daha ziyade her şeyi içine atan  kişiler içki ile rahatlar. Kolaycacık, bütün söylemek istediklerini, dile getirir  ve kendilerini ele verirler. Böyle zamanlarda söylenenlerde hakikat payı yüksektir.  Diğer eş, eğer akıllı davranıp bunlara kulak verirse, genelde bazı prolemlere  ışık tutabilirler. Bakın bakalım neler diyor, nelere takıyor? Belki sizi söylenenler  üzecektir veya kabul edemeyebilirsiniz. Ama netice itibari ile, eşiniz eğer bunları  ağzına doluyorsa, çaresiz buralara yönelip, enine boyuna düşüneceksiniz. Saçma  bile gelse, hiç olmazsa ayık kafalıyken, kızmadan, kırmadan veya itham etmeden  soracaksınız. Bakalım akşam söylediklerini inkar edecek mi? Burada yapıcı davranmak  gerekir. Bir de üste çıkıp size kızabilir. Her halukarda gayemiz &#8216;üzüm yemek&#8217;,  &#8216;bağcıyı dövmek&#8217; değil. Öyleyse iletişimi kesmemek ve alttan almak, hele hele  katiyyen gelmiş-geçmiş-gelecek ne varsa ortaya döküp günah çıkarttırmamalıdır.  Bizi sevmediği kanaatine varırsak, nedeni sorulmalı ve mümkünse yeniden bağları  sıkılaştırmalıdır. Karşılıklı hakaretler, serzenişler, alay, küçümseme, azarlama  veya vır vır etmek hiç bir şey kazandırmaz. Sadece yıpratır ve içeni daha da içmeye  yöneltir. Amatem tarzında yerlerden yardım almak ve tedavi süresince evde çok  pozitif, çok yapıcı, yardımcı bir atmosfer sağlamak gerekir. </span></p>
<p><span> Hazırlayan : Nisan<br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/evlilikte-alkolizm-sorunu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İşte Su İçmeniz İçin Sebepler</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/iste-su-icmeniz-icin-sebepler.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/iste-su-icmeniz-icin-sebepler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 Jan 2010 08:03:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[Su içmek]]></category>
		<category><![CDATA[Su içmeliyiz]]></category>
		<category><![CDATA[Su içmenin gerekliliği]]></category>
		<category><![CDATA[Susuz dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Susuz yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[suyun faydaları]]></category>
		<category><![CDATA[Suyun gerekliliği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2981</guid>
		<description><![CDATA[
Yerküremizin %71`ini vücudumuzun ise neredeyse dörtte üçünü oluşturan su, yaşamımız  için olmazsa olmaz.Su olmazsa yaşam dediğimiz şey de olmayacaktır. Çünkü su içmezsek&#8230;
Bir yıl boyunca, kuraklığın verdiği korku ile büyük küçük toplumun her kesiminden  insanlar olarak, o kabuslu günlerde, defalarca nasıl bir heyecan ve ihlasla yaptığımız  yağmur dualarını hatırlayalım.
Bir yıl boyunca susuzluk tehdidi ile geçen günlerimizden sonra yağan yağmurları  hangi sevinç dolu duygularla karşıladığımızı düşünelim.
Yer küremizin yüzeyinin %71 ini denizler, %29 unu karalar oluşturur.
İnsan bedeni, %25 katı maddeden, %75 sudan oluşmaktadır. Beyin dokusunun ise  %85’i sudur.
Dünya ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="objectContent"></p>
<div>Yerküremizin %71`ini vücudumuzun ise neredeyse dörtte üçünü oluşturan su, yaşamımız  için olmazsa olmaz.Su olmazsa yaşam dediğimiz şey de olmayacaktır. Çünkü su içmezsek&#8230;</div>
<div>Bir yıl boyunca, kuraklığın verdiği korku ile büyük küçük toplumun her kesiminden  insanlar olarak, o kabuslu günlerde, defalarca nasıl bir heyecan ve ihlasla yaptığımız  yağmur dualarını hatırlayalım.</div>
<div>Bir yıl boyunca susuzluk tehdidi ile geçen günlerimizden sonra yağan yağmurları  hangi sevinç dolu duygularla karşıladığımızı düşünelim.</div>
<div>Yer küremizin yüzeyinin %71 ini denizler, %29 unu karalar oluşturur.</div>
<div>İnsan bedeni, %25 katı maddeden, %75 sudan oluşmaktadır. Beyin dokusunun ise  %85’i sudur.</div>
<div>Dünya oluşumundan önce de su vardı ve oluşum tamamlandıktan sonra da ilk hayat  suda başladı.</div>
<div>Suyun hayatın olmazsa olmaz temel unsurlarından biri olduğunu biliyoruz. Gerçek  anlamda faydalarının tespiti konusunda yapılan bazı çalışmaların aslında bir şans  eseri ortaya çıktığını ve bu yöndeki çalışmaların o günden sonra hız kazandığını  biliyor muydunuz?</div>
<div>İranlı hekim DR. FERİDUN Batmanghelidj, suyun hastalıklara iyi geldiğini, insanı  iyileştirdiğini hapishanede bir şans eseri öğrenmiş. “1979 da İran devrimi patladığında  Ben siyasi bir tutuklu olarak hapiste bulunuyordum. Bir gün koğuşta, mahkumlardan  birinin, koridorda, iki büklüm olmuş vaziyette, inanılmaz mide sancılarıyla kıvrandığını  gördüm. Beni görünce ızdıraplı bir sesle “Ülserim beni öldürüyor” diye seslendi.  Onun için ne yaptın diye sordum. “Üç adet Tagamet ve bir şişe dolusu antiasit  aldım ama banamısın demedi” diye cevap verdi.”şeklinde vakayı özetleyen Dr. FERİDUN  Batmanghelidj, 10 saatten beri bu şekilde ızdırap içinde sancı çeken hasta mahkuma  gayri ihtiyarı müdahale eder ve ölmek üzere olduğunu düşündüğü adama iki bardak  su içirir. Fakat ne görsün, adam çok geçmeden kıvranmaktan kurtulur. O günden  sonra Dr. Batmanghelidj, suyun şifa verici etkisi üzerine çalışmalarını yoğunlaştırma  kararı alır. Cezaevinde kaldığı 2,5 yıl içerisinde yaklaşık 3 bin peptik ülser  hastası tutuklu ve hükümlüyü iyileştirir. Tabi ki ilaç olarak yalnızca su kullanarak.</div>
<div>2,5 yıl kadar sonra tahliye vakti geldiğinde, hapishane müdürüne ricada bulunur  ve &#8220;lütfen ben bir müddet daha burada tutuklu kalmak istiyorum, zira araştırmalarımın  en önemli evresine girmiş bulunmaktayım ve bu kadar çok hastayı dünyanın hiçbir  yerinde, bu koşullarda bulamam&#8221; der.</div>
<div>Böylece Batmanghelidj, bir müddet daha &#8220;gönüllü hapis&#8221; yatar ve çalışmalarını  sürdürür. Hapiste iken keşfinin ilk duyursunu Iranian Medical Association ’da  yayınlatır. Tebliğinin bir tercümesini de the Journal of Clinical Gastroenterology  Haziran 1983 sayısında misafir editör olarak yayınlatır. Bugün bütün dünyaya sesin  duyurabilmiş ve ekol oluşturmuştur.</div>
<div>Dr. Batmanghelidj “Hasta Değil Susuzsunuz&#8221; kitabında vucudumuzun tam 46 nedenle  suya ihtiyaç duyduğunu anlatmaktadır.</div>
<div>Bunlar şunlardır:</div>
<p></span><span id="objectContent"></p>
<div>1- Hiçbir canlı susuz yaşayamaz.</div>
<div>2- Göreceli su yetersizliği vücudun bazı fonksiyonlarını önce bastırır, sonra  öldürür.</div>
<div>3- Su temel enerji kaynağıdır.</div>
<div>4- Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üretir, bize yaşam  gücü verir.</div>
<div>5- Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.</div>
<div>6- DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı  olur, böylece üretilen anormal DNA sayısı azalır.</div>
<div>7- Bağışıklık sisteminin (bütün mekanizmalarının) merkezi olan kemik iliğinde,  bu sistemi kanser de dahil olmak üzere, çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.</div>
<div>8- Bütün besinlerin, vitamin ve minerallerin temel çözücüsüdür. Vücutta besinleri  küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metobolik aşamalarında görev yapar.</div>
<div>9- Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi  vücuda aktarır. Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur.</div>
<div>10- Su, besinlerdeki gerekli ögelerin emilimini artırır.</div>
<div>11- Bütün ögelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur.</div>
<div>12- Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.</div>
<div>13- Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları  için akciğerlere taşır.</div>
<div>14- Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için  karaciğer ya da böbreklere taşır.</div>
<div>15- Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının  oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.</div>
<div>16- Omurgadaki diskleri “şok emici su yastıkları” na dönüştürür.</div>
<div>17- Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.</div>
<div>18- Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.</div>
<div>19- Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.</div>
<div>20- Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.</div>
<div>21- Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel  enerji verir.</div>
<div>22- Serotonin ve diğer nörotransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için  vazgeçilmezdir.</div>
<div>23- Melatonin de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı  için gereklidir.</div>
<div>24- Çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizliği sorununa çözüm getirir.</div>
<div>25- Çalışma verimini artırır ve dikkat aralığını büyütür.<span id="objectContent"></p>
<div>26- Su dünyadaki diğer bütün içeceklerden daha kolay bulunabilir ve hiçbir yan  etkisi yoktur.</div>
<div>27- Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur.</div>
<div>28- Uykuyu düzenler.</div>
<div>29- Yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur ve bize gençliğin enerjisini verir.</div>
<div>30- Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.</div>
<div>31- Gözlere canlılık ve parlaklık verir.</div>
<div>32- Glokomdan korunmamıza yardım eder.</div>
<div>33- Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenfoma oluşumunun  önlenmesine yardımcı olur.</div>
<div>34- Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık  sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.</div>
<div>35- Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.</div>
<div>36- Kadınlarda, adet öncesi ağrıyı ve ateş başmasını hafifletir.</div>
<div>37- Kalp atışıyla birlikte kanı sulandırıp dalgalandırarak dolaşımdaki katı maddelerin  dibe çökmesini engeller.</div>
<div>38- İnsan vücudunda dehidrasyon sırasında kullanılabilecek bir su deposu yoktur.  Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmemiz gerekir.</div>
<div>39- Dehidrasyon cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve  libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir.</div>
<div>40- Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz.</div>
<div>41- Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı  bir rejim yapmadan zayıflayın. Acıktığınız zaman aşırı yememeli, ama susadığınızda  suyunuzu içmelisiniz.</div>
<div>42- Dehidrasyon doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride  zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunları temizler.</div>
<div>43- Su, gebelikte sabah bulantılarını azaltır.</div>
<div>44- Zihin ve vücut fonksiyonlarını bütünleştirir. Karar verme ve hedefleri belirleme  yeteneğini artırır.</div>
<div>45- Yaşlılıkta bellek kaybının önlenmesine yardımcı olur. Alzheimer , multipl  skleroz, Parkinson ve Lou Gehring hastalıklarının riskini azaltır.</div>
<div>46- Kafein, alkol ve bazı ilaçlara duyulan bağımlılığın giderilmesine yardımcı  olur.</div>
<div>Bir bardak suyun faydaları işte böyle.</div>
<div>Suyun yukarıda sıralanan faydalarını okuyunca; “Canlı olan her şeyi sudan yarattık.  Hala inanmıyorlar mı?” (Enbiya 30) ayetini aklımızdan çıkarmamamız gerektiğini  daha iyi anlıyoruz.</div>
<div>Hazırlayan : Nisan</div>
<p></span></div>
<p></span><span id="objectContent"></p>
<div></div>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/iste-su-icmeniz-icin-sebepler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İçeceklerle Göbeğinizden Kurtulun</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/iceceklerle-gobeginizden-kurtulun.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/iceceklerle-gobeginizden-kurtulun.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Jan 2010 12:22:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Göbek eritme]]></category>
		<category><![CDATA[İçeceklerle göbek eritme]]></category>
		<category><![CDATA[İçerek göbek eritme]]></category>
		<category><![CDATA[İçerek kilo verme]]></category>
		<category><![CDATA[kilo verme]]></category>
		<category><![CDATA[Kolay göbek eritme]]></category>
		<category><![CDATA[kolay kilo verme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2953</guid>
		<description><![CDATA[Kilo vermede yemeği kısıtlamak kadar yapay tatlandırılmış içeceklerle vedalaşmak da oldukça önemlidir. İşte göbeğinizi eritmek için içilmesi gerekenler! Göbeğinizin büyümesine yol açan etkenlerin arasında asitli içecekler, yeni yeni tanıştığınız afilli kahve türleri hatta meyve suları var. Günümüzde neredeyse onları içmeden yapamaz hale geldik. O zaman bu içecekler yerine alternatiflerini koymalıyız. Göbek eritmede size yardımcı olacak bir içecek reçetesi veriyoruz.

Su (Hep)
İçtiğiniz birçok şeyin yerini H2O almalı. Bol bol su için çünkü kaslarınızın neredeyse %80&#8242;i sudan oluşmaktadır. Günde üç 500 ml&#8217;lik pet şişe yeterli olacaktır.
Diyet içecekler (Aşırıya kaçmadan)
Diyet içecekler yapay olarak tatlandırıldığı ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="objectContent">Kilo vermede yemeği kısıtlamak kadar yapay tatlandırılmış içeceklerle vedalaşmak da oldukça önemlidir. İşte göbeğinizi eritmek için içilmesi gerekenler! Göbeğinizin büyümesine yol açan etkenlerin arasında asitli içecekler, yeni yeni tanıştığınız afilli kahve türleri hatta meyve suları var. Günümüzde neredeyse onları içmeden yapamaz hale geldik. O zaman bu içecekler yerine alternatiflerini koymalıyız. Göbek eritmede size yardımcı olacak bir içecek reçetesi veriyoruz.</span></p>
<p><span id="objectContent"></p>
<div>Su (Hep)</div>
<div>İçtiğiniz birçok şeyin yerini H2O almalı. Bol bol su için çünkü kaslarınızın neredeyse %80&#8242;i sudan oluşmaktadır. Günde üç 500 ml&#8217;lik pet şişe yeterli olacaktır.</div>
<div>Diyet içecekler (Aşırıya kaçmadan)</div>
<div>Diyet içecekler yapay olarak tatlandırıldığı için genelde 5-10 kalori içerirler ki, bu oldukça düşük bir miktardır ve kilo alımını doğrudan tetiklemez. Fakat kalori miktarı az diye sürekli içmeniz de sizi şişirir ve gün içinde içebileceğiniz sağlıklı içeceklerden sizi mahrum bırakır. Üstelik araştırmalar, suni olarak tatlandırılmış içecekleri kullanan kişilerin, daha sonra çok şekerli içecekleri tercih ettiğini gösteriyor.</div>
<div>Kahve (Sık sık)</div>
<div>Çayda olduğu gibi kahvede de birçok yararlı bileşim vardır ve neredeyse hiç kalori içermez. Fakat son zamanlarda çok süslü püslü, havalı kahve türleri çıktı ve kahve içecekleri kalori deposuna dönüştü. Kahve alışkanlığınızdan vazgeçin demiyoruz ama içtiğiniz kahvede nelerin olduğuna dikkat edin.</div>
<div>Çay (Sık sık)</div>
<div>Sudan sonra çay dünyadaki en popüler içecektir. Çünkü çayın içinde kansere ve birçok diğer hastalığa karşı etkili olan antioksidanlar var. Ayrıca kaloride içermiyor.</div>
<div>
Meyve suları (Aşırıya kaçmadan)</div>
<div>Tüm meyve sularının, meyveden üretildiği için sağlıklı olduğu palavrası senelerce bizlere yutturulmaya çalışıldı. Bu yüzden de ne kadar içersek, bir o kadar faydasını göreceğimizi düşündük. Fakat birçok meyve suyunda meyvenin kendisinden gelen şekerin yanı sıra çok fazla miktarda ek şeker ve katkı maddeleri bulunuyor. Üstelik hazır meyve suları bir tarafa, kendi hazırladığımız meyve sularına ekşi olmasınlar diye kattığımız şeker düşünülünce, alınan kalori miktarının sürekli arttığını görebilirsiniz. Bu nedenle meyvenin kendisini yemekte fayda var. Eğer suyunu içecekseniz, belli miktarlarda için ve çok fazla şeker içermeyenleri tercih edin.</div>
<div>Hazırlayan : Nisan</div>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/iceceklerle-gobeginizden-kurtulun.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğum Kontrol Yöntemleri Hakkında Her Şey</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/dogum-kontrol-yontemleri-hakkinda-her-sey.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/dogum-kontrol-yontemleri-hakkinda-her-sey.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Jan 2010 11:47:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Gebelik & Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[dogum kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[Doğum Kontrol yontemleri]]></category>
		<category><![CDATA[İstenmeyen gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[Kısırlaştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Menstüral siklus]]></category>
		<category><![CDATA[ria]]></category>
		<category><![CDATA[Vazektomi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2945</guid>
		<description><![CDATA[İstenmeyen gebeliklere karşı  durumunuza en uygun yöntemi seçerek korunmalısınız. İşte doğum kontrol yöntemleri, güvenilirlikleri ve tüm ihtiyacınız olanlar&#8230;
Tüm aileler ve bireyler kendi doğurganlık davranışları konusunda doğru bilgiye dayalı, bilinçli ve gönüllü bir seçim yapmalıdırlar.bu seçim yaşınıza,durumunuza ve sağlığınıza en uygunu olmalıdır. Böylece istemedikleri gebeliklerden sağlıklı ve etkin bir biçimde korunabilirler.
A- DOĞAL YÖNTEMLER
Doğal aile planlaması çiftlerin doğurganlık bilinci ile gebeliği önlemeyi ya da oluşturmayı sağlayan bazı kuralları birlikte uygulaması olarak tanımlanır. Dünya Sağlık Örgütü, doğal aile planlamasını, menstral siklusun (adet döngüsü) fertil ve infertil dönemlerinde, doğal belirti ve semptomları gözleyerek gebeliğin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="objectContent">İstenmeyen gebeliklere karşı  durumunuza en uygun yöntemi seçerek korunmalısınız. İşte doğum kontrol yöntemleri, güvenilirlikleri ve tüm ihtiyacınız olanlar&#8230;<br />
Tüm aileler ve bireyler kendi doğurganlık davranışları konusunda doğru bilgiye dayalı, bilinçli ve gönüllü bir seçim yapmalıdırlar.bu seçim yaşınıza,durumunuza ve sağlığınıza en uygunu olmalıdır. Böylece istemedikleri gebeliklerden sağlıklı ve etkin bir biçimde korunabilirler.</p>
<p><strong>A- DOĞAL YÖNTEMLER</strong></p>
<p>Doğal aile planlaması çiftlerin doğurganlık bilinci ile gebeliği önlemeyi ya da oluşturmayı sağlayan bazı kuralları birlikte uygulaması olarak tanımlanır. Dünya Sağlık Örgütü, doğal aile planlamasını, menstral siklusun (adet döngüsü) fertil ve infertil dönemlerinde, doğal belirti ve semptomları gözleyerek gebeliğin planlanması ya da gebeliğin önlenmesi yöntemleri olarak tanımlamıştır.</p>
<p>Doğal Yöntemlerin Etkinliği %75’dir.</p>
<p><strong>1. Servikal Mukus Yöntemi (Rahim Ağzı Salgısı)</strong></p>
<p>Kadın vajinadaki salgıyı kontrol eder. Gözlemini ve salgının eldeki hissini her gün kaydeder. Ovülasyon (yumurtlama) yaklaşırken mukus artar, incelir ve rengi berraklaşır. Daha elastik ve kaygan olur. İki parmak arasında yavaşça uzatılabilir. Bu tür mukus spermlerin yaşamsını ve yumurtaya doğru ilerlemesini sağlar. Ovülasyondan önce ve sonraki dönemlerde mukus azalır ve yapışkan bir hal alır. Vajen kuru hissedilir. Mukusun arttığı bu dönemde cinsel perhiz yapılır.</p>
<p></span></p>
<p><strong>2. Bazal Vücut Isısı Yöntemi</strong></p>
<p>Ovülasyondan sonra salgılanan pregesteron hormonu ısı arttırıcıdır. Yeni vücut ısısını 0,2 C ile 0,5 C arasında yükseltir ve bir sonraki menstrüasyona kadar yüksek ısıda tutar. Bu yükselişe termalleşme denir ve bu da bazal vücut ısısı yönteminin temelidir. Ovülasyon denime, vücut ısısını izleyerek saptanabilir.</p>
<p>Cinsel perhiz, menstrüel kanamanın ilk gününden, ısı artışının saptandığı 3. günün sonuna dek sürdürülmelidir. Isı çizgisinin üstünde 3 ısı kaydedene kadar beklenmelidir. Bir sonraki menstrüel kanama başlayana kadar cinsel perhize ara verilir.</p>
<p>Bu yöntem tek başına kullanılmamalıdır. Servikalmukus ve/veya servikal palpasyon (elle muayene) yöntemleri ile birlikte kullanılmalıdır.</p>
<p><strong>3. Servikal palpasyon (Rahim ağzını parmakla muayene) Yöntemi</strong></p>
<p>Kadın kendi kendini elle muayene ederek, servikal (rahim ağzı) kenarındaki değişiklikleri tanımlayabilir. İnfertil (güvenli) dönemde serviks,dış ağzı kapalıdır ve elle kolayca ulaşılır. Yaklaşan yumurtlama (ovülasyon) ile birlikte ostrojen harmonu düzeyi yükseldikçe serviks yumuşar. Yukarı doğru çekilir ve dış ağızı açılır. Ovülasyondan ortalama 4-5 gün nce yumuşamanın başlaması belirgin hale gelir. Elle rahim ağzı daha zor ulaşılır bir hal alır ve ele gelince de yumuşaktır. Eşler servikste ilk değişikliklerin belirlendiği andan, serviksin kolayca hissedildiği, sert olduğu ve ağzının kapalı olduğu zamana kadar cinsel ilişkide bulunmamalıdır.</p>
<p><strong>4. Takvim yöntemi</strong></p>
<p>Kadının bir periyodu 30 gün kabul edilirse ovülasyon adetin başlangıcından 16-18 gün sonradır. Buna göre adetin başladığı gün birinci gün olursa, adetin başlangıcından sonraki 14 ile 21. gün arası döllenme için en riskli dönemi oluşturmaktadır. Bu dönemde cinsel ilişkiden kaçınılmalıdır. Mensturel sişkusun süresinin tam bilinememesi ve bir çok nedenden de etkilendiği için güvenli bir yöntem değildir ve kullanılmamalıdır.</p>
<p><strong>5. Geri çekme</strong></p>
<p>Cinsel ilişki sırasında erkeğin cinsel organının, boşalmadan önce vajenden çıkartılıp, meninin vajen dışına boşaltılmasıdır. Başarı oranı %75’dir. Başarı ile uygulandığında bile kadında ve erkekte psikolojik ve fizyolojik sorunlar ortaya çıkabilmektedir.</p>
<p><strong>6. Vajinal yıkama</strong></p>
<p>Bazı kadınlar, vajina duvar ve kanalındaki spermleri yıkayıp atma düşüncesi ile cinsel ilişkiden hemen sonra vajinayı su ile yıkamanın gebeliği önlediğine inanır. Bu yöntem doğum kontrol yöntemi olarak tamamen etkisizdir. Çünkü spermlerin birkaç saniye içinde servikal mukusa geçebilirler.</p>
<p><strong>B- EMZİRME VE GEBELİĞİN ÖNLENMESİ</strong></p>
<p>Adet kanaması olmadıkça emzirmeyle gebelikten korunma yöntemi olarak tanımlanan bu yöntem özellikle doğumdan sonraki ilk aylarda, süt veren kadınların, belli koşullarla doğal olarak doğurgan olmadığı düşüncesine dayanır. Emzirmenin her koşulda gebelikten korumadığı bilinmelidir. Belli koşullarda ve belli süre için emzirme ile korunabilinir. En fazla 6 ayı düzenli emzirme ve adet görülmemesi koşullarında emzirme, kadının bu dönemde yeniden ovülasyona ve adet görmesini geçiktirir. Etkinliği %85’dir.</p>
<p><strong>C- BARİYER YÖNTEMLER</strong></p>
<p>Spermin rahim boşluğuna geçmesini engelleyerek gebelikten korurlar. Bariyer yöntemleri güvenlidir, yan etkileri yoktur, birlikte kullanımı etkinliklerini arttırır. Kondom (prezervatif), dioatrem ve spermisitler bu yöntemlerdendir.</p>
<p><strong>1. Kondom (Prezervatif)</strong></p>
<p>Cinsel ilişki sırasında penise takılan bir kauçuk kılıftır. Spermin vajinaya girmesini engeller. Sperisitler ile birlikte kullanılması etkinliğini arttırır. Doğum kontrolü dışında, AIDS ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıkların yayılmasını önler.</p>
<p><strong>2. Diyafram</strong></p>
<p>Diyafram rahim ağzını örten, kenarları daha sert, kauçuk bir araçtır ve servikal açıklığa uygulanan spermisit jel ya da krem ile birlikte kullanılır spermisit madde diyafram tarafından fiziksel olarak engellemeyen spermleri öldürür.</p>
<p><strong>3. Spermisitler</strong></p>
<p>Vajinal spermisitler, spermlerin servikse ulaşmadan etkisiz hale getirilmeleri için vajinaya konur. Köpük, tablet, krem şeklinde bulunurlar. Diğer doğum kontrol yöntemlerine göre etkinliği daha azdır. Etkinliğini artırmak için kondom veya diyafram ile birlikte kullanılmalıdır.</p>
<p><strong>D- ORAL KONTRA SEPTİTLER (DOĞUM KONTROL HAPLARI)</strong></p>
<p><strong>Doğum kontrol hapları şunlardır;</strong></p>
<p>- Kombine doğum kontrol hapları<br />
- Yalnız prefesteron içeren haplar (mini haplar)<br />
- Ertesi gün hapı</p>
<p><span id="objectContent"><strong>1. Kombine Doğum Kontrol Hapları</strong></p>
<p>Çok güvenilir bir doğum kontrol yöntemidir. Östrojen ve progesteron hormonları birlikte bulunur. Ostrojen, yumutlamayı (ovulosyonu) baskılar ve döllenmiş yumurtanın gelişmesini engeller. Progesteron rahim ağzı sıvısının azaltıp kıvamının artmasına neden olarak spermlerin geçişini engeller. Etkinliği%99,9’dur. En etkili yöntemdir. Her gün hormon içeren haplardan bir tane alınır. Kullanımı kolaydır. Yumurtalık ve rahim kanseri riskini azaltır, iyi huylu meme hastalıklarını azaltır. Kemik erimesi riskini azaltır. Hap kullanmaya son verdikten sonra doğurganlık yeteneği tekrar devam eder. Kullanmaya başlamadan önce gebelik testi ile gebelik olup olmadığı saptanmalıdır. Meme kanseri, kan pıhtılaşması olanlarda, kalp hastalarında, karaciğer hastalarında kullanılmamalıdır. 6 aylıktan küçük bebek emzirenlerde, sigara içenler, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, migren, depresyon tanısı olanlarda ise kontrol altında kullanılmalıdır.</p>
<p><strong>2. Yalnız progesteron içeren haplar (Mini Haplar)</strong></p>
<p>Ostrojen içermezler ve kombine doğum kontrol haplarına göre daha az progesteron içerirler. Kadında doğal olarak oluşan rahim ağzı sıvısını kalınlaştırarak spermin geçişine engel olur ve yumurtlamayı %50 oranında engeller. Etkinliği %96’dır. Her gün aynı saatte alınmalıdır. Emziren kadınlarda kullanılabilir. Ostrojenin yan etkilerinden dolayı kombine doğum kontrol hapı kullanmayan kadınlarda kullanılabilir.</p>
<p><strong>3. Ertesi Gün Hapı</strong></p>
<p>Ertesi gün hapı doğum kontrol yöntemi değildir. Korumasız cinsel ilişkiden sonra, sürdürülmesi kesinlikle istenmeyen gebeliklerin, döllenmiş yumurtanın rahim yüzeyine yerleşmesinden önce önlenmesidir. Tecavüz gibi zorunlu durumlarda başvurulan bu haplar, kullanacak olan kişiye marka belirtilmeden ve paketinden çıkarılarak verilmelidir.</p>
<p><strong>E- ENJEKTE EDİLEN DOĞUM KONTROL İLAÇLARI</strong></p>
<p>Pregesteron içeren ilaçlardır. Ovülasyonu (yumurtlama) engeller. Ayrıca, spermin rahime girmesini engelleyen kalın bir servikal mukus da oluştururlar. 3 ayda bir kullanılırlar. Geçici kontrosptit yöntemlerinin en etkililerinden biridir. Adet düzensizlikleri yapabilir. Yumurtalık kanserine karşı da koruyucudur. Ciddi bir tıbbi sorunla karşılaşılmadıkça süresiz kullanılabilir. Hamile olan, karaciğer hastalığı, damarlarında pıtılaşma, meme kanseri, nedeni bilinmeyen kanamalarda kullanılmamalıdır.</p>
<p><strong>F- DERİ ALTI İMPLANTLARI</strong></p>
<p>Beş yıl süreyle korunma sağlayan etkili, uzun süreli ve geri dönüşümlü bir doğum kontrol yöntemidir. Yapay hormon içeren yumuşak silikondan yapılmış altı ince ve esnek kapsül kadının üst kolunun iç kısmında derinin hemen altında küçük cerrahi bir girişimle yerleştirilir vücuda yavaş yavaş hormon salgılar. İçinde prefesteron hormonu ovülasyonu (yumurtlama) baskılayarak ve servikal mukusu, sperm geçişini engelleyecek biçimde kalınlaştırıp azaltarak gebeliği önler. En etkili doğum kontrol yöntemlerinden biridir gebelerde. Karaciğer hastalığı damarda pıhtılaşması olanlarda meme kanserinde kullanılmaz.</p>
<p><strong>G- RAHİM İÇİ ARAÇLAR (RİA)</strong></p>
<p>Günümüzde RİA, dünyada en yaygın olarak kullanılan geri dönüşümlü, uzun süre etkili doğum kontrol yöntemidir. Türkiye’de en çok Bakır T390A RİA kullanılır. Şekli T harfine benzer.</p>
<p>RİA rahim içine yerleştirilir, genellikle bakır ya da bir steroid hormon içeren, küçük plastik bir cisimdir. RİA spermin üst genital yollara ulaşmasına, yumurtanın (ovum) hareket etmesine engel olarak döllenmeyi engeller. Cinsel ilişkiyi etkilemeyen, güvenli ve çok etkili bir yöntemdir. Emziren kadınlar içinde uygundur.</p>
<p>RİA çıkarılıncaya kadar rahimde durur. Kendiliğinden düşerse vajinadan atılır. Rahim ağzında yara ya da kansere neden olmaz. Yerinde olup olmadığı klavuz ipi yoklanarak anlaşılır. 8 yıl kadar kullanılabilir. Cinsel yolla bulaşan (AİDS gibi) hastalıklara karşı koruma sağlamaz.<br />
Kadının hamile olmadığından emin olunduğunda adet süresi boyunca herhangi bir zamanda uygulanabilir.</p>
<p></span></p>
<p><strong>H- GÖNÜLLÜ CERRAHİ STERİLİZASYON</strong></p>
<p>Gönüllü cerrahi sterilizasyon (kısırlaştırma) bütün dünyada kabul gören ve giderek yaygınlaşan bir aile planlaması yöntemidir. Baka çocuk istenmeyen ve doğurganlıklarını sona erdirmek isteyen çiftler için en güvenli yöntemlerden biridir. Doğurganlığı kalıcı olarak sona erdiren 18 yaşını doldurmuş olan herkese rızası ile, evliyse eşinin de onayı alınarak işlem yapılabilir. Kadında tüp ligasyonu (tüplerin bağlanması), erkekte vazektemi (sperm kanallarının bağlanması) şeklinde yapılan işlem, eğer istenilirse mikro cerrahi yöntemler ile düzeltilip, geriye dönüş de sağlanabilir. Ancak tekrar bu düzeltme işlemleri çok pahalı, zaman alıcı ve kesin sonuç garanti edilemez. Kadında tüp ligasyonu (tüplerin bağlanması) cinsel işlevleri etkilemez. Her iki tüp bağlandığı için yumurtalıktan gelen yumurta rahime ulaşamaz ve döllenmede engellenmiş olur.</p>
<p>Erkekte uygulanan vazektemi (sperm kanalının kesilip bağlanması) yönteminde spermin mekanik olarak dışarı ulaşması engellenmiş olur. Erkekte cinsel istek ve tenksiyonlar yönünden bir bozukluğa neden olmaz. Geri dönülmesi güçtür, kalıcı bir yöntem olarak kabul edilmelidir.</p>
<p>Hazırlyan: Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/dogum-kontrol-yontemleri-hakkinda-her-sey.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sezaryen &#8211; Normal Doğum</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/sezaryen-normal-dogum.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/sezaryen-normal-dogum.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Jan 2010 10:49:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik & Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[anne adayı]]></category>
		<category><![CDATA[Baba adayı]]></category>
		<category><![CDATA[dogum]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[normal dogum]]></category>
		<category><![CDATA[Sezaryen]]></category>
		<category><![CDATA[Sezaryenle doğum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2935</guid>
		<description><![CDATA[Sezaryen mi yoksa normal doğum mu sorusu , anne ve baba adaylarının sürekli kafalarını kurcalan bir konu. İstatistiklere bakacak olursak tüm dünyada sezaryen oranlarında bir artış dikkat çekiyor.
İstatistikler tüm dünyada sezaryen oranlarında artışın olduğunu gösteriyor. Bunun en önemli nedenlerinden birisi sezaryen gerekliliği konusunda hekimlerin artık daha geniş davranmaları; cerrahi ve anestezi tekniklerinde yaşanan gelişmelerle sezaryen operasyonlarının geçmişe oranla çok daha güvenli hale gelmesi, bu değişimin en önemli nedenleridir. Geçmişte sezaryen nedeni ile anne adaylarının yaşadığı riskler daha yüksek olduğundan bebekler daha fazla riske atılabiliyordu, oysa günümüzde sezaryen nedeni ile yaşanan ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="objectContent">Sezaryen mi yoksa normal doğum mu sorusu , anne ve baba adaylarının sürekli kafalarını kurcalan bir konu. İstatistiklere bakacak olursak tüm dünyada sezaryen oranlarında bir artış dikkat çekiyor.<br />
İstatistikler tüm dünyada sezaryen oranlarında artışın olduğunu gösteriyor. Bunun en önemli nedenlerinden birisi sezaryen gerekliliği konusunda hekimlerin artık daha geniş davranmaları; cerrahi ve anestezi tekniklerinde yaşanan gelişmelerle sezaryen operasyonlarının geçmişe oranla çok daha güvenli hale gelmesi, bu değişimin en önemli nedenleridir. Geçmişte sezaryen nedeni ile anne adaylarının yaşadığı riskler daha yüksek olduğundan bebekler daha fazla riske atılabiliyordu, oysa günümüzde sezaryen nedeni ile yaşanan risklerin en aza indirilmiş olması, üstelik epidural anestezi yardımıyla genel anestezinin getirdiği risklerin bertaraf edilmesi bu yöndeki bir kayışa neden oldu. Ülkemizde de özellikle özel hastanelerde doğum yapacak anne adaylarının önemli bir kısmı sezaryen ile doğum yapmayı tercih ediyorlar. Bu tercihte en önemli etken kişinin çevresindeki arkadaşlarının ya da yakınlarının yaşadığı olumlu ya da olumsuz tecrübelerdir.  Sezaryen ile doğumun şart olduğu tıbbi gereklilikler dışında elektif sezaryen olarak tabir edilen isteğe bağlı sezaryen doğumların nedenleri arasında anne adayının doğumdan korkması, uzun süre sancı çekmek istememesi, normal doğum sırasında bebeğinin risk altında kalacağı şüphesi, normal doğumun vücudunda kalıcı zararlar vereceği korkusu başta gelmektedir. Üstelik epidural ile sezaryen olan kişilerin yaşadığı olumlu tecrübelerin anne adayları arasında hızla yayılması da bu tercihte etkilidir. Epidural anestezi ile sezaryen olduğunda anne adayının doğuma katılabilmesi, ameliyat devam ederken bebeğini kucağına alıp emzirebilmesi ve bu sırada hiç ağrı duymuyor olması, genelde anne adaylarını normal doğum fikrinden uzaklaştırmaktadır. Öte yandan ameliyat sonrası normal yaşantıya dönüş süresinin normal doğuma oranla daha uzun olması, ağrısız doğum yöntemi ile doğum sancılarını hissetmeden bebeğini dünyaya getirebilmesi, hemen ayağa kalkıp bebeğini kucağına alabilmesi normal doğumu savunan anne adaylarının önde gelen tercih nedenleridir. Sezaryen ya da normal doğum konusunda karar verirken her iki yöntemin avantaj ve dezavantajları aile ile detaylı şekilde tartışıldıktan sonra, eğer normal doğum için risk faktörü söz konusu değilse, anne adayı normal doğuma özendirilmelidir.</span></p>
<p><span> Hazırlayan: Nisan<br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/sezaryen-normal-dogum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cilt Yaşınızı Hesaplayın</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/cilt-yasinizi-hesaplayin.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/cilt-yasinizi-hesaplayin.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Jan 2010 20:06:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cilt Bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[Cilt sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Cilt yaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Cilt Yaşı hesaplama]]></category>
		<category><![CDATA[Hesaplama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2929</guid>
		<description><![CDATA[Kozmetik firmaları peş peşe anti-aging kremler piyasaya süre dursun, her kadının yaşlanma süreci kendine özgü . Bazılarında bu kremler oldukça başarılı sonuçlar verirken, bazılarında ise kırışıklıkların sadece yüzde 20 ya da 30 azalmasını sağlıyor. Bunun sebebi de genetik!
Aşağıdaki iki tablodaki soruları cevapladıktan sonra, çıkan iki sonucu toplayıp, toplamdan on puan çıkartarak cildinizin kaç yaşında olduğunu öğrenmeniz mümkün. Gerçeklerden kaçmayın ve testimizi hemen çözmeye başlayın…
Kırışıklıklarınızı değerlendirin!
Hiç yok…+3
Biraz var… +6
Çok var…+10
Üst gözkapağı düşmesi
Hiç yok…+3
Biraz var… +5
Gözaltı torbaları
Hiç yok…+3
Biraz var…+5
Çokvar…+10
Yanak bölgesinde esneklik kaybı
Hiç yok…+3
Biraz var…+5
Çok var…+10
Alın bölgesinde esneklik kaybı
Hiç yok…+3
Biraz var…+7
Çok var…+10
Yüz ovali ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="objectContent">Kozmetik firmaları peş peşe anti-aging kremler piyasaya süre dursun, her kadının yaşlanma süreci kendine özgü . Bazılarında bu kremler oldukça başarılı sonuçlar verirken, bazılarında ise kırışıklıkların sadece yüzde 20 ya da 30 azalmasını sağlıyor. Bunun sebebi de genetik!</p>
<p>Aşağıdaki iki tablodaki soruları cevapladıktan sonra, çıkan iki sonucu toplayıp, toplamdan on puan çıkartarak cildinizin kaç yaşında olduğunu öğrenmeniz mümkün. Gerçeklerden kaçmayın ve testimizi hemen çözmeye başlayın…</p>
<p><span id="objectContent">Kırışıklıklarınızı değerlendirin!<br />
Hiç yok…+3<br />
Biraz var… +6<br />
Çok var…+10</p>
<p>Üst gözkapağı düşmesi<br />
Hiç yok…+3<br />
Biraz var… +5</p>
<p>Gözaltı torbaları<br />
Hiç yok…+3<br />
Biraz var…+5<br />
Çokvar…+10</p>
<p>Yanak bölgesinde esneklik kaybı<br />
Hiç yok…+3<br />
Biraz var…+5<br />
Çok var…+10</p>
<p>Alın bölgesinde esneklik kaybı<br />
Hiç yok…+3<br />
Biraz var…+7<br />
Çok var…+10</p>
<p>Yüz ovali gevşemesi<br />
Hiç yok…+3<br />
Biraz var… +6<br />
Çok var…+10</p>
<p>Üst gözkapağı düşmesi<br />
Hiç yok…+3<br />
Biraz var… +5</p>
<p>Gözaltı torbaları<br />
Hiç yok…+3<br />
Biraz var…+5<br />
Çokvar…+10</p>
<p>Yanak bölgesinde esneklik kaybı<br />
Hiç yok…+3<br />
Biraz var…+5<br />
Çok var…+10</p>
<p>Alın bölgesinde esneklik kaybı<br />
Hiç yok…+3<br />
Biraz var…+7<br />
Çok var…+10</p>
<p>Yanak bölgesindeki ince kırışıklar<br />
Hiç yok…+3<br />
Biraz var… +4<br />
Çok var… +5</p>
<p></span></span></p>
<p><span id="objectContent">Yanak bölgesindeki derin kırışıklar<br />
Hiç yok…+2<br />
Biraz var… +4<br />
Çok var… +6</p>
<p>Dudağın üst kısmındaki çizgiler<br />
Hiç yok…+3<br />
Biraz var… +4<br />
Çok var… +6</p>
<p>Dudağın üst kısmındaki dikey kırışıklar<br />
Hiç yok… +2<br />
Biraz var… +3<br />
Çok var… +5</p>
<p>Burun etrafındaki çizgiler<br />
Hiç yok…+2<br />
Biraz var… +3<br />
Çokvar…+5</p>
<p>Kazayağı kırışıkları<br />
Hiç yok… +2<br />
Biraz var… +3<br />
Çok var…+5</p>
<p>Gözaltındaki kınşıklar<br />
Hiç yok… +2<br />
Biraz var… +3<br />
Çok var… +5</p>
<p>Alındaki kınşıklar<br />
Hiç yok…+1<br />
Biraz var…+3<br />
Çok var…+4</p>
<p>Alındaki derin kırışıklar<br />
Hiç yok…+1<br />
Biraz var…+3<br />
Çok var…+4</p>
<p>Cildiniz Elastik mi?</p>
<p>Yüz ovali gevşemesi<br />
Hiç yok…+3<br />
Biraz var… +6<br />
Çok var…+10</p>
<p>Üst gözkapağı düşmesi<br />
Hiç yok…+3<br />
Biraz var… +5</p>
<p>Gözaltı torbaları<br />
Hiç yok…+3<br />
Biraz var…+5<br />
Çokvar…+10</p>
<p></span></p>
<p><span id="objectContent">Yanak bölgesinde esneklik kaybı<br />
Hiç yok…+3<br />
Biraz var…+5<br />
Çok var…+10</p>
<p>Alın bölgesinde esneklik kaybı<br />
Hiç yok…+3<br />
Biraz var…+7<br />
Çok var…+10</p>
<p>Hazırlayan :Nisan</p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/cilt-yasinizi-hesaplayin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğum sonrası Sheehan Sendromu</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/dogum-sonrasi-sheehan-sendromu.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/dogum-sonrasi-sheehan-sendromu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Jan 2010 13:25:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik & Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Aşırı kan kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[dogum]]></category>
		<category><![CDATA[doğum sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[Doğum sonrası sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[Doğumda kan kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[Sheehan Sendromu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2924</guid>
		<description><![CDATA[Sheehan Sendromu kadınlarda doğum sırasında yaşanan aşırı kan kaybına bağlı olarak  hipofiz bezine giden kanın azalması sonucu ortaya çıkıyor&#8230;
Doğum sonrası kadınların Sheehan Sendromu’nun belirtileri olan yorgunluk ve adet kanamalarının olmamasını normal karşılayıp doktora başvurmadıkları için anlamadıklarını belirten Prof. Dr. Ersin Akarsu, Sheehan Sendromu’nun kadınlarda doğum sonrasında yaşanan aşırı kan kaybı ve bunun sonucunda hipofiz bezine giden kanın azalması neticesinde ortaya çıktığını belirtti.
Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ersin Akarsu, yaptığı açıklamada, hipofiz bezinin iç salgı bezlerinin normal çalışmasını düzenleyen ve büyüme ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h5>Sheehan Sendromu kadınlarda doğum sırasında yaşanan aşırı kan kaybına bağlı olarak  hipofiz bezine giden kanın azalması sonucu ortaya çıkıyor&#8230;</h5>
<p><span>Doğum sonrası kadınların Sheehan Sendromu’nun belirtileri olan yorgunluk ve adet kanamalarının olmamasını normal karşılayıp doktora başvurmadıkları için anlamadıklarını belirten Prof. Dr. Ersin Akarsu, Sheehan Sendromu’nun kadınlarda doğum sonrasında yaşanan aşırı kan kaybı ve bunun sonucunda hipofiz bezine giden kanın azalması neticesinde ortaya çıktığını belirtti.</span></p>
<p>Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ersin Akarsu, yaptığı açıklamada, hipofiz bezinin iç salgı bezlerinin normal çalışmasını düzenleyen ve büyüme hormonu salgılayan önemli bir bez olduğunu ve insanın fiziksel ve psikolojik olarak sağlıklı olabilmesi için hipofiz bezinin düzenli olarak çalışması gerektiğini belirtti.</p>
<p>Kadınlarda özellikle doğum sırasında meydana gelen aşırı kan kaybından dolayı yorgunluk, halsizlik gibi belirtiler görülebildiğini fakat bu belirtilerin uzun süre devam etmesi halinde “Sheehan Sendromu”ndan şüphelenilebileceğini ifade eden Akarsu, şöyle konuştu:<br />
“Sendrom, kadınlarda doğum sırasında yaşanan aşırı kan kaybı ve bunun sonucunda hipofiz bezine giden kanın azalması sonucu ortaya çıkıyor. Hipofiz bezine giden kanın azalması sonucunda hipofiz bezinde doku kaybı oluşuyor, bu da bezin az çalışmasına ve hormon yetersizliklerine neden oluyor.<br />
Hipofiz bezinin az çalışması sonucunda birçok iç salgı bezinde yeterli hormon üretilemiyor. Ayrıca büyüme hormonu eksikliği de oluşuyor. Sonuçta, yorgunluk, depresyon, adet görememe, uyku problemleri, cinsel isteksizlik gibi belirtiler görülebiliyor. Doğum sonrasında kadınlar genellikle bu sendromun belirtileri olan yorgunluk, adet kanamalarının yeniden başlamamasını doğum sonrası belirtiler olarak görüp doktora başvurmuyor.”</p>
<p>Akarsu, doğum sonrasında sendrom belirtileri görülen kadınların bir endokrinoloji ve metabolizma uzmanına başvurması gerektiğini, yapılan tetkikler sonucunda hipofiz bezinin ne oranda zarar gördüğünün ve buna bağlı olarak hormon dengesinin ne oranda bozulduğunun tespit edilebileceğini ifade etti.</p>
<p>Sheehan Sendromu tespit edilen hastalara hipofiz bezinin salgılamadığı hormonların dışarıdan ilaç yoluyla verildiğini ve bu şekilde şikayetlerin ortadan kaldırılabildiğini anlatan Prof. Dr. Akarsu, bu hastalıkta ortaya çıkabilen kortizol, tiroid hormonu ve hipofiz bezinin salgıladığı büyüme hormonu eksikliğinin tedavi edilmesinin önemli olduğunu vurguladı.</p>
<p>Kaynak: ntvmsnbc</p>
<p>Hazırlayan: Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/dogum-sonrasi-sheehan-sendromu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sistit Kadınları Tehdit Ediyor</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/sistit-kadinlari-tehdit-ediyor.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/sistit-kadinlari-tehdit-ediyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Jan 2010 12:52:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[İltihap]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Mesane İltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[Sistit]]></category>
		<category><![CDATA[Üretra]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2922</guid>
		<description><![CDATA[İdrar yollarının iltihaplanmasıyla oluşan ve üreme sisteminde en sık görülen hastalıklardan birisi olan “sistit” erkeklere oranla kadınlarda daha sık görülüyor.Diğer bir deyişle mesane iltihaplanması olan hastalığın kadınlarda daha sık görümesinin sebebi, üretra boyunun kadınlarda kısa oluşudur.
Özel bir hastanenin Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Yılmaz Salatan, tedavide geç kalındığı takdirde böbrekleri de etkileyecek biçimde yayılabilen ciddi bir hastalık haline gelen sistitin, idrar kesesi (mesane) ve böbreklerde kalıcı hasarlar bırakabildiğini belirtti.
Sistiti harekete geçiren risk faktörleri arasında, çok eşlilik, idrar sondası kullanımı, hamilelik, şeker hastalığı, genital hijyene dikkat edilmemesi, önceden geçirilmiş felç gibi mesane ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h5>İdrar yollarının iltihaplanmasıyla oluşan ve üreme sisteminde en sık görülen hastalıklardan birisi olan “sistit” erkeklere oranla kadınlarda daha sık görülüyor.Diğer bir deyişle mesane iltihaplanması olan hastalığın kadınlarda daha sık görümesinin sebebi, üretra boyunun kadınlarda kısa oluşudur.</h5>
<p><span>Özel bir hastanenin Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Yılmaz Salatan, tedavide geç kalındığı takdirde böbrekleri de etkileyecek biçimde yayılabilen ciddi bir hastalık haline gelen sistitin, idrar kesesi (mesane) ve böbreklerde kalıcı hasarlar bırakabildiğini belirtti.</span></p>
<p>Sistiti harekete geçiren risk faktörleri arasında, çok eşlilik, idrar sondası kullanımı, hamilelik, şeker hastalığı, genital hijyene dikkat edilmemesi, önceden geçirilmiş felç gibi mesane boşalmasını engelleyebilecek durumlar ile yaşlılık ve idrar yolunda çeşitli nedenlerle oluşan daralma veya tıkanmaların yer aldığını ifade eden Salatan, şöyle konuştu:</p>
<p>“Normalde üreme organlarının girişinde yaşayan bakteriler, bazen alt idrar yollarını aşarak mesaneye (idrar kesesi) ulaşır. Mesaneye ulaşan bakteriler idrar yoluyla dışarı atılır. Ancak mesaneye gelen bakteri sayısı atılandan fazlaysa, mesanede ve daha sonraki aşamada böbreklerde iltihaplanmaya yol açar.”</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> BELİRTİLER</strong></span><br />
İdrar yaparken yanma ve sızı, sık idrara çıkma, bazen idrardan kan gelme, ağrının kasıklara ve makat kısmına yayılması, ateş, terleme, yorgunluk, kusma ve bulantı, idrarın kötü kokulu olması, ilişki esnasında hissedilen ağrıların, hastalığın en önemli belirtileri arasında sayılabileceğine işaret eden Salatan, şunları söyledi:<br />
“Sistit hızlı ve uygun biçimde tedavi edilirse önemli bir hastalık değildir. Ancak tedavi edilmediğinde kronik ve insan bünyesini zayıf düşüren bir hastalığa dönüşebilir. Sistit, öncelikle kadınların daha sonra da erkeklerin ve çocukların korkulu rüyası halini alan bir hastalıktır. Kadınların yüzde 20’si yaşamları boyunca en az bir kez sistite yakalanıyor.</p>
<p>Yeni doğan dönemi hariç idrar yolu enfeksiyonları, kız çocuklarında daha fazla görülüyor. Yeni doğan dönemini hariç tutarsak, 11 yaş altı kız çocuklarda yüzde 3-5, aynı yaş grubundaki erkek çocuklarda yüzde 1 enfeksiyon riski vardır. Yaş ilerledikçe enfeksiyon oranları daha da düşerken, kız çocuklarında erkek çocuklarına göre daha yüksek oranda enfeksiyon riski bulunuyor.”</p>
<p>Hastalığın uygun antibiyotik tedavisiyle ortadan kaldırıldığını dile getiren Salatan, kronik enfeksiyonlarda tedavi süresinin uzadığını ancak uygun tedavi ile sistitin belirtilerinin 24 saat içinde kaybolacağını ifade etti.</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> SİSTİTTEN KORUNMANIN YOLLARI</strong></span><br />
Hastalığın gidişatının, mikrobun cinsi ve risk faktörlerinin giderilmesine bağlı olduğuna dikkati çeken Salatan, sistitten korunmanın yollarını şöyle sıraladı:<br />
“İdrar uzun süre tutulmamalı, böylece mesanedeki bakteriler sık sık dışarı atılmalı. Cinsel ilişkiden sonraki on dakika içerisinde idrar yapılmaya çalışılmalı, bol su içilmeli (günde 8 bardak gibi), kahve, çay, alkol gibi içecekler mümkün olduğu kadar az tüketilmeli. Genital bölgenin uzun süre nemli kalmasına izin verilmemeli, naylonlu, sıkı iç çamaşırlar giyilmemeli, her gün mutlaka iç çamaşırı değiştirilmeli ve pamuklu iç çamaşırları tercih edilmeli.”</p>
<p>Hastalığın, çok sık olmamakla birlikte erkeklerde de görülebildiğini anlatan Salatan, sistitin erkeklerde kendini, sık veya acil idrar yapma ihtiyacı, idrar yaparken yanma ve sızı, bulanık, kötü kokulu, bazen kanlı idrar bazen de hafif ateş gibi şikayetlerle belli ettiğini sözlerine ekledi.</p>
<p>Kaynak:ntvmsnbc</p>
<p>Hazırlayan: Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/sistit-kadinlari-tehdit-ediyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vücut Çatlakları İçin Öneriler</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/vucut-catlaklari-icin-oneriler.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/vucut-catlaklari-icin-oneriler.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Jan 2010 17:59:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cilt Bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Çatlaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Çatlaklara çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[Vücut çatlakları]]></category>
		<category><![CDATA[Vücut çatlaklarına çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[Vücut çatlaklarında tedavi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2916</guid>
		<description><![CDATA[
Kadınların büyük sıkıntılarından biri olan  vücut çatlakları, genellikle ergenlik  döneminden itibaren hızlı kilo alıp verme, hızlı boy uzaması, dengesiz beslenme,  hamilelik ve genetik yatkınlık gibi nedenlerle ortaya çıkar ve bacak,  kalça, bel çevresi, göğüs ve diz arkalarında enine-boyuna ince beyaz çizgiler  şeklinde yer alırlar.
MEDİEST Estetik ve Güzellik Merkezleri kurucusu Op. Dr. Atilla Alp, çoğu kadının  problemi olan vücut çatlaklarının tam olarak bir tedavisi olmadığını, fakat günümüzde  geliştirilen yeni yöntemler sayesinde çatlakların iyileştirilip, doku kalitesinin  artırılabileceğini belirterek, çatlaklardan kurtulmanın yollarını anlattı:
Çatlak nedir ve nasıl ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="objectContent"></p>
<div>Kadınların büyük sıkıntılarından biri olan  vücut çatlakları, genellikle ergenlik  döneminden itibaren hızlı kilo alıp verme, hızlı boy uzaması, dengesiz beslenme,  hamilelik ve genetik yatkınlık gibi nedenlerle ortaya çıkar ve bacak,  kalça, bel çevresi, göğüs ve diz arkalarında enine-boyuna ince beyaz çizgiler  şeklinde yer alırlar.</p>
<p>MEDİEST Estetik ve Güzellik Merkezleri kurucusu Op. Dr. Atilla Alp, çoğu kadının  problemi olan vücut çatlaklarının tam olarak bir tedavisi olmadığını, fakat günümüzde  geliştirilen yeni yöntemler sayesinde çatlakların iyileştirilip, doku kalitesinin  artırılabileceğini belirterek, çatlaklardan kurtulmanın yollarını anlattı:</p></div>
<div><strong>Çatlak nedir ve nasıl oluşur?</strong><br />
Derinin aşırı gerilmesine bağlı olarak, cildin elastin ve kolajen dokularındaki  tahribat sonucunda ortaya çıkan vücut çatlakları, bir çeşit deri yırtılmasıdır.  İlk oluştuklarında pembemsi görünümdedirler, zamanla bu pembe çizgiler mora, soluklaşarak  beyaza, sedef rengine dönüşür. Ayrıca yine derideki esnemelerin yoğunluğuna bağlı  olarak çatlaklar sadece renk farklılıkları şeklinde değil aynı zamanda kabarık  veya çukurlaşmış görüntüler şeklinde de oluşabilirler.</div>
<div><strong>Çatlakların oluşmaması için önceden alınabilecek önlemler nelerdir?</strong><br />
Özellikle açık tenliler, gelişme çağında ani kilo alan ve boyu aniden uzayan  gençler, doğum nedeniyle karnı gerilen anneler ve her şeyden önemlisi ailelerinde  çatlak olan kişiler, diğer insanlara göre daha fazla çatlak oluşma riskini taşırlar.  Bu sebeple her şeyden önce beslenmemize dikkat edip, dengeli beslenmeli hızlı  kilo alıp vermekten kaçınmalıyız. Düzenli ama çok ağır olmayan egzersizler yapmalıyız.</div>
<div>
Vücudumuzu sürekli kremler ve yağlarla nemlendirmeli, cildimizin kurumasına ve  gerilmesine izin vermemeliyiz. Ayrıca düzenli masaj ile ve banyoda fırçayla mümkün  olduğu kadar dolaşımını kan artırıp deriyi uyarmalıyız.</div>
<div><strong>Hangi tür çatlakların iyileşme olanağı daha yüksektir?</strong><br />
Çatlakların türü değil safhaları vardır. Çatlaklar taze yani henüz renkleri mor  veya soluk kırmızıyken bu, dokunun kan dolaşımının mevcut olduğunu göstermektedir.  Bu safhada doku kollajen ve elastin üretebilecek kabiliyettedir. Bu safhada yapılacak  olan her türlü sağlıklı müdahale, iyileşme süreci için katkıda bulunur. Daha sonra  beyazlayınca yapılan tedaviler daha uzun sürede yanıt verecektir. Ama yine de  tedaviye her safhada başlamakta yarar vardır.</div>
<div><strong>Çatlakları iyileştirmek için hangi yöntemler kullanılıyor?</strong><br />
Özel cilt masajları, mikrodermabrazyon, kimyasal peelingler, karboksiterapi,  mezoterapik tedaviler, çeşitli dermo kozmetik kremler, ilaç (tretnoin) tedavileri,  tedavileri günümüzde vücut çatlakları için kullanılan yöntemlerdir. Tedavilerde  cildin tipine, çatlağın safhasına, genişliğine, bölgesine, mevsime göre gibi çeşitli  faktörler göz önüne alınarak kombine programlar uygulanır.</div>
<div>Hazırlayan: Nisan</div>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/vucut-catlaklari-icin-oneriler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stresi Azaltmak İçin Birkaç Küçük Öneri</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/stresi-azaltmak-icin-birkac-kucuk-oneri.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/stresi-azaltmak-icin-birkac-kucuk-oneri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Jan 2010 16:41:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Fiziksel aktivite]]></category>
		<category><![CDATA[Stres]]></category>
		<category><![CDATA[Stresi azaltmak]]></category>
		<category><![CDATA[Stresle başa çıkmak]]></category>
		<category><![CDATA[Temiz hava]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2906</guid>
		<description><![CDATA[Stres çoğu zaman hayatımızı zindan eden başa çıkması zor bir durumdur. bir durumdur. Onunla baş edebilmek bazen imkansızda gelse de onu yenebileceğimizi unutmamalıyız. Sizin için  ufak önerilerimiz var..
- Kendinize dinlenmek için biraz vakit ayırın.
- Dışarı çıkıp temiz havada biraz yürüyün.
- Hayatınızda iyi giden şeyleri gözünüzün önüne getirin.
- sizi seven insanların varlığını düşünün.
- Hayatta yapılacak çok güzel şeyler olduğunu düşünün.
- Sizi anlayacak birilerinin mutlaka olduğunu aklınıza getirin.
- Fiziksel aktivitede bulunarak kaslarınızı gevşetin.
- Gerekli miktarda uyumayı ihmal etmeyin.
- İşinizdeki konuları asla eve taşımayın.
- Yapamayacağınız şeyler için söz vermeyin.
- Ara sıra güzel bir ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="objectContent">Stres çoğu zaman hayatımızı zindan eden başa çıkması zor bir durumdur. bir durumdur. Onunla baş edebilmek bazen imkansızda gelse de onu yenebileceğimizi unutmamalıyız. Sizin için  ufak önerilerimiz var..</p>
<p>- Kendinize dinlenmek için biraz vakit ayırın.<br />
- Dışarı çıkıp temiz havada biraz yürüyün.<br />
- Hayatınızda iyi giden şeyleri gözünüzün önüne getirin.<br />
- sizi seven insanların varlığını düşünün.<br />
- Hayatta yapılacak çok güzel şeyler olduğunu düşünün.<br />
- Sizi anlayacak birilerinin mutlaka olduğunu aklınıza getirin.<br />
- Fiziksel aktivitede bulunarak kaslarınızı gevşetin.<br />
- Gerekli miktarda uyumayı ihmal etmeyin.<br />
- İşinizdeki konuları asla eve taşımayın.<br />
- Yapamayacağınız şeyler için söz vermeyin.<br />
- Ara sıra güzel bir film izleyin ve tiyatroya gidin.<br />
- İş hayatınızda hiç bir şeyin siizn sağlığınızdan daha önemli olmadığını düşünün.<br />
- Zor anlarda panik yapmadan herşeyin yolunda gideceğini düşünün.<br />
- Aşırı miktarda çay kahve içmekten kaçının.<br />
- Güzel şeyleri ve sıkıntılarınızı arkadaşlarınızka paylaşmayı unutmayın.<br />
- Bir kişi hakkında karar verirken iyi yönlerini düşünün.<br />
- Güler yüzlü davranmayı unutmayın.<br />
- Karamsarlık yerine olaylara olumlu bakmayı öğrenin ve bazı şeyleri zamana bırakın.<br />
- İnsanlar ile anlaşmazlıklarda muhakkak bir çözüm yolu olduğunu unutmayın.<br />
- Kendinize ve başkalarına karşı suçlayıcı ve yargılayıcı olmayın.<br />
- Hobilerinizi arttırın, boş kalmadan bir şeylerle uğraşın.<br />
- Yapmadıklarınız konusunda endişelenmek yerine onları yapmak için sıraya koyun.<br />
- Sinirlenmenin ve teleşlanmamın hiçbir şeyi halletmeyeceğini unutmayın.<br />
- Gerektiğinde başkalarından yardım almayı unutmayın.</p>
<p>Hazırlayan: Nisan</p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/stresi-azaltmak-icin-birkac-kucuk-oneri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adet Düzensizliğine Bitkisel Çözümler</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/adet-duzensizligine-bitkisel-cozumler.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/adet-duzensizligine-bitkisel-cozumler.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Jan 2010 15:54:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[adet düzensizliği]]></category>
		<category><![CDATA[Adet düzensizliğine kür]]></category>
		<category><![CDATA[Arslanpençesi]]></category>
		<category><![CDATA[Bitkisel kür]]></category>
		<category><![CDATA[Regl düzensizliği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2903</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu, adet düzensizliğine karşı testere dişli arslanpençesi bitkisi ile yapılan iki bitkisel kürün tarifini verdi.
Testere dişli arslanpençesi
Latince adı: Allcemilla vulgaris
İngilizce adı: Lady’s mantle
Almanca adı: Frauenmantel
Özellikleri:
● Bayanlarda tüylenmeye karşı
● Östrojen hormonu yükseltici
● İltihaplı eklem romatizmasına karşı
● FSH hormonu yüksekliğine karşı
● Adet düzensizliğine karşı

Kürleri Uygulamadan Önce Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
1) Testere dişli arslanpençesi yaprak ve sapları beraberce kullanıldığında ishale karşı etkili olabilmektedir. İshal olmayan birisi onun çayını içtiğinde kabız olurum endişesine de kapılmamalıdır. Çünkü kabızlık yapmaz. Bağırsağın perisaltik hareketlerini yavaşlatır ve kontrol altına alır. Hareketli bağırsak sendromu (irritable ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="objectContent">Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu, adet düzensizliğine karşı testere dişli arslanpençesi bitkisi ile yapılan iki bitkisel kürün tarifini verdi.<br />
Testere dişli arslanpençesi</p>
<p>Latince adı: Allcemilla vulgaris<br />
İngilizce adı: Lady’s mantle<br />
Almanca adı: Frauenmantel<br />
Özellikleri:</p>
<p>● Bayanlarda tüylenmeye karşı<br />
● Östrojen hormonu yükseltici<br />
● İltihaplı eklem romatizmasına karşı<br />
● FSH hormonu yüksekliğine karşı<br />
● Adet düzensizliğine karşı</p>
<p></span></p>
<p>Kürleri Uygulamadan Önce Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar</p>
<p>1) Testere dişli arslanpençesi yaprak ve sapları beraberce kullanıldığında ishale karşı etkili olabilmektedir. İshal olmayan birisi onun çayını içtiğinde kabız olurum endişesine de kapılmamalıdır. Çünkü kabızlık yapmaz. Bağırsağın perisaltik hareketlerini yavaşlatır ve kontrol altına alır. Hareketli bağırsak sendromu (irritable bowel syndrome, ibs) şikâyeti olanlara iyi bir yardımcıdır.</p>
<p>2) Zor kapanan yaralarda veya ameliyat sonrası ameliyat yaralarının hızlı bir şekilde kapanmasında iyi bir yardımcıdır.</p>
<p>3) Sık sık anemi (demire bağlı kansızlık) yaşayanlara haftada en az beş-altı kez bu bitkinin çayını içmelerini tavsiye ederim.</p>
<p>4) Erken menopoza girme yatkınlığı gösteren bayanların yardımcısıdır. Genç kızlar ve kadınlar adet düzensizliği yaşıyorsalar, testere dişli arslanpençesi mükemmel bir yardımcıdır. O, aynı zamanda kadınlık hormonlarının dengelenmesinde de yardımcıdır. Rahimde oluşmuş miyom veya miyomların neden olduğu ara kanamaları da durdurabilme ve kontrol altına alabilme gücüne sahiptir.</p>
<p>5) Adet dönemlerinde fazla kan kaybına uğrayan veya adetleri uzun süren bayanlara bu bitkiyi öneririm.</p>
<p>6) Testere dişli arslanpençesinin ebter ve/veya GOD tohumların tarımının yapıldığı alanlara yakın bölgelerde yetişenlerin kullanılmaması gerektiğini önemle belirtmekte fayda görüyorum. Ülkemizde, GOD tohumlarla her ne kadar tarım yapılmıyorsa da, ne acıdır ki, sebzede %95 ebter tohum tarımı yapılmaktadır.</p>
<p>7) Oniki yaş altı çocukların herhangi bir kürü hekimlerine danışmadan uygulamalarını kesinlikle önermiyorum.</p>
<p>Kür 1: Adet düzensizliğine ve tüylenmeye karşı</p>
<p>Üç-dört gram (bir tatlı kaşığı) kurutulmuş testere dişli arslanpençesi kaynamakta olan bir bardak (150-200 ml) klorsuz suya atılır. Kısık ateşte on dakika kaynatmaya devam edilir. Daha sonra soğumaya bırakılır ve ılıyınca süzülür. Bir ay boyunca her gün bir su bardağı içilir. Bir aydan sonra bir hafta ara verilir. Bir hafta aradan sonra aynı şekilde bir aylık kür tekrar edilir. Ve kür sonlandırılır. Kürün en uygun içim zamanları sabah kahvaltısından iki saat sonra veya öğleden sonra aç karnına içmektir.</p>
<p>İleride adet düzensizliği tekrar ederse, kür 1 aynı şekilde tekrar edilir.</p>
<p>Kür 2: FSH hormonu yüksekliğine karşı</p>
<p>Üç-dört gram (bir tatlı kaşığı) kurutulmuş testere dişli arslanpençesi kaynamakta olan bir bardak (150-200 ml) klorsuz suya atılır. Kısık ateşte beş dakika kaynatmaya devam edilir. Daha sonra soğumaya bırakılır, ılıyınca süzülür. Bir ay boyunca her gün iki defa bir su bardağı içilir. İlki kahvaltıdan iki saat sonra, ikincisiyse akşam yemeğinden iki saat sonra içilir. Her defasında taze hazırlanması şarttır. Bir aydan sonra bir hafta ara verilir. Bir hafta aradan sonra aynı şekilde bir aylık kür tekrar edilir. Ve kür sonlandırılır.</p>
<p>Hazırlayan : Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/adet-duzensizligine-bitkisel-cozumler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beslenmenize Dikkat Ederek Kırışıklıkları Azaltın</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/beslenmenize-dikkat-ederek-kirisikliklari-azaltin.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/beslenmenize-dikkat-ederek-kirisikliklari-azaltin.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Jan 2010 15:20:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cilt Bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Beslenme ve kırışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[kırışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[Kırışıklık azaltma]]></category>
		<category><![CDATA[Kırışıklık önleme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2899</guid>
		<description><![CDATA[Vücudumuzun her bir hücresini yeterli oranda besleyebilmek için günlük alınması gereken elli kadar besin öğesi bulunmakta&#8230; Kandaki şeker miktarının yükselmesiyle, yaşlanma hızı da artar. Şeker, beyaz un, makarna, patates gibi kan şekerinin hızlı yükselmesine neden olan basit karbonhidratlar yaşlanma sürecini hızlandırıyor. Sağlıklı bir cilt için vücudun iyi kaliteli proteinlere ve doğru yağlara ihtiyacı vardır Vücudumuzun her bir hücresini yeterli derecede besleyebilmek için günlük alınması gereken elli kadar besin öğesi bulunmaktadır. Özellikle A, C ve E gibi antioksidan vitaminleri ile folik asit yönünden zengin, yağ ve tuz açısından dengeli bir diyetin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="objectContent">Vücudumuzun her bir hücresini yeterli oranda besleyebilmek için günlük alınması gereken elli kadar besin öğesi bulunmakta&#8230; Kandaki şeker miktarının yükselmesiyle, yaşlanma hızı da artar. Şeker, beyaz un, makarna, patates gibi kan şekerinin hızlı yükselmesine neden olan basit karbonhidratlar yaşlanma sürecini hızlandırıyor. Sağlıklı bir cilt için vücudun iyi kaliteli proteinlere ve doğru yağlara ihtiyacı vardır Vücudumuzun her bir hücresini yeterli derecede besleyebilmek için günlük alınması gereken elli kadar besin öğesi bulunmaktadır. Özellikle A, C ve E gibi antioksidan vitaminleri ile folik asit yönünden zengin, yağ ve tuz açısından dengeli bir diyetin yaşlanma sürecini geriye aldığı bilinmektedir.</span></p>
<p>Beslenme ile kırışıklık oluşumu arasında çok yakın bir bağlantı olduğunu savunan Harvardlı profesör ve eczacı Nicholas Perricone’ye göre şeker, beyaz un, makarna, patates gibi kan şekerinin hızlı yükselmesine neden olan basit karbonhidratlar yaşlanma sürecini de hızlandırmaktadır. Deri elastikiyetini kaybeder Özellikle şeker ve şekere dönüşümü daha kolay olan besinler cilt yaşlanmasını sağlayan en büyük düşmanlardır. Kandaki şeker miktarı yükseldikçe, yaşlanma hızı da artar. Yapılan araştırmalara göre, diyabetli kişiler, kan şekeri normal düzeyde olanlardan çok daha erken ve çabuk yaşlanıyorlar. Şeker, vücuttaki insülin miktarını artırmakta bu da yağların depolanmasını hızlandırmaktadır. Yıllarca karbonhidratlı ve şekerli besinleri tüketen kişilerde kolajen denilen ve derinin elastikiyetini ve de gerginliğini sağlayan maddeler olumsuz yönde etkilenir. Deri elastikiyetini kaybeder, şeker moleküllerinin kolajene bağlandığı bölgelerde kırışıklar meydana gelir. Kan şekeri yükselince, vücutta serbest radikallerin sayısı artar. Serbest radikaller vücut hücrelerinde ve dokularda hasara neden olurlar. Aynı zamanda yaşla birlikte de vücudumuzdaki serbest radikal miktarında artış yaşanır.</p>
<p>Beslenmenin yaşlanmaya karşı en güçlü silah olduğunu unutmayıp, bize sunulan birbirinden besleyici ve lezzetli besinlerden hiç vakit kaybet-meden tüketmeye başlamalıyız&#8230;</p>
<p>Cildinize besinlerle gençlik aşılamak istiyorsanız aşağıdaki tavsiyeler bir göz atın!</p>
<p>* Vücudun iyi kaliteli proteinlere ve doğru yağlara ihtiyacı vardır. Yüksek kaliteli protein tüketmemek, hücrelerin bozulmasına ve vücudun onarma işleminde yetersiz kalmasına yol açtığı için bu nedenle özellikle yüksek kaliteli protein içeren balık/ tavuk/hindi tüketilmelidir. (yağsız kırmızı et yer almıyor önerilerde!)</p>
<p>* Doymuş yağlardan uzak durulmalı (margarin, tereyağı) ve doymamış yağlar (zeytinyağı, kanola, soya, mısırözü) tercih edilmelidir.</p>
<p>* Genç görünmek için yüksek glisemik yüklü karbonhidrat olan sofra şekeri, bal, pekmez, çikolata, mısır, makarna, pilav ve ekmek gibi yiyeceklerden uzak durulmalı onun yerine kan şekerini yavaş yükseltip insülini az uyaran kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir.</p>
<p>* Yeşil ve turuncu renkli sebzeler vücudun A vitamini seviyesini yükseltmekte, böylece cilt hücreleri güçlenip, ten daha canlı ve parlak olmaktadır.</p>
<p>* Somon, beyaz etli balık, kabuklu deniz ürünleri, tavuk, hindi, ıspanak, kuşkonmaz, lahana, sarımsak, brokoli, karnabahar, rezene, yulaf, tüm baklagiller, arpa, esmer buğday, zeytinyağı, yumurta, az yağlı süt, ceviz, fındık, badem, fıstık gibi sert kabuklular ile kiraz, yeşil elma, kavun, vişne, greyfurt, armut, erik, şeftali, avokado ve portakal gibi meyvelerin kırışık önleyici olduğunu belirtilmektedir.</p>
<p>* Soya fasulyesi ve yer elması da içerdiği bitkisel östrojen sayesinde cilde parlaklık vermekte ve cildin gerginliğini sağlamaktadır.</p>
<p>* Omega-3, bir diğer ismiyle ‘alfa linolenik asit’ için yağlı balıklar (somon, ton, uskumru), ceviz, badem, soya filizi, kuru fasulye, soya fasulyesi, nohut, keten tohumu ve yeşil yapraklı sebzeler tercih edilmelidir.</p>
<p>* Besinlerin hücrelere taşınmasını, atıkların da hücrelerden dışarıya çıkışını sağladığı için her gün mutlaka 8-12 bardak su içmelidir.</p>
<p>* Serbest radikallere karşı önemli hücre koruyucu maddeler içerdiği için Yeşil çay tüketimi arttırılmalıdır.</p>
<p>* Yeterli uykuyu almak için 7-8 saat uyunmalıdır.</p>
<p>* Sigara ve alkolden uzak durulmalıdır.</p>
<p>Hazırlayan: Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/beslenmenize-dikkat-ederek-kirisikliklari-azaltin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gençlik İksiri : Nar Çekirdeği Yağı</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/genclik-iksiri-nar-cekirdegi-yagi.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/genclik-iksiri-nar-cekirdegi-yagi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Jan 2010 14:58:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cilt Bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Genç cilt]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik iksiri]]></category>
		<category><![CDATA[Nar]]></category>
		<category><![CDATA[Nar çekirdeği]]></category>
		<category><![CDATA[Nar Çekirdeği yağı]]></category>
		<category><![CDATA[Parlak cilk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı cilt]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2895</guid>
		<description><![CDATA[Yaşlılık belirtilerini ortadan kaldıran özelliği ile güzelliğine düşkün kadınların tecih ettiği nar çekirdeği yağı ile gençliğinizi kaybetmeyin.
Cilt besleyici, sıkılaştırıcı etkisi ile yorgun ve olumsuz  cilt  görünümünü tersine çeviren  iki aylık  nar çekirdeği yağı kürünü “güzellik uygulaması” olarak gerçekleştirebilirsiniz. . Tüm yüze ve boyuna uygulanıyor.. Bir pamuğa sıkarak cildinize yediriyorsunuz. Sonra parmaklarınızla hafif hafif  masaj yaparak gözaltı hariç yediriyorsunuz.
30 yaşında olan ama hala 20′li yaşların başında gözüken Ebru Şalı da  güzelliğini nar özlü kremler kullanmaya borçlu olduğunu her fırsatta söylüyor.
Bu mucize bitkisel yağ, sadece cilde ihtiyaç maddelerini  takviye etmekle kalmıyor, yenileme ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="objectContent">Yaşlılık belirtilerini ortadan kaldıran özelliği ile güzelliğine düşkün kadınların tecih ettiği nar çekirdeği yağı ile gençliğinizi kaybetmeyin.</p>
<p>Cilt besleyici, sıkılaştırıcı etkisi ile yorgun ve olumsuz  cilt  görünümünü tersine çeviren  iki aylık  nar çekirdeği yağı kürünü “güzellik uygulaması” olarak gerçekleştirebilirsiniz. . Tüm yüze ve boyuna uygulanıyor.. Bir pamuğa sıkarak cildinize yediriyorsunuz. Sonra parmaklarınızla hafif hafif  masaj yaparak gözaltı hariç yediriyorsunuz.<br />
30 yaşında olan ama hala 20′li yaşların başında gözüken Ebru Şalı da  güzelliğini nar özlü kremler kullanmaya borçlu olduğunu her fırsatta söylüyor.</p>
<p>Bu mucize bitkisel yağ, sadece cilde ihtiyaç maddelerini  takviye etmekle kalmıyor, yenileme özelliği de bulunuyor. Ancak bu etki yüzde yüz doğal ortamda üretilmiş meyveden elde edilmişse ve  soğuk sıkma yöntemiyle üretilmişse söz konusu.  Hücrelerin yenilenmesine  yardımcı olan,  cilt dokusunun daha pırıltılı ve elastiki görünmesini  sağlayan, cildin kaybettiği kolojeni ve cilde gerekli olan malzemeleri kazandıran bu yağdan genç ciltler de yararlanıyor. Onlara daha canlı ve parlak bir görünüm veriyor, çizgileri engelliyor..<br />
Nar çekirdeği yağında, nar çekirdeğine özel konjuge linolenik asit olan punisik asit bulunuyor. Punisik asidin bağışıklık sistemini harekete geçirerek vücut direncini artırdığı bilinmekte.  Güçlü antioksidan etkiye sahip olan ve  Tanrı’nın adeta bir nimeti olan Nar’ı, bu özelliği ile  salgın hastalıkların çok söz edildiği ve herkesin domuz gribi korkusu  yaşadığı  şu dönemlerde evimizden de meyve olarak  eksik etmeyelim. Sadece yağını güzellik ve gençlik için kullanmanızın yanı sıra  bol bol nar yiyin.<br />
Ayrıca  kalp sağlığını olumlu olarak etkiliyor ve sindirim sistemini koruyucu etkisi  buluruyor.<br />
Ancak içeriğinde doğal östrojen bulunması nedeni ile hamilelik dönemindeki bayanların  kullanmaması  gerekiyor.</p>
<p>Hazırlayan : Nisan</p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/genclik-iksiri-nar-cekirdegi-yagi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Menopoz, Kalp Krizini Tetikleyebiliyor</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/menopoz-kalp-krizini-tetikleyebiliyor.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/menopoz-kalp-krizini-tetikleyebiliyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Jan 2010 10:05:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp krizi riski]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[Menopozda kalp krizi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2870</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye Menopoz ve Osteoporoz Derneği Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Ertüngealp, menopoz sonrası dönemde hormon tedavisi yapılmadığı takdirde, kadınlarda kalp krizi riskinin yükselerek ileri yaşlardaki ölüm nedenlerinin ilk sırasını oluşturduğunu söyledi.
18 Ekim’in “Menopoz Günü” olarak kutlandığını belirten Türkiye Menopoz ve Osteoporoz Derneği Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Ertüngealp, kadın hayatının evrelerinden biri ve doğal bir sürecin sonucu olan menopoz döneminin, toplumda  yaşlılık döneminin başlangıcı olarak görüldüğünü ifade etti.
Menopoz dönemini, uzman kontrolüyle kolay atlatmanın hiç de zor olmadığına dikkat çeken Ertüngealp, “Sıcak basması, terleme, unutkanlık, ağlama nöbetleri ve uykusuzluk gibi fark edilen belirtilerin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h5>Türkiye Menopoz ve Osteoporoz Derneği Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Ertüngealp, menopoz sonrası dönemde hormon tedavisi yapılmadığı takdirde, kadınlarda kalp krizi riskinin yükselerek ileri yaşlardaki ölüm nedenlerinin ilk sırasını oluşturduğunu söyledi.</h5>
<p><span>18 Ekim’in “Menopoz Günü” olarak kutlandığını belirten Türkiye Menopoz ve Osteoporoz Derneği Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Ertüngealp, kadın hayatının evrelerinden biri ve doğal bir sürecin sonucu olan menopoz döneminin, toplumda  yaşlılık döneminin başlangıcı olarak görüldüğünü ifade etti.</span></p>
<p>Menopoz dönemini, uzman kontrolüyle kolay atlatmanın hiç de zor olmadığına dikkat çeken Ertüngealp, “Sıcak basması, terleme, unutkanlık, ağlama nöbetleri ve uykusuzluk gibi fark edilen belirtilerin yanı sıra kilo alma, libidonun azalması gibi fark edilmeyen belirtiler de menopoz döneminde ortaya çıkıyor” dedi.</p>
<p>Ertüngealp, 40 yaşından sonra meme röntgeni ve ultrasonunun ihmal edilmemesi gerektiğini dile getirerek, kadınlara şu önerilerde bulundu:<br />
“İdeal vücut ağırlığınızı koruyun, günlük öğün sayını arttırın, yeterli miktarda kalsiyum alımına dikkat edin, aşırı protein tüketmeyin, güneş ışınlarından yararlanın, sigara içmemeye özen gösterin, düzenli olarak egzersiz yapın, kafeinli içeceklerden, alkol ve çok acılı yiyeceklerden ve üç beyazdan (un, tuz ve şeker) uzak durun.”</p>
<p>Ertüngealp, 18 Ekim Menopoz günü dolayısıyla tüm yurtta bilinçlendirme seminerleri düzenleneceğini ve belirli bölgelerde ücretsiz menopoz muayene hizmeti sunulacağını bildirdi.</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> “MENOPOZ SONRASI KALP KRİZİ RİSKİ ARTIYOR”</strong></span><br />
Son yıllarda menopoz sonrası dönemde kadınların ölüm nedenleri arasında, kalp krizinin ilk sırada yer aldığına dikkati çeken Ertüngealp, “Menopoz sonrası dönemde kalp krizi riskinin artmasının en önemli nedeni, genç yaşlarda kadınlarda var olan östrojen hormonunun kalbi korumasına karşın, ileri yaşlarda bu hormonun azalmasıyla bu koruyuculuk özelliğinin ortadan kalkmasıdır. Gelişen tıp ve özellikle kalp tedavilerinde yaşanan büyük gelişmelere rağmen, menopoz sonrası dönemde artan kalp krizi riski, kadın ölümlerinin birinci nedenini oluşturuyor” dedi.</p>
<p>Özellikle sigara kullanımı, kilo alma, yanlış beslenme, hareketsiz yaşam gibi faktörlerin kalbi olumsuz etkilediğini vurgulayan Ertüngealp, “Bunlara ek olarak kadınlarda hormonal dengenin değişikliğe uğraması ve menopoz sonrası dönemde kalp hastalıkları risk teşkil ediyor” diye konuştu.</p>
<p>Ertüngealp, menopoz döneminde uygulanan hormon replasman tedavisinin, kroner kalp hastalığı riskini yüzde 50 oranında azalttığına dikkati çekerek, şunları söyledi:<br />
“Kadınlarda 40-45 yaş öncesi dönemde kalp krizi riski erkeklere göre 3’te 1 oranında. Menopoz sonrası geç dönemde ise bu oran artıyor ve erkeklerle aynı seviyeye ulaşıyor. Bu nedenle menopoz sonrası dönemde hormon tedavisi alınmadığı takdirde, kadınlarda kalp krizi riski yükselerek ileri yaşlardaki ölüm nedenlerinin ilk sırasını oluşturuyor.”</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> YAŞAM KALİTESİNİN ARTMASI</strong></span><br />
Menopozda yaşam kalitesini arttırmanın yolunun eksilen hormonları tamamlayan “Hormon replasman tedavisi” olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Erdoğan Ertüngealp, sözlerini şöyle sürdürdü:<br />
“Menopoza girer girmez başlanan hormon tedavisi, menopoz şikayetlerini geçirdiği gibi ek bir fayda olarak kalp krizi riskini de önlemektedir. Hormon tedavisi kalp krizinden korunmak için kullanılan bir tedavi yöntemi değildir, ancak hormon tedavisi alan kadınlarda kalp krizi riski azalmaktadır. Hormon korkusu ile bu tedaviden uzak durmanın yaşam kalitesini olumsuz etkilediği ve kadınlarda ileri yaşlarda yerine konulamayacak çok büyük kayıplara neden olduğu unutulmamalıdır. Hormon tedavisinin aynı zamanda ostreoporoz ve Alzheimeri de önlediği bir gerçektir.”</p>
<p>Türkiye’de menopoz tedavisinin bilindiğini, ancak östrojen, meme kanseri yapar korkusu ile kullanılmadığına işaret eden Ertüngealp, “Oysa östrojen tek başına meme kanseri vakalarında bir artış yapmamaktadır. Türkiye’de östrojen ve progesteron kullanan vakalarda meme kanseri görülme oranı 10 binde 5 kişidir” diye konuştu.</p>
<p>Kaynak: ntvmsnbc</p>
<p>Hazırlayan:Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/menopoz-kalp-krizini-tetikleyebiliyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Diş Eti İltihabınız Varsa Dikkat,Erken Doğum Yapabilirsiniz</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/dis-eti-iltihabiniz-varsa-dikkaterken-dogum-yapabilirsiniz.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/dis-eti-iltihabiniz-varsa-dikkaterken-dogum-yapabilirsiniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Jan 2010 09:58:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik & Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Diş eti iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[erken doğum]]></category>
		<category><![CDATA[Periodontit]]></category>
		<category><![CDATA[Vajinal enfeksiyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2868</guid>
		<description><![CDATA[İsviçre’nin başkenti Bern’deki Women’s Clinik’te görevli Ord. Prof. Dr. Daniel Surbek, diş eti iltihabının (periodontit) erken doğum için risk faktörü oluşturduğunu belirtti.
Antalya’da bir toplantıya katılan Ord. Prof. Dr. Daniel Surbek, iki yıl önce ABD’de çok merkezli yapılan bir araştırma ile diş eti iltihaplarının erken doğuma neden  olduğunun kanıtlandığını söyledi. Bu araştırma sonrası Washington Üniversitesi ile ortak çalışma başlattıklarını dile getiren Prof. Surbek, ağız içi ve vajinal enfeksiyonlardaki bakterilerin benzer grupta olup olmadığını araştırdıklarını belirtti. Surbek, “acaba ağız içinde ve vajinada bağışıklık sistemi enfeksiyona karşı benzer tepki mi veriyor, bunu araştırıyoruz” ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h5>İsviçre’nin başkenti Bern’deki Women’s Clinik’te görevli Ord. Prof. Dr. Daniel Surbek, diş eti iltihabının (periodontit) erken doğum için risk faktörü oluşturduğunu belirtti.</h5>
<p><span>Antalya’da bir toplantıya katılan Ord. Prof. Dr. Daniel Surbek, iki yıl önce ABD’de çok merkezli yapılan bir araştırma ile diş eti iltihaplarının erken doğuma neden  olduğunun kanıtlandığını söyledi. Bu araştırma sonrası Washington Üniversitesi ile ortak çalışma başlattıklarını dile getiren Prof. Surbek, ağız içi ve vajinal enfeksiyonlardaki bakterilerin benzer grupta olup olmadığını araştırdıklarını belirtti. Surbek, “acaba ağız içinde ve vajinada bağışıklık sistemi enfeksiyona karşı benzer tepki mi veriyor, bunu araştırıyoruz” dedi.</span></p>
<p>Diş eti iltihapları ile erken doğum arasında dolaylı bir ilişki olduğunu vurgulayan Prof. Surbek, buna karşın vajinal enfeksiyonlarla erken doğum arasında doğrudan ilişki bulunduğunu kaydetti. Prof. Dr. Surbek, ağız çevresindeki iltihaplanma nedeniyle bağışıklık sisteminin mikroorganizmalara tepki vererek sitokin salgısını (bağışıklık hücrelerince salgılanan proteinler) artırdığını, bu nedenle metalloproteinaz ve prostaglandin enzimlerinin de artarak erken doğuma neden olabildiğini ifade etti. Surbek, vajinal enfeksiyonlarda ise sitokin salgılanımının rahme çok yakın bölgelerde oluşması nedeniyle doğrudan erken doğuma neden olduğunu vurguladı.</p>
<p>Enfeksiyona bağlı erken doğumun bebekte nörolojik sorunlara neden olduğunu anlatan Prof. Dr. Surbek, bu nedenle ciddiye alınması gerektiğini kaydetti. Prof. Dr. Surbek, gebelik dönemindeki diş eti iltihaplarının hemen tedavi edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
<p>Kaynak: ntvmsnbc</p>
<p>Hazırlayan. Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/dis-eti-iltihabiniz-varsa-dikkaterken-dogum-yapabilirsiniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Diyete Başlamak</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/diyete-baslamak.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/diyete-baslamak.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Jan 2010 21:08:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Dengeli beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Diyete başlamak]]></category>
		<category><![CDATA[Diyeti sürdürmek]]></category>
		<category><![CDATA[kilo vermek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2866</guid>
		<description><![CDATA[Diyete devam etmek bir yana başlamak da bir o kadar zordur, işte beslenme uzmanı Kellie Collins’den öneriler…
Diyeti genel beslenme alışkanlığınız haline getirin 
Diyet ‘kilo vermek istediğinizde yedikleriniz’ değil, ‘genel olarak beslenme alışkanlıklarınızın tümü’ anlamına gelir. Sizin için en iyi diyet, tüm yaşamınız boyunca sürdürülebilir olandır. Dolayısıyla ‘diyet yapıyorum’ veya ‘diyetim sona erdiğinde’ gibi cümleleri asla söylemeyin. Çünkü diyet bir ray üzerinde ileri geri giden bir tren değildir; sağlıklı yaşama doğru yapılan tek yönlü bir gezidir.
Dengeli beslenme en önemli kural 
Dengeli bir beslenme çok çeşitli gıdaları kapsamalıdır: bol bol meyve, sebze, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Diyete devam etmek bir yana başlamak da bir o kadar zordur, işte beslenme uzmanı Kellie Collins’den öneriler…</p>
<p><span style="color: #993366;"><strong>Diyeti genel beslenme alışkanlığınız haline getirin </strong></span></p>
<p>Diyet ‘kilo vermek istediğinizde yedikleriniz’ değil, ‘genel olarak beslenme alışkanlıklarınızın tümü’ anlamına gelir. Sizin için en iyi diyet, tüm yaşamınız boyunca sürdürülebilir olandır. Dolayısıyla ‘diyet yapıyorum’ veya ‘diyetim sona erdiğinde’ gibi cümleleri asla söylemeyin. Çünkü diyet bir ray üzerinde ileri geri giden bir tren değildir; sağlıklı yaşama doğru yapılan tek yönlü bir gezidir.</p>
<p><strong><span style="color: #993366;">Dengeli beslenme en önemli kural</span> </strong></p>
<p>Dengeli bir beslenme çok çeşitli gıdaları kapsamalıdır: bol bol meyve, sebze, ayrıca kepek ekmeği ve tam tahıllı kahvaltılık gevrekler gibi nişastalı gıdalar; et, balık ve mercimek gibi yağsız proteinli gıdalar; az yağlı süt ürünleri… Midenizde arada bir kaçamak yapacak kadar da yer bırakmalısınız. İyi ve kötü gıda diye bir şey olmadığını unutmayın. Her şey aşırıya kaçılmadığı müddetçe yararlıdır.</p>
<p><strong><span style="color: #993366;">Mutfak dolabına sağlıklı düzen</span> </strong></p>
<p>Mutfak dolabınızın içinde neler bulunduğunu inceleyin ve sağlıklı beslenmeye ters düşecek her şeyi ortadan kaldırın. Ağzınızı sulandıran bisküvi, cips, pasta ve tatlıları ortadan kaldırın. Sonra bunların yerine sağlıklı yiyecekler yerleştirin. Ama unutmayın, mutfak dolabınızdan abur cuburları temizlemiş olmanız bu tür yiyecekleri bir daha asla yemeyeceğiniz anlamına gelmez. Yeter ki iradenizi kullanın.</p>
<p><span style="color: #993366;"><strong>Liste hazırlayın, haftalık alışveriş yapın<br />
</strong></span><br />
Her gün azar azar alışveriş yapmak yerine, büyük bir marketten haftalık veya on beş günlük alışveriş yapın. Bu, çok daha ekonomik olmanın yanısıra, alışverişe önceden hazırladığınız bir listeyle gitmek, sağlıksız yiyeceklerden uzak durmanızı kolaylaştıracaktır. Ayrıca sizi baştan çıkaracağını bildiğiniz şeyleri satın almayın. Marketin şekerleme bölümlerinden uzak durun; cips, kola, çikolata gibi şeylere kolayca ulaşmanızı sağlayacak bölümlerin yanından geçmeyin.</p>
<p><span style="color: #993366;"><strong>Ufak notlar alın</strong></span></p>
<p>Yoldan çıkmanızı engelleyecek ufak notlar yazıp evin çeşitli yerlerine yapıştırın. Bu tür notlar sizi egzersiz yapmanız konusunda cesaretlendirecek, kilo verme nedenleriniz hakkında size hatırlatmalarda bulunacaktır. Ayrıca unutmayın ki, birşeyi başarmak, neden yaptığınızı bildiğiniz takdirde daha kolaydır. Dolayısıyla bu konuda neden başarılı olmak istediğinizi bir kağıda yazın; bu hedefleri kendinize hatırlatmak, sizi daha çok motive edecektir.</p>
<p><strong><span style="color: #993366;">Karşılaşabileceğiniz engelleri listeleyin</span> </strong></p>
<p>Hedeflerinizi belirledikten sonra, bu yolda karşınıza çıkabilecek engellerin bir listesini kağıda yazın. Bu engellerin üstesinden nasıl geleceğinizi belirleyip bunları da yazıya dökün. Örneğin; kilo almanızda dışarıdan satın aldığınız hazır yiyeceklerin katkısı olduğunu düşünüyorsanız, ne yiyeceğinizi haftalık olarak planlayın, böylece hazır yemek sipariş etmenin cazibesine kapılmamış olursunuz.</p>
<p><strong><span style="color: #993366;">Sorunlu dönemlere dikkat, pes etmek yok!</span> </strong></p>
<p>Kilo vermeye çalışırken ilerleme kaydedilemeyen dönemlerle karşılaşmak sık rastlanan bir durumdur. Bu dönemlerde kilonuz yerinden bir gram dahi oynamaz. Bu insanı hayal kırıklığına uğratan, cesaret kırıcı bir durumdur. Ama vücudunuzun yeni kilosuna alışmaya çalıştığını gösteren bir işaret de olabilir. Bu nedenle vazgeçmeyin! Diyet ve egzersiz yapmaya devam edin, bir süre sonra yine kilo verme düzenine gireceksiniz.</p>
<p>Kaynak : Habertürk</p>
<p>Hazırlayan: Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/diyete-baslamak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şişmanlığa Karşı 5 Temel Kural</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/sismanliga-karsi-5-temel-kural.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/sismanliga-karsi-5-temel-kural.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Jan 2010 21:03:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[Metabolizma]]></category>
		<category><![CDATA[Şişmanlığı önleme]]></category>
		<category><![CDATA[Şişmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Stres]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2864</guid>
		<description><![CDATA[Olgunluk bir kadın kilo almaya başlamışsa, bunun sağlık açısından büyük tehlike oluşturacağını düşünmek yanlıştır. Ama önlem almak mutlaka gereklidir. Şişmanlık tehlikeli boyutlara ulaşmadan önlenebilir. Menopoz öncesinde başlayan şişmanlama, hormon dengesinin yeniden kurulmasıyla sona erebilir. İşte uygulamanız tavsiye edilen 5 öneri.
1.ÖLÇÜLERİ SIKI TAKİP 
Menopozda özellikle bel bölgesindeki kalınlaşma tehlike işaretidir. Karındaki yağ hücreleri metabolik bakımdan daha faaldirler ve kalçalardaki yağ hücrelerinden daha tehlikelidirler. Bu bölgelerdeki yağ hücreleri, ensüline karşı direnç oluştururlar. Bu da kandaki şekerin temizlenmesi için fazla ensülin üretimini zorunlu hale getirir.

2. STRESTEN KAÇININ 
Stresin metabolizma üzerindeki etkisi asla hafife ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span lang="EN">Olgunluk bir kadın kilo almaya başlamışsa, bunun sağlık açısından büyük tehlike oluşturacağını düşünmek yanlıştır. Ama önlem almak mutlaka gereklidir. Şişmanlık tehlikeli boyutlara ulaşmadan önlenebilir. Menopoz öncesinde başlayan şişmanlama, hormon dengesinin yeniden kurulmasıyla sona erebilir. İşte uygulamanız tavsiye edilen 5 öneri.</span></p>
<p><strong><span style="color: #993366;">1.ÖLÇÜLERİ SIKI TAKİP </span><br />
</strong>Menopozda özellikle bel bölgesindeki kalınlaşma tehlike işaretidir. Karındaki yağ hücreleri metabolik bakımdan daha faaldirler ve kalçalardaki yağ hücrelerinden daha tehlikelidirler. Bu bölgelerdeki yağ hücreleri, ensüline karşı direnç oluştururlar. Bu da kandaki şekerin temizlenmesi için fazla ensülin üretimini zorunlu hale getirir.<br />
<strong><br />
<span style="color: #993366;">2. STRESTEN KAÇININ </span></strong><br />
Stresin metabolizma üzerindeki etkisi asla hafife alınmamalı. Özellikle menopoz döneminde kadının strese girmesi, kilo almasını hızlandırıyor. Menopoz döneminde kadının hayatında yeni stres kaynaklarının ortaya çıkması kilolarının da artmasında etkin bir rol oynuyor. Stresin sizi zayıflatacağını düşünmeyin. Menopozda stres kilo aldırır.<br />
<strong><br />
<span style="color: #993366;">3. EGZERSİZ</span> </strong><br />
Eğer olgunluk çağına gelinceye kadar vücut egzersizi yapmadıysanız, artık geç kaldığınıza kendinizi inandırmayın. Tam aksine, bugünden tezi yok, egzersizlere başlamalısınız. Kaslarınız ensülin alıcılarıyla yüklüdür. Ne kadar çok kas kütleniz olursa, egzersizler sayesinde düzenli bir şekilde ısı açığa çıkarırsınız ve karbonhidratlarla yağları yakmanız kolaylaşır. Kalbinizi ve kemiklerinizi de korursunuz. Menopoz döneminde düzenli vücut egzersizi yapmak çok önemlidir.</p>
<p><strong><span style="color: #993366;">3. EGZERSİZ</span> </strong><br />
Eğer olgunluk çağına gelinceye kadar vücut egzersizi yapmadıysanız, artık geç kaldığınıza kendinizi inandırmayın. Tam aksine, bugünden tezi yok, egzersizlere başlamalısınız. Kaslarınız ensülin alıcılarıyla yüklüdür. Ne kadar çok kas kütleniz olursa, egzersizler sayesinde düzenli bir şekilde ısı açığa çıkarırsınız ve karbonhidratlarla yağları yakmanız kolaylaşır. Kalbinizi ve kemiklerinizi de korursunuz. Menopoz döneminde düzenli vücut egzersizi yapmak çok önemlidir.<br />
<strong><br />
<span style="color: #993366;">4. TROİD KONTROLÜ ŞART </span></strong><br />
Kadınların yüzde yirmi beşi, menopoz dönemine yaklaşırken tiroid bezleriyle sorun yaşarlar. Tiroid bezlerinin az çalışması, metabolizma hızını azaltır. Yorgunluk, kilo almak, el ve ayakların soğuk olması, saçların seyrelmesi ve kabız gibi belirtiler tiroid problemlerinin habercisidir. Ölçüm yaptırıp hormonlarınızın ne durumunu öğrenmenizde büyük yarar var.<br />
<strong><br />
<span style="color: #993366;">HORMON DENGESİNE DİKKAT </span></strong><br />
Menopoz dönemi başlayan kadınların vücutlarındaki östrojen fazlasını yok edebilmek uğruna bir beslenme programı, vitamin ve mineral takviyesi ve egzersiz programı uygulamalıdır. Şeker ve nişasta ağırlıklı besinlerden uzak durulmalı, posalı besin maddeleri tercih edilmeli. Bu arada fast- food türü yiyeceklerden uzak durulmalı.</p>
<p>Hazırlayan: Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/sismanliga-karsi-5-temel-kural.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akupunktur Kilo Verdirir mi?</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/akupunktur-kilo-verdirir-mi.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/akupunktur-kilo-verdirir-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Jan 2010 20:58:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Akupunktur]]></category>
		<category><![CDATA[Akupunkturla kilo verme]]></category>
		<category><![CDATA[Akupunkturla sorunsuz kilo verme]]></category>
		<category><![CDATA[Akupunkturla zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[zayiflama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2862</guid>
		<description><![CDATA[Kilo vermenin  yolu akupunkturdan geçiyor. Midenizde bir sıkıntı olmadan ve strese girmeden formunuza kavuşmak için sık tercih edilen bir uygulama.İnsanların kilo almasının temel nedeni olan, beslenme alışkanlıklarını değiştirmesi kolay değildir. Normalde diyet yaparken oluşan ve en nihayetinde diyeti bırakmaya neden olan halsizlik, midede yanma ve ekşime, baş ağrısı ve baş dönmesi, ellerde titreme, stres ve sinirlilik hali gibi şikayetler akupunkturla beraber yok olur. Yeni beslenme alışkanlıklarının edinilmesi sırasında, akupunktur hastaya çok büyük kolaylıklar sağlar. Şişmanlık ve akupunktur hakkında sorularımızı Dr.Emre Çiçek yanıtlıyor… Akupunkturun zayıflamadaki etkilerini nasıl sınıflandırabiliriz?
1- İştah ve acıkma ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kilo vermenin  yolu akupunkturdan geçiyor. Midenizde bir sıkıntı olmadan ve strese girmeden formunuza kavuşmak için sık tercih edilen bir uygulama.İnsanların kilo almasının temel nedeni olan, beslenme alışkanlıklarını değiştirmesi kolay değildir. Normalde diyet yaparken oluşan ve en nihayetinde diyeti bırakmaya neden olan halsizlik, midede yanma ve ekşime, baş ağrısı ve baş dönmesi, ellerde titreme, stres ve sinirlilik hali gibi şikayetler akupunkturla beraber yok olur. Yeni beslenme alışkanlıklarının edinilmesi sırasında, akupunktur hastaya çok büyük kolaylıklar sağlar. Şişmanlık ve akupunktur hakkında sorularımızı Dr.Emre Çiçek yanıtlıyor… Akupunkturun zayıflamadaki etkilerini nasıl sınıflandırabiliriz?</p>
<p>1- İştah ve acıkma hissini en aza indirir. Akupunktur beyindeki hipotalamus bölgesinde noradrenalin seviyesini düşürüp, seratonin yani özellikle çikolata yedikten sonra ortaya çıkan mutluluk hormonunun seviyesini artırır. Bu şekilde yiyerek değil, yemeyerek mutlu olmamızı sağlar.</p>
<p>2- Midede kazınma, yanma ve ekşimeyi önler. Kulaktan yapılan akupunktur, kulaktan mide ve barsaklara kadar uzanan sinir uçlarını uyararak mide asidini azaltıyor. Kontrol altına alınan mide asiditesi sayesinde, diyete bağlı olarak boşalan midede herhangi bir rahatsızlık olmuyor. Keyifle diyet uygulanıyor.</p>
<p>3- Düşük kalorili beslenmeye bağlı olarak oluşan halsizlik ve bitkinliği önler. Tam tersi zinde olmamızı ve daha çok enerji vererek kolay kilo vermemizi sağlar.</p>
<p>4- Akupunktur uygulaması sırasında; vücutta seratonin ve endorfin hormonlarının seviyesi artmaktadır. Bu da diyet yapan kişiye huzur verir, sedasyon sağlar. Böylece kişide istediği her şeyi yiyememekten dolayı oluşan stres ve gerginlik yaşanmaz. Sonuçta; kişi sakin ve huzurlu bir şekilde diyetine devam eder.</p>
<p>5- Metabolizma hızını düzenleyici rolü vardır. Akupunkturla tedavi gören kişinin metabolizma hızı arttığı için diğer kişilere göre, zorlanmadan daha kolay kilo verir.</p>
<p>Hazırlayan: Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/akupunktur-kilo-verdirir-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Buzlu su İle Zayıflayın</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/buzlu-su-ile-zayiflayin.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/buzlu-su-ile-zayiflayin.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Jan 2010 20:54:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Buzlu su]]></category>
		<category><![CDATA[Buzlu su diyeti]]></category>
		<category><![CDATA[buzlu su ile kilo verme]]></category>
		<category><![CDATA[kilo vermek]]></category>
		<category><![CDATA[kolay kilo verme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2860</guid>
		<description><![CDATA[Uzmanlar özellikle ne diyordu? “Günde en az 2 litre su için!”. Vücut sağlığımız için su içmeliyiz ancak amacımız kilo vermek ise bu 2 litreyi buzlu olarak için.
Kilo vermek isteyenler gün boyunca mutlaka buzlu su, buzlu çay veya buzlu meyve suları tüketmeli. Bunun sebebi vücudunuz buzlu içeceği ısıtıp vücut derecesine çıkarabilmek için ekstradan kilo kalori yakıp enerji sağlamak zorunda kalacaktır. “Kilo vermek için neden buzlu su içmeliyim?” diye merak edenler için cevap hemen geliyor. Buzlu su içmek vücut sisteminizi, vücut ısınızın düşmesini engellemek için metabolizmanızı hızlandırmaya zorlar. Örneğin, 340 ml’lik bir ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar özellikle ne diyordu? “Günde en az 2 litre su için!”. Vücut sağlığımız için su içmeliyiz ancak amacımız kilo vermek ise bu 2 litreyi buzlu olarak için.</p>
<p>Kilo vermek isteyenler gün boyunca mutlaka buzlu su, buzlu çay veya buzlu meyve suları tüketmeli. Bunun sebebi vücudunuz buzlu içeceği ısıtıp vücut derecesine çıkarabilmek için ekstradan kilo kalori yakıp enerji sağlamak zorunda kalacaktır. “Kilo vermek için neden buzlu su içmeliyim?” diye merak edenler için cevap hemen geliyor. Buzlu su içmek vücut sisteminizi, vücut ısınızın düşmesini engellemek için metabolizmanızı hızlandırmaya zorlar. Örneğin, 340 ml’lik bir bardakla günde 8 bardak buzlu su içiyorsanız fazladan 200 kalori yakıyorsunuz demektir. Bu da kilo vermenizi hızlandırır.</p>
<p><strong><span style="color: #993366;">Ekstra kalori yakıyor..</span></strong></p>
<p>Eğer su içmeyi sevmiyorsanız, buzlu suyu limonla tatlandırmayı deneyin. Bu arada, fazla su içmek vücudu şişirir, daha kilolu gösterir gibi yanlış bilgileri aklınızdan silip atın. Su içmek karaciğer ve böbreklerin temizlenmesine, toksinlerin atılmasına yardımcı olan en önemli içecektir. Takvim’de yer alan habere göre, vücut şişkinliği az su içmekten kaynaklanır. Sadece buzlu su ile kalmıyor tabii, sıcak yaz günlerinde mutlaka bir iki bardak buzlu yeşil çay tüketmek isteyebilirsiniz. Bağışıklık sistemimizi koruyabilecek en etkili destek antioksidanlardır. Bu nedenle güneş yükseldikçe antioksidanların sağlığımız için önemi artar. Yeşil çay içindeki flavonoidler (antioksidan) sayesinde yaşlanmanın etkilerini yavaşlatırken, buzlu tükettiğiniz için ekstra kalori de yakma fırsatı bulursunuz.</p>
<p><span style="color: #993366;"><strong>500 ml. buzlu su, kaç kalori yaktırır?</strong></span></p>
<p>Diyelim ki buzlu suyun sıcaklığı 0 dereceye yakın,<br />
Vücut sıcaklığınız 37 dereceye yakın,<br />
1 gram suyu 1 derece ısıtmak için harcanan enerji miktarı 1 kaloridir (kilo kalori değildir, 1 kilokalori 1000 kaloridir),<br />
500 ml. suyun 473,18 gram olduğunu biliyoruz…</p>
<p>500 ml buzlu suyu 37 derece sıcaklığa çıkarabilmek için vücudunuz 17,5 kilo kalori yakmak zorunda kalacaktır. Günlük ihtiyacınız olan 2000 kilo kalorilik bir diyetiniz olduğunu düşünürseniz, 17,5 kilo kalori pek fazla görünmüyor.</p>
<p>Hazırlayan: Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/buzlu-su-ile-zayiflayin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kış Diyeti</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/kis-diyeti.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/kis-diyeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Jan 2010 20:50:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[kilo almak]]></category>
		<category><![CDATA[Kilo korumak]]></category>
		<category><![CDATA[kilo vermek]]></category>
		<category><![CDATA[Kış diyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Kışın nasıl beslenmeli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2858</guid>
		<description><![CDATA[Unutmayın, Kışın alınan kiloların bir bölümü ilkbahar ve yaz aylarında kısmen geri verilse de, bir bölümü vücudumuzdaki yerini korumaya devam eder; dolayısıyla yazın gösterdiğimiz özeni kendimize kışın da göstermeye devam etmeliyiz.Hatta diyebiliriz ki daha fazla özen göstermeliyiz!
Kış aylarında kilo alınıyor, bu bir gerçek
Beslenmemize dikkat etmediğimiz sürece maalesef kış mevsiminde kilo almamız kaçınılmaz… Anadolu Sağlık Merkezi diyet uzmanları Cemal Aytaç Ak ve Hande Öngün bunun en temel sebebinin bazal metabolizma hızının düşmesi olduğunu belirterek, “Kış yaklaştıkça, vücudumuz ısı değişikliğine uyabilmek için harcadığı enerjiyi düşürür. Bazal metabolizma hızı yavaşlar. Bu da, kış ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Unutmayın, Kışın alınan kiloların bir bölümü ilkbahar ve yaz aylarında kısmen geri verilse de, bir bölümü vücudumuzdaki yerini korumaya devam eder; dolayısıyla yazın gösterdiğimiz özeni kendimize kışın da göstermeye devam etmeliyiz.Hatta diyebiliriz ki daha fazla özen göstermeliyiz!</p>
<p><strong><span style="color: #993366;">Kış aylarında kilo alınıyor, bu bir gerçek</span></strong></p>
<p>Beslenmemize dikkat etmediğimiz sürece maalesef kış mevsiminde kilo almamız kaçınılmaz… Anadolu Sağlık Merkezi diyet uzmanları Cemal Aytaç Ak ve Hande Öngün bunun en temel sebebinin bazal metabolizma hızının düşmesi olduğunu belirterek, “Kış yaklaştıkça, vücudumuz ısı değişikliğine uyabilmek için harcadığı enerjiyi düşürür. Bazal metabolizma hızı yavaşlar. Bu da, kış aylarında biraz daha kilo almaya neden olur” diyorlar.</p>
<p><span style="color: #993366;"><strong>Vücut saatinizi dinleyin</strong></span></p>
<p>Vücudumuz mevsimsel değişikliği fark ettiği anda aldığı enerjinin bir kısmını stoklamaya ve daha az yakmaya başlar. Özellikle ortam ısının düşmesi ile vücut arasında bir denge kurulması gerekir. Vücut, daima kendi ısısını dengede tutabilmek için harcadığı enerjiyi de dengede ve kontrol altında tutmak zorunda hisseder kendini. Bu doğrultuda kendi ısısını korumak için harcadığı enerjiyi düşürerek, bazal metabolizma hızını yavaşlatır. Dolayısıyla, kış aylarında daha az enerji tüketildiği hesaba katılarak alınan besinlerin enerji yoğunluklarına dikkat edilmesi gerekir. Çünkü yüksek enerjili besinler alındığında, vücut fazla enerjiyi yakamayıp, bunları yağ olarak depolar. Kış aylarında çabuk kilo alınmasının en önemli  sebeplerinden biri de budur.</p>
<p><span style="color: #993366;"><strong>Hareketsiz kalmayın</strong></span></p>
<p>Kış aylarında kilo almanın en önemli nedenlerinden biri de yaz aylarına göre daha az hareket edilmesidir. Kış aylarında hava soğuk ve yağışlı olduğu için, yürüyerek gidilecek yerlere giderken bile araca binilir. Yine hava koşulları nedeniyle yüksek enerji harcanmasını sağlayan bazı sporlar kışın yapılmaz. Sosyal aktiviteler de daha azdır. Geceler daha uzun olduğu için televizyon karşısında hareketsiz geçen saatler de uzundur. Bütün bunlar alınan enerjinin tamamının yakılmasını engeller.</p>
<p><span style="color: #993366;"><strong>Kış depresyonuna dikkat</strong></span></p>
<p>Bu konuyla ilgili detaylardan daha önce hazırladığımız yazımızda bahsetmiştik. Kış aylarında güneş ışığının azalması ile birlikte bazı insanlarda ciddi depresyon, uykuya eğilim ya da uyuyamama, can sıkıntısı, cinsel istekte azalma, zevk alamama, mutsuzluk, kimseyle görüşmek istememe gibi belirtilerle ‘mevsimsel duygusal bozukluk’ ortaya çıkar ve ‘karbonhidrat tutkusu’ belirir. Bu duygu durum bozukluğu, hiç alışkanlığı olmadığı halde kişinin yağlı, şekerli ve hamurlu gıdalara yönelmesine neden olur. Bunlar, beklenenden de daha çok kilo almaya neden olabilir.</p>
<p><span style="color: #993366;"><strong>Nelere dikkat etmeli?</strong></span></p>
<p>Yaz aylarında eğer bir spor yapılıyorsa, bu kışın da devam ettirilmeli. Eğer hiç spor yapılamıyorsa, mutlaka günde 30 dakika düzenli olarak yürüyüş yapmak gerekir. Bu yürüyüş hem kilo kontrolüne hem de genel sağlığı korumaya yardımcı olur. Kışın alınan besinlere her zamankinden daha fazla dikkat edilmesi gerekir. Doğru besinler en az beş öğün yenmelidir. Kızartmalar, salam, sosis, sucuk, tatlılar, kuruyemişler, çikolata, sakatatlar, şekerli içecekler uzak durulması gereken besinlerdir. Doğru bir beslenme programında güne mutlaka kahvaltı ile başlanması gerekir. Öğle yemeği arasında meyve ya da yoğurt; öğle yemeği ile akşam yemeği arasında da mutlaka meyve ya da diğer lifli besinlerin tüketilmesi gerek. Güneşli günlerde mutlaka gün ışığından yararlanmak için güneşe çıkmak önemli.</p>
<p><strong><span style="color: #993366;">Kışın nasıl beslenmeli?</span></strong></p>
<p>Kış mevsiminde daha fazla tüketilmeye başlanan yağlı, hamurlu ve şekerli besinlerden mümkün olduğunca uzak durmak gerekir. Günde en az beş öğün yemek yenilmeli, sabah kahvaltısından asla vazgeçilmemelidir. Üç ana öğünün arası, meyve veya diğer lifli besinlerle desteklenmelidir. Geceleri televizyon karşısında geçen sürenin kısaltılması ve bu süre içinde kuruyemiş gibi abur cuburların yenmemesi gerekir. Mevsim geçiş dönemlerinde ve kış aylarında sıklıkla görülen enfeksiyon hastalıklarından korunmada, yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı sürdürülmeli, özellikle vitamin ve minerallerden zengin olan sebze ve meyveler tüketilmelidir. Vücut direncinin artırılmasında önem taşıyan C vitamini yönünden zengin limon, portakal, mandalina gibi turunçgiller başta olmak üzere, mevsim sebze ve meyvelerinin tüketilmesine özen gösterilmelidir. Gazeteport’ta yer alan habere göre; kışın güneşin yeterince kendini göstermemesi nedeniyle kemik ve diş sağlığı için gerekli olan D vitamini ihtiyacının karşılanması için güneşli günlerde yürüyüşlere çıkılmalı ve bol bol balık tüketilmelidir. Kış mevsiminde fiziksel aktivitelerin azalması ve unlu gıda tüketiminin artmasına karşılık, posalı besinlerin tüketiminin azalması sindirim sistemi rahatsızlıklarına, özellikle de kabızlığa yol açmaktadır. Kabızlıktan korunmak için, haftada en az 2 kez kuru fasulye, nohut, mercimek gibi protein değeri ve posa içeriği yüksek kuru baklagillerin yanı sıra, sebze ve meyve tüketilmeli ve bol sıvı alınmalıdır.</p>
<p>Hazırlayan:Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/kis-diyeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mükemmel Bir Cilt İçin Basit Kurallar</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/mukemmel-bir-cilt-icin-basit-kurallar.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/mukemmel-bir-cilt-icin-basit-kurallar.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 08:46:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cilt Bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bakımlı görünmek]]></category>
		<category><![CDATA[Basit kurallar]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel görünmek]]></category>
		<category><![CDATA[Mükemmel bir cilt]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2851</guid>
		<description><![CDATA[Bakımlı ve güzel görünmenin ilk önemli kuralı, sağlıklı  bir cilde sahip olmaktır. Cildinize gereken önemi vermek istiyorsanız, işte size doğru cilt bakımının sırları.Cildiniz yeterince güzel olmadığında kendinizi kötü hissedersiniz. En ufak bir sivilce bile tadınızı kaçırabilir. Ancak, erken yaşlardan itibaren cildinize gereken önemi verdiğinizde gelecek yıllar için de iyi bir yatırım yapmış olursunuz. Beslenme ve Diyet Uzmanı Aylin Yılmaz, Cosmopolitan’ın light’ dergisi için sağlıklı cildin kuralını anlattı.
1) Her gün en az iki litre su için Çünkü yeterli miktarda su içmek cildinizi nemli tutar ve toksinlerin böbrekleriniz ve bağırsaklarınız aracılığıyla vücuttan ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bakımlı ve güzel görünmenin ilk önemli kuralı, sağlıklı  bir cilde sahip olmaktır. Cildinize gereken önemi vermek istiyorsanız, işte size doğru cilt bakımının sırları.Cildiniz yeterince güzel olmadığında kendinizi kötü hissedersiniz. En ufak bir sivilce bile tadınızı kaçırabilir. Ancak, erken yaşlardan itibaren cildinize gereken önemi verdiğinizde gelecek yıllar için de iyi bir yatırım yapmış olursunuz. Beslenme ve Diyet Uzmanı Aylin Yılmaz, Cosmopolitan’ın light’ dergisi için sağlıklı cildin kuralını anlattı.</p>
<p>1) Her gün en az iki litre su için Çünkü yeterli miktarda su içmek cildinizi nemli tutar ve toksinlerin böbrekleriniz ve bağırsaklarınız aracılığıyla vücuttan atılmasını sağlar.</p>
<p>2) Lifli gıdaları seçin Çünkü bu, bağırsak hareketlerinizi düzenler, böylece bedeniniz atık maddelerden daha hızlı arınır. Gıdalarınızı sebze, meyve, kuru baklagiller lifli bisküvilerden seçebilirsiniz.</p>
<p>3) Her gün antioksidan besinler alın Çünkü antioksidanlar, hücre yaşlanmasını yavaşlatır, hücreyi korur. sebze ve meyvelerde antioksidan yoğundur. Ama bunlar da özellikle mevsimine göre alınmalı.</p>
<p>4) Yiyecekleri küçük porsiyonlarda tüketin Çünkü bir büyük porsiyon, kalori bakımından yüksektir. Ayrıca tek beslenme yeterli ve sağlıklı olmaz. Yapmanız gereken iki-üç çeşit besini küçük porsiyonlarda almak.</p>
<p>5) Doymamış yağ asitlerini yeterli düzeyde alın Çünkü cilt yapısı ve doku onarımı için özellikle yağ asitleri büyük önem taşımaktadır. Ayrıca antioksidan özellikleri de bulunur. Bu yağları, tam tahıllardan, tohum ve yemişlerden, soya fasulyesinden, koyu yeşil yapraklı sebzelerden, keten tohumu, kabak çekirdeği, susam gibi sızma yağlardan ve yağlı balıklardan alabilirsiniz.</p>
<p>6) Sabah limonlu su veya ısırgan çayı için Çünkü mide hazmınızı kolaylaştırdığı gibi özellikle bağırsak temizliği için de faydalıdır.</p>
<p>7) Aşırı kafein ve alkolden uzak durun Çünkü hücre susuz yaşayamaz. Hücrenin basıncı, hücre içi ve hücre dışı sıvı dengesi için su alımı çok önemlidir. Yüksek alkol içerikli veya kafeinli ürünler su dengesini bozar ve hücrenin deformasyonuna neden olur, bu da cildinize yansır.</p>
<p><img src="http://www.makyajsirlari.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif" alt="8)" /> Aşırı tuz alımından hemen uzaklaşın Çünkü aşırı sodyum alımı, ciltte kabarıklık ve şişliklere sebep olur. Ayrıca ödem tutulmasına sebebiyet verir.</p>
<p>9) Hazır yiyeceklerden uzaklaşın Çünkü dolaşımı negatif etkiler. Yoğun katkı maddelerinin alınması veya baharatların yoğun tüketilmesi hücrenin deformasyona uğramasına neden olur.</p>
<p>10) Rafine gıdalardan, işlenmiş etlerden uzak durun. Kızarmış yiyeceklerden, hidrojene yağlardan ve hazır paket yağlardan yemeyin. Çünkü vücut direncini düşürür. Hücre yenilenmesini yavaşlatır. Cildi negatif etkiler.</p>
<p>Sivilcelerden böyle kurtulun<br />
Sivilceler, sadece hormonal düzenden etkilenmez, beslenme de cildin bozulmasında büyük rol oynar. Ciltteki gözenekler tıkalı olduğunda dokular bakteri çeker, iltihap oluşur ve lekeler meydana gelir. Kabızlık sorunu varsa ve yüksek yağlı yiyeceklerin, rafine basit şekerli besinlerin tüketimi arttığında sivilceler oluşmaya başlar. Sivilcelerden korunmak için havuç, marul, ısırgan otu, su teresi, kereviz ve karahindiba gibi sebzelerden sebze suları içebilirsiniz. Ayrıca öğle ve akşam yemeklerinize sebze ve tam tahıllar ekleyebilirsiniz.</p>
<p>Faydalı bir tarif<br />
Kuru erikleri kaynatın ve süzün, yeşil çay ile birlikte karıştırın ve taze nane ile birlikte soğuk servis edin. Her gün yemeklerden bir saat sonra bir fincan tüketebilirsiniz. Cildin canlı kalması için detoks etkisi yapan bu soğuk yeşil çayı içebilirsiniz.</p>
<p>Hazırlayan:Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/mukemmel-bir-cilt-icin-basit-kurallar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sonbahar Depresyonu</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/sonbahar-depresyonu.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/sonbahar-depresyonu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 08:39:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kış depresyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Kış mevsimi]]></category>
		<category><![CDATA[Sonbahar depresyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Uyku düzensizliği]]></category>
		<category><![CDATA[Yaz mevsimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2849</guid>
		<description><![CDATA[Yaz mevsimi insanların rutin işlerinin azaldığı, doğanın tazelendiği, tatillerin yapıldığı bir mevsim. Bu arada gündüzler uzamış ve insanların iş sonrası kendilerine ayırabildikleri zaman da artmış oluyor. Deniz kenarları ve parklar kendine vakit ayırmak isteyenler için idealleşiyor. Yazın yaşanan tüm bu canlanmaya karşın sonbahar ve kış döneminde tersine bir dönem yaşanıyor. Gündüzler kısalmaya, havalar değişmeye, doğa hüzne bulanmaya başlıyor. Bu değişimden insanlar da nasibini alıyor. Bu da sonbahar depresyonuna neden oluyor.
Psikolog Ferahim Yeşilyurt, sonbahar depresyonu hakkında merak edilenleri yanıtladı:
Sonbahar gelince neden depresif oluyoruz?
İlkbahar doğanın canlanmasına, sonbahar ise canlılığını azaltmasına karşılık gelir. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsimi insanların rutin işlerinin azaldığı, doğanın tazelendiği, tatillerin yapıldığı bir mevsim. Bu arada gündüzler uzamış ve insanların iş sonrası kendilerine ayırabildikleri zaman da artmış oluyor. Deniz kenarları ve parklar kendine vakit ayırmak isteyenler için idealleşiyor. Yazın yaşanan tüm bu canlanmaya karşın sonbahar ve kış döneminde tersine bir dönem yaşanıyor. Gündüzler kısalmaya, havalar değişmeye, doğa hüzne bulanmaya başlıyor. Bu değişimden insanlar da nasibini alıyor. Bu da sonbahar depresyonuna neden oluyor.</p>
<p>Psikolog Ferahim Yeşilyurt, sonbahar depresyonu hakkında merak edilenleri yanıtladı:</p>
<p>Sonbahar gelince neden depresif oluyoruz?</p>
<p>İlkbahar doğanın canlanmasına, sonbahar ise canlılığını azaltmasına karşılık gelir. Bu nedenle sonbahar hüznü çağrıştırır. Havaların kötüleşmesi açık alanlardan tekrar güneşsiz kapalı alanlara gidilecek olması keyifsizlik ve mutsuzluk verebilir. Güneşli güzel günlerin artık gerilerde kaldığı, çetin kış koşullarının tekrar gelmek üzere olduğunu hatırlatır. Bu nedenle sonbahar hüzün mevsimi olarak anılır.</p>
<p>Güneşi az görmek, iş sorumluluklarının artması, okulların başlaması, havaların serinlemesi insanlarda birtakım ruhsal değişimlere neden olur.</p>
<p>Ferahim Yeşilyurt sonbahar depresyonunun en sık rastlanan belirtilerinin hüzün, yorgunluk ve enerji azlığı olduğunu belirtirken, diğer belirtileri şöyle sıraladı:</p>
<p>•    Sabah uyanmakta güçlük çekme<br />
•    Yataktan kalkmak istememe<br />
•    Karamsarlık<br />
•    Cinsel enerjide azalma<br />
•    Çabuk sinirlenme</p>
<p>Depresif ruh halinden çıkmak için neler yapılmalıdır?</p>
<p>İyi bir tatil sonrasında yeterince dinlendiğimizi düşünmek lazım.“Bu kadar tatilden sonra yeniden yeni sorumluluklar alabilirim.” diye düşünmek lazım. Yeni planlar hazırlamakta fayda var. Yeni planlar hem bizi bir şeyler yapmak için zorlar hem de hareketlendirir. Uyku ve beslenme alışkanlıklarımızı yeniden tatil öncesine göre düzenlemek gerekir. Yeni amaçlar, hedefler oluşturmak gerekir. Yazın bazı güzellikleri olsa da sonbahar ve kış mevsiminin de benzer güzellikleri olduğu hatırlanmalı. Yazın çoğunlukla sinema ve tiyatroya gitmek istenmezken, bu dönemlerde bu faaliyetlerle ilgilenilebilir.</p>
<p>Gün ışığının azalması depresyonu artırıyor mu?</p>
<p>Güneş ışınlarının daha az olduğu kış aylarında depresif duyguların daha fazla arttığı bilinir. Hatta depresyonda “ışık tedavisi” adında bir yöntem bile vardır. Özellikle İskandinav ülkeleri gibi kış aylarının çok yoğun geçtiği bölgelerde bu tedaviden yararlanılır.<br />
Enerjimizi artırmak amacıyla neler önerirsiniz?</p>
<p>•    Düzenli egzersiz yapın. Günde bir saat yürüyüş bile yeterli.<br />
•    Sağlıklı beslenmeye özen gösterin.<br />
•    Düzenli uyuyun. Aynı saatte yatıp, aynı saatte kalkın.<br />
•    Güne mutlaka iyi bir kahvaltıyla başlayın.<br />
•    Arkadaşlarınıza vakit ayırın.<br />
•    İşyerinde kısa molalar verin.<br />
•    Keyif aldığınız aktiviteleri planlamaya çalışın.</p>
<p>Sonbahar depresyonu en çok kimlerde görünüyor?</p>
<p>Depresif duygu durumu, çökkünlük, kaygı ve endişe genellikle kadınlarda daha sık görülür. Bu nedenle sonbahar depresyonunun da kadınlarda daha sık görüldüğünü söyleyebiliriz. Diğer taraftan daha önce depresyon tanısı almış kişilerde de bu dönemlerde depresyonun tekrarlama ihtimali artar. Özellikle karamsar, endişeli, özgüveni düşük kişiler bu dönemlerde daha fazla risk taşırlar.</p>
<p>Yiyeceklerin de ruh halimiz üzerinde etkisi var mı?</p>
<p>Beyaz şekerden uzak durmak gerekir. Kan şekerini hızla yükseltip düşürdükleri için halsizlik, yorgunluk hislerine neden olabilirler ya da artırabilirler. Bunun yerine şekeri doğal meyvelerden kullanmak daha iyidir. Tatlı, çikolata ve pastaların fazla tüketimi fayda sağlamaz. Diğer taraftan vitamin eksikliğine bağlı olarak da yorgunluk halsizlik hissedilebilir. Bunu gidermek için doğal ya da medikal vitaminler kullanılabilir.</p>
<p>Hazırlayan:Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/sonbahar-depresyonu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuk Yapmak İçin Ne Kadar Vakit Kaldı</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/cocuk-yapmak-icin-ne-kadar-vakit-kaldi.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/cocuk-yapmak-icin-ne-kadar-vakit-kaldi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 08:35:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Gebelik & Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk yapmak]]></category>
		<category><![CDATA[Doğurganlık]]></category>
		<category><![CDATA[Gebeliği ertelemek]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[Yumurtalık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2847</guid>
		<description><![CDATA[Gebeliği Ertelemek Doğru mu?
Günümüz kadını çeşitli nedenlerle anneliği 40’lı yaşlara kadar erteliyor. Ancak bu rötar gebelik şansını ciddi olarak azaltıyor. Çünkü kadınlarda yumurta sayısının azalmaya başladığı 30-33 yaşlarında doğurganlık oranı da düşüyor
Günümüz kadını artık geç doğum yapıyor. Önce kariyer sahibi olmak, sağlıklı bir ilişki oluşturmak, gelecek için ekonomik güvence sağlamak gibi nedenlerden dolayı gebelik geciktiriliyor. Çocuk doğurmak için 30’lu hatta 40’lı yaşlara kadar bekleniyor. Ancak bu bekleyiş, gebelik şansını belirgin olarak azaltıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Özkan Öztürk ve Kadın Hastalıkları-Doğum Uzmanı Dr. Canan Genim, günümüzde kadınların ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gebeliği Ertelemek Doğru mu?</p>
<p>Günümüz kadını çeşitli nedenlerle anneliği 40’lı yaşlara kadar erteliyor. Ancak bu rötar gebelik şansını ciddi olarak azaltıyor. Çünkü kadınlarda yumurta sayısının azalmaya başladığı 30-33 yaşlarında doğurganlık oranı da düşüyor</p>
<p>Günümüz kadını artık geç doğum yapıyor. Önce kariyer sahibi olmak, sağlıklı bir ilişki oluşturmak, gelecek için ekonomik güvence sağlamak gibi nedenlerden dolayı gebelik geciktiriliyor. Çocuk doğurmak için 30’lu hatta 40’lı yaşlara kadar bekleniyor. Ancak bu bekleyiş, gebelik şansını belirgin olarak azaltıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Özkan Öztürk ve Kadın Hastalıkları-Doğum Uzmanı Dr. Canan Genim, günümüzde kadınların en sık sorduğu soruları şöyle sıraladı: “Bebek yapmak için ne kadar vaktim kaldı?”, “Yumurtalık rezervimi bilebilir miyim?”, “Yumurtalık yaşlanmasını yavaşlatabilir miyim?”</p>
<p>Doğurganlık hangi yaşta azalıyor?</p>
<p>Yumurtalıklar yaşam boyu değişim gösteren dinamik organlardır. Kadınların ömür boyunca sahip olacağı yumurta sayısı, doğduğu günde hatta daha anne karnında iken çoktan kodlanmıştır. Anne karnında kız bebeklerde dördüncü ayda yumurta sayısı en yüksek sayıya ulaşmaktadır. 6-7 milyon olan bu yumurta sayısı doğumda 1-2 milyona kadar azalmakta, ergenlikte 300 bin, 37 yaşında ise 25 bine kadar inmektedir. Menopoza girmiş bir kadında ise bu rakam 1000 kadardır. Yumurta yaşlanması genetik ve çevresel faktörlerin birbiriyle ilişkisinin bir yansımasıdır. Yumurta yaşlanmasının iki doğal sonucu azalmış gebelik şansı ve menopozdur.</p>
<p>Yumurtalık yaşı, takvim yaşından farklı</p>
<p>* Kadınlarda yumurta sayısının azalmasıyla birlikte 30-33 yaşlarında doğurganlık oranı da düşer.<br />
* Bu azalmanın 35-38 yaşında hızlandığı gösterilmiştir.<br />
* 30 yaşındaki bir kadında her ay gebe kalma olasılığı yüzde 20 oranındadır.<br />
* 38 yaşında canlı doğum oranı yüzde 50 oranında azalmaktadır.<br />
* 40 yaşında bu azalma yüzde 75’e çıkmaktadır.</p>
<p>Doğal yaşlanma sürecinin ötesinde yaklaşık her 100 kadından 10’unda beklenenden daha erken yumurtalık yaşlanması ve kaybı olmaktadır. Her 100 kadından birinde ise erken menopoz gelişir. Ülkemizde ortalama menopoz yaşı 46-48’dir. Menopoz yaşında genetik çok önemlidir. Bir kadının menopoz yaşı genellikle annesininkine yakındır. Sigara içilmesi menopozu ortalama iki yıl öne alır. Menopoz yaşı öne geldikçe 8 ila 10 yıl öncesinden başlamak üzere gebelik şansı azalarak kısırlık oranı da artar.</p>
<p>İleri yaşlarda bile bazı kadınlarda yumurtalık fonksiyonları gençliklerindeki gibidir ya da bunun tam tersi olabilir. Yani genç yaşlarda yumurta sayısı ve kalitesi beklenenden çok hızlı azalabilir. Bu durum yumurtalık rezervi ya da yumurtalık yaşı terimini ortaya çıkarmıştır. Yumurtalık yaşı her zaman takvim yaşı ile uyumlu olmayabilir. Yumurtalık rezervi herhangi bir yaşta azalabilir. Bu durumda kişi düzenli adet görmeye devam etse bile gebe kalma olasılığı çok azalmıştır. Bu kadınlarda artan gebelik kayıplarına daha sık rastlanır.</p>
<p>Yaşa bağlı kısırlıkta, tedavi kısıtlı</p>
<p>Yaşa bağlı kısırlığın tedavisinde tıbbi olarak çok fazla seçenek yoktur. Özellikle 30 yaş üzeri olup da daha ileri bir yaşta gebe kalmak isteyen kadınlara, üreme sağlığı merkezlerinde mutlaka over yaşını ölçtürmelerini tavsiye ettiklerini belirten Doç. Dr. Özkan Öztürk, “Hatta 30 yaşının altında olan, sigara içen, ailesinde erken menopoz hikâyesi olan, 21 – 24 günde bir âdet gören veya çikolata kisti olan kadınların bu araştır-maları genç yaşlarda yapmaları önemlidir” diyor.</p>
<p>Kadının yaşı ilerledikçe neler olur?</p>
<p>* Yumurta sayısı ve kalitesi azalır.<br />
* Yumurtalık kalitesindeki azalmaya bağlı gebelik şansı azalırken düşük riski artar.<br />
* Rahmin embriyo tutma yeteneği azalabilir, ama rahmin yaşlanması yumurtalık yaşlanması gibi dramatik değildir.<br />
* Rahimde myom benzeri yapısal sorunlar daha sık gözlenir ve rahme giden kan akımı azalır.</p>
<p>Hazırlayan:Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/cocuk-yapmak-icin-ne-kadar-vakit-kaldi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güzellik Düşmanı Lekeler</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/guzellik-dusmani-lekeler.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/guzellik-dusmani-lekeler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Jan 2010 21:20:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cilt Bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Vücut Bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[Çil]]></category>
		<category><![CDATA[Cilt lekesi]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik Düşmanı]]></category>
		<category><![CDATA[Kahverengi leke]]></category>
		<category><![CDATA[leke]]></category>
		<category><![CDATA[sivilce]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2829</guid>
		<description><![CDATA[Gençken bunlara çil ya da benek denir. Yaşlandığımızda ise isimleri yaşlılık lekeleri olarak değişir. Aşırı pigmentasyon (hiperpigmentasyon), en basit ifadeyle cilt üzerindeki lekelerin artmasıdır. Eğer cilt renginizin hiç hoş olmayan bir şekilde ve hiç kaybolmayan kahverengi lekelerle kaplandığını hissediyorsanız, yalnız değilsiniz.
Lekeli ciltlerin tedavisi zordur;fakat her gün yeni alternatifler üretilmekte. En modern tedavi, güncel formülleri daha agresif tıbbi tedavilerle yan yana kullanarak alınacak en iyi sonuçların korunmasını sağlamaktadır. Fakat; hiperpigmentasyonu uzun süreli kontrol altına almanın en etkili yolu, güneş ışığından kaçınmaktır!
‘Melazma’, deride oluşan siyah leke hastalığının Yunanca adıdır. Hamilelikle ilişkilendirildiğinde, ‘kloazma’ ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gençken bunlara çil ya da benek denir. Yaşlandığımızda ise isimleri yaşlılık lekeleri olarak değişir. Aşırı pigmentasyon (hiperpigmentasyon), en basit ifadeyle cilt üzerindeki lekelerin artmasıdır. Eğer cilt renginizin hiç hoş olmayan bir şekilde ve hiç kaybolmayan kahverengi lekelerle kaplandığını hissediyorsanız, yalnız değilsiniz.</p>
<p>Lekeli ciltlerin tedavisi zordur;fakat her gün yeni alternatifler üretilmekte. En modern tedavi, güncel formülleri daha agresif tıbbi tedavilerle yan yana kullanarak alınacak en iyi sonuçların korunmasını sağlamaktadır. Fakat; hiperpigmentasyonu uzun süreli kontrol altına almanın en etkili yolu, güneş ışığından kaçınmaktır!</p>
<p>‘Melazma’, deride oluşan siyah leke hastalığının Yunanca adıdır. Hamilelikle ilişkilendirildiğinde, ‘kloazma’ ya da hamilelik örtüsü de denilmektedir. Bu, yüzdeki bir çeşit pigmentasyondur; fakat kimi zaman yanak, alın, üst dudak, burun, çene ve alt çene altında oluşan bronzlaşmalarla karıştırılmaktadır.</p>
<p>Kolun ön kısmında da nadir de olsa görülebilmektedir. Melazma her ne kadar çoğunlukla doğurganlık çağındaki kadınlarda görülse de, bu hastalığa yakalanmak için mutlaka hamile ya da kadın olmanıza gerek yoktur. Hamileliklerinde bu hastalığı geçirmeyen yaşı ilerlemiş kadınlar ve esmer erkeklerin yüzde 10 kadar bir kısmında da görülebilmektedir.</p>
<p>Melazmayı tümüyle tedavi edebilen bilinen bir çare yoktur. Hamilelikle ilgili pek çok örnekte, lekeler doğumdan sonra gözden kaybolmaktadır; fakat kalabilirler de. Neyse ki günümüzde bu siyah lekeleri küçülten ve pasif hale getiren tedaviler geliştirilmiştir. Başarılı bir tedavi genellikle güneş koruyucu, ağartıcı kremler ve zaman üçlemesi ile başlamaktadır.</p>
<p>Melazma yazın güneş ışığına maruz kalındığında koyulaşma eğilimi gösterir ve kışın güneş ışığının etkisi azaldığında da solar. Cilt pigmentlerinden melanin, cildi aşırı etkilenmeden korumak için güneşin ultraviyole ışınlarını emdiğinden, bu mevsimsel renk değişiklikleri gerçekleşmektedir. Sonuç olarak bronzlaşma olur ve siyah bölgelerin daha da koyulaşmasına neden olur.</p>
<p>Melazma, açık kestane ya da yoğun güneş ışığı alan bölgelerdeki bronz cilt tiplerinde daha sık görülmektedir. Pek çok güzellik konusunda olduğu gibi, melazma’da da genler önemli rol oynamaktadır. Hastaların yüzde 30’dan fazlasının ailelerinde de bu hastalık görülmüştür. Alerjik reaksiyonlar sonrasında ciltte oluşan kızarıklıklar ya da yüzdeki, (özellikle de dudak üstü), tüylerin ağdayla alınması da bu hastalığı tetikleyebilir.</p>
<p>Antibiyotikler tetracycline ve minocycline ve antimalaryal gibi ilaçlar da melazmaya neden olabilmektedir. Ama ciltte bu şekilde kalıcı lekelenmeye yol açan ana nedenler dört tanedir: Hamilelik, ağızdan alınan hamilelik önleyici ilaçlar, genetik faktörler ve güneş ışığına maruz kalma.</p>
<p>Pek çok cilt beyazlaştırıcı ürün, arka arkaya kullanıldığında tek başlarına kullanıldıklarından daha iyi sonuç vermektedir. Bunun yanısıra ciltteki bu leke sorununa ilaçla tedavi yeterli olmazsa günümüzde son derece gelişmiş olan lazerle tedavi eklenebilir. Cildinizdeki çil ve lekelerin azalması ve tedavisi için aşırıya kaçmadan bitkisel reçeteler de deneyebilirsiniz.</p>
<p><strong><span style="color: #993366;">Lekeler için bitkisel reçete..</span></strong></p>
<p>Bir adet limon suyuna, bir adet yumurta sarısı, bir yemek kaşığı toz şekeri koyup karıştırın. Karışımın içine yarım bardak su ilave edip karıştırmaya devam edin. Hazırlanan karışımı yüzünüze sürüp yirmi dakika bekleyip cildinizi ılık su ile durulayın.</p>
<p>Hazırlayan: Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/guzellik-dusmani-lekeler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>4-5 Yaş Çocuk Beslenmesi Nasıl Olmalı?</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/4-5-yas-cocuk-beslenmesi-nasil-olmali.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/4-5-yas-cocuk-beslenmesi-nasil-olmali.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Jan 2010 20:11:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[4-5 Yaş çocuk beslenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Beslenme alışkanlıkları]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk beslenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Okul öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeme davranışları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2819</guid>
		<description><![CDATA[Çocuklarda okul öncesi dönem olarak da adlandırılan 4-5 yaş, evde kazanılan doğru beslenme alışkanlıklarının yerleştiği, bu alışkanlıkların okul dönemindeki yeme davranışlarını da etkilediği hatta yetişkinlikte meydana gelebilecek sağlık sorunlarıyla bile ilinti olduğu bilinen bir süreçtir. Amerikan Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Ayça Ilıca Murat bu dönemde doğru beslenme alışkanlıkları kazanma konusunda anne, baba ve aile büyüklerinin önemli birer örnek teşkil ettiğini söylüyor.
Bu yaş grubundaki çocukların günlük olarak her besin grubundan tüketmesi sağlanmalıdır. Bu besin grupları süt ve süt ürünleri, et grubu, sebze –meyve grubu, yağ grubu ve tahıllardan oluşmaktadır. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda okul öncesi dönem olarak da adlandırılan 4-5 yaş, evde kazanılan doğru beslenme alışkanlıklarının yerleştiği, bu alışkanlıkların okul dönemindeki yeme davranışlarını da etkilediği hatta yetişkinlikte meydana gelebilecek sağlık sorunlarıyla bile ilinti olduğu bilinen bir süreçtir. Amerikan Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Ayça Ilıca Murat bu dönemde doğru beslenme alışkanlıkları kazanma konusunda anne, baba ve aile büyüklerinin önemli birer örnek teşkil ettiğini söylüyor.</p>
<p>Bu yaş grubundaki çocukların günlük olarak her besin grubundan tüketmesi sağlanmalıdır. Bu besin grupları süt ve süt ürünleri, et grubu, sebze –meyve grubu, yağ grubu ve tahıllardan oluşmaktadır. Yapılan fiziksel aktivite göz önünde bulundurularak çocukların günlük beslenme düzeni ayarlanmalıdır.</p>
<p>Bu dönemde özellikle dikkat edilmesi gereken bir nokta kahvaltı yapma alışkanlığının oluşturulmasıdır. 1-2 dilim peynir çeşitleri, tam tahıllı ekmek, zeytin, pekmez-bal, süt, haftada 2-3 kere yumurta veya omlet, taze meyve, evde yapılmış kuru meyveli kek veya börek çocukların kahvaltılarında olabilecek gıdalardır.</p>
<p>Bu yaş grubu çocukların oldukça aktif oldukları ve gelişimlerinin en yüksek düzeyde seyretti düşünülerek gereksinimleri karşılayacak hem besleyici değeri yüksek hem de çocukların severek tüketebileceği gıdalarla beslenmesi gerekmektedir. Her zaman olduğu gibi her öğün kendi içerisinde yeterli miktarlarda karbonhidrat, protein ve yağ içermelidir. Mutlaka kahvaltı arkasına ara öğün, öğle yemeği, bunu takip eden 1 veya 2 küçük ara öğün ve akşam yemeği okul çocuğunun gereksinimlerini karşılayacak yemek sistemidir. Özellikle çocukların ana öğünlerde temel besin grubumuz olan ekmek ve ekmek türevi olan çorba – pilav – makarna gibi gıdalar, et/ tavuk haftada en az 1 gün balık ve mevsiminde olan herhangi bir sebze yemeği, bunun yanında oldukça önemli kalsiyum kaynakları olan süt ve yoğurt hem ana öğünlerde hem de ara öğünlerde tükettirilmelidir.<br />
Büyüme ve gelişme sırasında vücutta meydana gelen bir çok mekanizmada proteinlere önemli görevler düşer. Eğer vücudumuz protein alamazsa vücut hücreleri yenilenemez. Bu durumda büyüme yetersiz kalır. Vücut için temel protein kaynakların yiyeceklerimizden sağlanır.</p>
<p>Proteinler bitkisel ve hayvansal kaynaklar olmak üzere iki kaynaktan elde edilir. Hayvansal kaynaklar yumurta, et, tavuk, balık, deniz ürünleri, süt,y oğurt gibi kaynaklardır. Proteinlerin bitkisel kaynakları ise kurufasuyle, nohut, mercimek gibi kurubaklagiller ve tahıl ürünleridir. Tabii bunların dışında hayatın başlangıcında aldığımız en değerli protein kaynağı anne sütüdür.</p>
<p>Hayvansal kaynaklı proteinlerin biyoyararlılığı yüksektir. Yani vücudumuz bu proteinlerden daha çok yararlanır. Bitkisel kaynaklı proteinlerin vücut tarafından kullanımı ise daha düşüktür. Hayvansal besinlerin içinde proteinin vucüt tarafından en iyi kullanıldığı gıdalar anne sütü ve yumurtadır. Her ikisinde de bulunan proteinlerin neredeyse tamamı vücudumuz tarafından kullanılır. Bu yüzden yumurta ve anne sütündeki proteinler “örnek protein ” olarak adlandırılırlar.</p>
<p>Çocuklarda büyümenin devam etmesi sebebiyle protein gereksinimi fazladır. Her yaş grubu için protein gereksinimi farklıdır.Alınan protein kaynaklarının vücudun kolay kullanabileceği kaynaklardan olması gerekir.Bu nedenle bitkisel kaynaklı proteinlerle beraber hayvansal kaynaklı proteinler de beslenmede kullanılmalıdır.</p>
<p>Proteinin eksik alınması çocuklarda büyümeyi ve zihinsel gelişimi etkileyebilir.Büyüme-gelişme sorunları oluşabilir. Ayrıca proteinin vücutta bir çok önemli reaksiyonda yer aldığını düşünürsek bu reaksiyonlarda da aksamalar gerçekleşebilir.</p>
<p>Çocuklar genellikle renkli yiyecekleri severler.Bu nedenle özellikle et yedirmekte zorlanıyorsanız köftesini sebzelerle karışık pişirebilirsiniz veya tabağını renkli biberlerle,havuçla süsleyebilirisiniz. Ancak çocuklar çoğu zaman ailenin beslenme alışkanlıklarını örnek alırlar. Örneğin akşam yemeği için çocuğunuza etli bezelye gibi yemekler yapıyor ama siz bu yemeği sevmediğinizi söylüyorsanız O da yemeyecektir. Bu yüzden özellikle yemek seçen çocuğunuzla beraber sofraya oturmaya ve aynı yemekten yemeye özen göstermelisiniz.</p>
<p>Proteinli gıdaların yapısı yüksek ısıda bozulur. Bu nedenle yüksek ateşe maruz kalmaması ve kavrulmaması gerekir. Orta veya kısık ateşte pişirilmesi daha doğru pişirme teknikleridir. Ayrıca et, tavuk gibi gıdaların yağda kızartılması durumunda zararlı bazı kimyasal maddeler oluşur. Bu maddeler özellikle kanserin öncü maddelerini oluşturabilir. Bu nedenle et, tavuk gibi gıdaları kızartmak yerine haşlama veya fırında pişirme yöntemleri tercih edilebilir. Balıklar buğulama yapılabilir veya fırında pişirilebilir. Yumurta haşlanırken de rafadan değil tam olarak haşlanmalıdır.Böyle pişirilirse proteinin vücut tarafından kullanımı daha fazla olur.</p>
<p>Bu yaş grubunda anneleri en çok üzen ve telaşlandıran konulardan bir tanesi çocuklarının iştahsız olup yemek yememeleridir. Çocuğumu doyuramıyorum, aç kalıyor düşüncesiyle ne yapacaklarını şaşıran anneler, doğru sandıkları bir çok yanlış yaparak yemek yemeği, ya çocukları için işkence haline getirirler yada kendileri için büyük bir tehdit unsuru oluştururlar.</p>
<p>Çocuklarda iştahı etkileyen en büyük etkenlerden birisi öğün aralarında abur-cuburla karnını doyurmalarıdır. Buna bağlı olarak doygunluk hissi hisseden çocuk ana öğünlerde yemek yemeği rededicektir. Oyalamak için ana yemek öncesi çocuğunuzun eline tutuşturduğunuz bir gofret veya bir dilim kek onu tıkayacak ve sofrada yiyecekleri reddetmesine neden olacaktır. Bu tip durumlarda çocuğun sofra düzenine alışık olması çok önemlidir. Çocuğunuz bir yaşına geldiğinde artık aile sofranıza oturur hale gelmeli ve yemek zamanının aile ile bir araya gelinen, herkesin yemek yediği eğlenceli bir vakit olduğunu öğrenmelidir. Bunun yanısıra çocuğunuz gereksinimlerini karşılayacak küçük ara kahvaltılar yada meyveler, kahvaltı ile öğle yemeği arasında, öğle yemeği ile akşam yemeği arasında verilebilir ancak bu ara öğünler iştahı kapatıcak miktarda ve ana öğün saatine çok yakın olmamalıdır. Ayrıca yemek tabaklarının çocuğunuzun ilgisini çekecek tarzda renkli ve eğlenceli olması, tabağına yiyebileceği kadar yemek konması çocuğunuzun çok daha istekli yemek yemesini sağlayacaktır. Bunların dışında çocuğunuzla beraber alışveriş yapmanız, sofra hazırlanırken yardım istemeniz hatta onunda yemek hazırlanmasında katkıda bunmasına fırsat tanımanız çocuğunuzun yemek yeme isteğini artırıcı yönde olumlu etkiler oluşturacaktır.</p>
<p>Yemek öncesi çocuğunuzun hem temizlik hem de kendisini daha zinde hissetmesi için elini yüzünü yıkaması faydalı olacaktır. Çocuğunuz çok yorgun ve uykusuzsa yemek yemesi konusunda ısrarcı olmayın.</p>
<p>Çocuğunuzun yemeği reddetmesindeki diğer en önemli etmen ise aynı biz yetişkinlerde olduğu gibi iştahsız olmasıdır. Özellikle hasta ve ateşi yükselmişse, diş çıkartıyorsa, yorgun yada uykusuzsa, alışmış olduğu düzen değişmişse çocuğun iştahında azalma gözlenebilir. Bu dönemde de telaşlanmadan hacmi küçük ama içeriği çocuğunuzun ihtiyaçlarını karşılayacak, normalde de yemekten hoşlandığı yiyecekleri görsel açıdan da ona hitap edecek eğlenceli tabak süslemesiyle yine ısrarcı olmadan yemesini sağlayabilirsiniz.</p>
<p>Tüm bunlara rağmen çocuğuz da kilo kaybı gözlemliyorsanız,yemek yemeği şiddetle reddediyor ve yediklerini çıkartıyorsa mutlaka vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmanız faydalı olacaktır.</p>
<p>Sağlıksız beslenen çocuklarda görülebilecek en büyük sağlık sorunu çağımızın hastalığı obezite ve ardından gelebilecek obezitenin yol açtığı genç yaşta oluşabilecek kalp damar hastalığı, diyabet, tansiyon, böbrek fonksiyonlarında bozukluk, mide rahatsızlıkları, demir eksikliği ve bu eksikliğin neden olabileceği bir çok hastalık görülebilir. Bunun yanısıra yetersiz beslenme sonucu gelişim bozuklukları ve konsantrasyon problemleriylede sıklıkla karşılaşılmaktadır .</p>
<p>Hazırlayan:  Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/4-5-yas-cocuk-beslenmesi-nasil-olmali.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Laporoskopik Adhezyoliz(Yapışıklıkların Açılması)</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/laporoskopik-adhezyolizyapisikliklarin-acilmasi.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/laporoskopik-adhezyolizyapisikliklarin-acilmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 21:55:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2815</guid>
		<description><![CDATA[Türkçesi yapışıklıkların açılması olup uzun süreli pelvik ağrısı olan ya da kısırlık problemi olan hastalarda, daha önceki ameliyatları ya da geçirdikleri enfenksiyonlara bağlı olarak gelişen adhezyon denilen yapışıklıkların açılması için yapılır.
Genel anestezi ile yapılan operasyon yapışıklık sayısına göre 30-120 dakika kadar sürer. Ameliyat karına küçük bir kesiden fiber optik bir teleskop sokularak laporoskopik olarak yapılır. Yapışıklık özel tasarımlı aletlerle açılabilir bu sırada laser aracıda kullanılır.
Mümkün olduğunca anatomik bütünlük korunmaya çalışılır. Operasyon sonrası hastahanede 1-2 gün kalınır.
Hazırlayan:Nisan
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkçesi yapışıklıkların açılması olup uzun süreli pelvik ağrısı olan ya da kısırlık problemi olan hastalarda, daha önceki ameliyatları ya da geçirdikleri enfenksiyonlara bağlı olarak gelişen adhezyon denilen yapışıklıkların açılması için yapılır.</p>
<p>Genel anestezi ile yapılan operasyon yapışıklık sayısına göre 30-120 dakika kadar sürer. Ameliyat karına küçük bir kesiden fiber optik bir teleskop sokularak laporoskopik olarak yapılır. Yapışıklık özel tasarımlı aletlerle açılabilir bu sırada laser aracıda kullanılır.</p>
<p>Mümkün olduğunca anatomik bütünlük korunmaya çalışılır. Operasyon sonrası hastahanede 1-2 gün kalınır.</p>
<p>Hazırlayan:Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/laporoskopik-adhezyolizyapisikliklarin-acilmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Endometrial Ablasyon</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/endometrial-ablasyon.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/endometrial-ablasyon.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 21:50:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[adet kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[Adte düzensizlikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Endometrial Ablasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Histereskop]]></category>
		<category><![CDATA[Rahim içi mukoza]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2813</guid>
		<description><![CDATA[Endometrial ablasyon tedavisi ( Rahim içi mukozasının tahrip edilmesi) adet kanama düzensizlikleri için rahimin alınmasına alternatif bir yöntemdir. Rahmin içini döşeyen mukoza yakılır ve adet kanamasının kaynağı olan bu doku ortadan kaldırılır. Rahmin içindeki dokuyu bir dönem inceltebilmek için ilaç kullanımı gerekir.Böylece operasyon daha kolay ve başarılı olur. Operasyon genel anestezi altında ve ortalama 1 saat kadar sürer.
Rahmin içini gösteren histereskop isimli aleti rahim içine sokabilmek için rahim ağzı genişletilir. Bundan sonra rahmin içini kaplayan mukoza laser ile yakılabileceği gibi rezekteskop denilen sıcak bir tel halka ile silindir gibi soyulabilir.
Ameliyat ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Endometrial ablasyon tedavisi ( Rahim içi mukozasının tahrip edilmesi) adet kanama düzensizlikleri için rahimin alınmasına alternatif bir yöntemdir. Rahmin içini döşeyen mukoza yakılır ve adet kanamasının kaynağı olan bu doku ortadan kaldırılır. Rahmin içindeki dokuyu bir dönem inceltebilmek için ilaç kullanımı gerekir.Böylece operasyon daha kolay ve başarılı olur. Operasyon genel anestezi altında ve ortalama 1 saat kadar sürer.</p>
<p>Rahmin içini gösteren histereskop isimli aleti rahim içine sokabilmek için rahim ağzı genişletilir. Bundan sonra rahmin içini kaplayan mukoza laser ile yakılabileceği gibi rezekteskop denilen sıcak bir tel halka ile silindir gibi soyulabilir.</p>
<p>Ameliyat sonrası ağrı kesici gerekir ve belli miktarda kanama oluşabilir. Hastahanede kalış süresi 1-2 gündür.Normal aktivitelere 2-3 haftada dönülür.</p>
<p>Girişim sonrası adetler tamamen kesilebilir.Kadınların % 20-25&#8242;i hiç adet görmez,% 40-45&#8242;i orta derecede adet görür ,% 25&#8242;inde ise uzun sürede faydası görülmez.</p>
<p>Hazırlayan:Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/endometrial-ablasyon.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bartholin Kisti</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/bartholin-kisti.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/bartholin-kisti.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 21:45:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bartholin]]></category>
		<category><![CDATA[Bartholin absesi]]></category>
		<category><![CDATA[Bartholin bezleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bartholin guddesi]]></category>
		<category><![CDATA[Bartholin kisti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2811</guid>
		<description><![CDATA[Bartholin bezleri vaginanın girişinde bulunur ve mukus salgılar. Bezlerden birisinin kanalı tıkandığında kist denilen şişlik oluşur. Kist enfekte olursa püy içeren abseoluşturur. Genellikle tek taraflı görülmektedir. Bartholin guddesinin dışa açılan kanallarının iltihabıdır.
Nedenler
Olguların çoğunda neden olan organizma gonokoksik (Bel soğukluğu)&#8217;dir. Diğer mikroorganizmalarda bu tabloya neden olabilir. İnfeksiyon başlarsa kanallar tıkanır, cerrahatli salgı dışarıya akamaz ve kanallarda birikir.Gudde dokusu abseleşmeye her zaman eşlik  etmeyebilir.
Şikayetler
Akut devrede asıl ve en bariz belirti, bezin şiş ve ağrılı olmasıdır. Pürülan bir akıntı yumuşak bir bası ile kanaldan dışarı çıkabilir veya kendi kendine akabilir. Kendini flüktüasyon ile ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bartholin bezleri vaginanın girişinde bulunur ve mukus salgılar. Bezlerden birisinin kanalı tıkandığında kist denilen şişlik oluşur. Kist enfekte olursa püy içeren abseoluşturur. Genellikle tek taraflı görülmektedir. Bartholin guddesinin dışa açılan kanallarının iltihabıdır.</p>
<p><strong>Nedenler</strong><br />
Olguların çoğunda neden olan organizma gonokoksik (Bel soğukluğu)&#8217;dir. Diğer mikroorganizmalarda bu tabloya neden olabilir. İnfeksiyon başlarsa kanallar tıkanır, cerrahatli salgı dışarıya akamaz ve kanallarda birikir.Gudde dokusu abseleşmeye her zaman eşlik  etmeyebilir.</p>
<p><strong>Şikayetler</strong><br />
Akut devrede asıl ve en bariz belirti, bezin şiş ve ağrılı olmasıdır. Pürülan bir akıntı yumuşak bir bası ile kanaldan dışarı çıkabilir veya kendi kendine akabilir. Kendini flüktüasyon ile belli eden abse sık rastlanılan bir bulgudur ve eşlik eden ödem tüm vulvanın şişmesine neden olabilir.</p>
<p><strong>Tedavi</strong><br />
Abse oluşuncaya kadar konservatif tedavi yapılmalıdır.Yatak istirahatı,durumuna göre buz veya sıcak tamponlar, antibakterial ajanlar gereklidir. Abse oluşumu kesin ise ameliyathane koşullarında ve genel anestezi altında (zira oldukça ağrılı bir işlemdir) insizyon yapılarak drenaj gereklidir.Tekrarlayan olgularda kesenin marsupyalizasyonu yapılmalıdır. İnsizyon kenarlarının abse kesesi kenarlarına dikilmesi işlemi olup hem bez fonksiyonlarının koruyan hem de nüksler oluşmasının engeller.Cep yapmak anlamına gelen bu olguda bezin salgıladığı sıvının dışarıya akması sağlanır.</p>
<p>Bazen ameliyat sırasında kist boşluğuna bir gazlı bez tampon olarak konulur.Bu tampon kistin akmasını sağlar ve tekrar kapanmasını engeller. Ertesi gün tampon çekilir.Diğer bir yöntem kist açılır boşaltılır içi oksijenli su ile yıkandıktan sonra içine küçük bir nitrat d&#8217;argent kalemi konulur ve kistin iki ucu krome katgüt ile sütüre edilirek sütürler 1 cm uzunluğunda bırakılır. 2-3 gün sonra uzun bırakılan bir sütür materyali çekilirse kolayca tüm kapsül dışarıya alınır.</p>
<p>Ameliyat sonrası ağrı kesicilerle ağrılar kontrol edilir.<br />
Hastanede ortalama 24-48 saat kalınır ve 2-3 gün içerisinde normal aktivitelere dönülür.</p>
<p>Hazırlayan:Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/bartholin-kisti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Myomlar ve Tedavisi</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/myomlar-ve-tedavisi.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/myomlar-ve-tedavisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 21:40:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bağdokusu]]></category>
		<category><![CDATA[Fibroid]]></category>
		<category><![CDATA[Fibromiyoma]]></category>
		<category><![CDATA[Myom]]></category>
		<category><![CDATA[Myoma Uteri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2809</guid>
		<description><![CDATA[Myoma Uteri ve Fibromyoma yada Fibroid, rahimin kendisinin veya damarlarının düz kaslarından veya içindeki bağdokusundan gelişen iyi huylu bir tümördür. Doğurganlık çağındaki kadınların yaklaşık 2/5’inde ve ençok 40 ve 50’li yaş gruplarındaki kadınlarda görülmektedir. Çocuk isteyen kadınlarda myom bulunması daha özenli ve dikkatli takibi gerektiren bir durumdur.
Risk faktörleri nelerdir ?
Myomların oluşması için çeşitli risk faktörleri araştırılmıştır. En önemli risk faktörleri; hiç doğum yapmamış olmak, yumurtlamanın olmamasına bağlı olarak gelişen karşılanmamış östrojen yapımı, şişmanlık ve ırktır. İdeal vücut ağırlığının üzerindeki her 10 kilogram için risk %10 artmaktadır. Beyaz kadınlarda siyah ırka ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Myoma Uteri ve Fibromyoma yada Fibroid, rahimin kendisinin veya damarlarının düz kaslarından veya içindeki bağdokusundan gelişen iyi huylu bir tümördür. Doğurganlık çağındaki kadınların yaklaşık 2/5’inde ve ençok 40 ve 50’li yaş gruplarındaki kadınlarda görülmektedir. Çocuk isteyen kadınlarda myom bulunması daha özenli ve dikkatli takibi gerektiren bir durumdur.</p>
<p><strong>Risk faktörleri nelerdir ?</strong><br />
Myomların oluşması için çeşitli risk faktörleri araştırılmıştır. En önemli risk faktörleri; hiç doğum yapmamış olmak, yumurtlamanın olmamasına bağlı olarak gelişen karşılanmamış östrojen yapımı, şişmanlık ve ırktır. İdeal vücut ağırlığının üzerindeki her 10 kilogram için risk %10 artmaktadır. Beyaz kadınlarda siyah ırka göre yaklaşık 4 kat daha sık görülmektedir. Myomu olan hastalarda genellikle ailenin diğer kadınlarında da miyom vardır.Bu da myomların gelişiminde bazı kalıtsal faktörlerin rol oynamasına bağlıdır. Bazı çalışmalarda myomu olan kadınlarda bazı kromozomlardaki kırılmaların daha sık görüldüğü belirlenmiştir. Rahimde myom gelişimi riskini azaltan en önemli faktör ise doğum kontrol hapı kullanımıdır.</p>
<p><strong>Myom nedenleri nelerdir ?</strong><br />
Myom gelişimini başlatan faktörler henüz kesin olarak bilinmemektedir. Myom gelişimi ile hormonların bağlantısı olduğunu gösteren kanıtlar vardır :</p>
<p><strong>Myom Tedavisi</strong><br />
Myomların tedavisi cerrahidir. Myom cerrahi tedavisi öncesinde kadınlık hormonların baskılayıp adeta bir menopoz yaratarak myom çapında küçülmeye neden olan bazı hormonal ilaçlar kullanılabir. Bu ilaçların myomları küçültücü etkisi geçicidir, bu ilaçlar bırakıldıktan bir kaç ay sonra myomlar eski çaplarına dönerler.</p>
<p>Bu nedenle bu ilaçlar ancak cerrahi girişim öncesi bu cerrahi girişimi kolaylaştıracaksa verilebilir. Bu ilaçların menopoza ve menopozun getirdiği sorunlara (ateş basması, uykusuzluk, haznede kuruluk, kemiklerde zayıflama ve benzeri etkiler) yol açmaları nedeni ile sürekli kullanımı mümkün değildir.</p>
<p>Doğurganlığın korunmak istendiği hastalarda büyük bir çoğunlukla rahim korunarak sadece myom çıkarılabilir (myomektomi). Bu işlem myomun yeri, büyüklüğü ve hastanın genel durumu göz önünde bulundurularak açık ameliyat veya endoskopik yöntemler (laparoskopi) kullanılarak gerçekleştirilebilir. Çocuk olmaması nedeni ile myomlara cerrahi işlem uygulanılacak kişilerde cerrahinin getireceği yarar ile oluşturacağı yan etkiler iyice tartışılmalı ve ameliyata ona göre karar verilmelidir. Myomektomi ameliyatının istenmeyen etkileri rahim boşluğunda bozulma, yapışıklık veya karın içi yapışıklarla tüplerin etkilenmesidir.</p>
<p>Bu nedenle myomu olan ve çocuk isteyen hastalarda ameliyat öncesi tetkikler titizlikle yapılmalı (ultrasonografi, ilaçlı rahim filmi-HSG) ve ameliyatın yarar getireceği durumlarda cerrahi girişime karar verilmelidir.</p>
<p>Doğurganlık çağını geçmiş veya daha fazla çocuk istemeyen hastalarda ve rahimin korunmasının mümkün olamayacağı ileri derecede büyük myomlarda rahimin tümüyle alınması gerekebilir. Bu işlem de sıklıkla açık ameliyat şeklinde yapılır, uygun vakalar kapalı ameliyat (laparoskopi- endoskopi) ile gerçekleştirilir. Ameliyat öncesi hastaya myomların yerleri, rahimin büyüklüğü, ameliyat şekli, ameliyat sonrası görülebilecek durumlar ve ameliyat sonucu gelişebilecek olası durumlar gayet ayrıntılı bir şekilde açıklanmalıdır.</p>
<p>Rahimi alınan kadınlar eğer doğurganlık yaşlarında ise ve yumurtalıklarında herhangi bir anormallik yoksa yumurtalıklar ameliyat sırasında alınmaz ve bu hastalarda ameliyat sonrası menopoz belirtileri ortaya çıkmaz. Hastalara ameliyat sonrasında da yapılan ameliyat ve ameliyat sonrası nasıl bir takip planlandığı ayrıntılı olarak açıklanmalıdır. Rahimin alınması ameliyatı (histerektomi) sadece doğurganlığı sonlandıran bir işlemdir, hastanın cinsel yaşamını sürdürmesine engel olmaz.</p>
<p>Myomu kadın doğum muayenesi sırasında tesbit edilen herhangi bir şikayeti olmayan ve doktorları tarafından herhangi bir tedavi önerilmeyen hastaların endişelenmesine gerek yoktur. Bu hastaların aslında tüm kadınların da uygulaması gerektiği gibi 6-12 ay aralıklarla düzenli bir şekilde kadın doğum muayenelerini yaptırmaları gerekmektedir.</p>
<p>Hastaların çoğunda myomların zaman içerisinde kötü bir hastalığa dönüşeceğine dair korkular vardır. Myomlarda kanser gelişimi (leomyosarkom) oldukça düşük (1000’de 1-3 cıvarında) bir ihtimaldir, bu nedenle tüm myomların ameliyatla alınmasına gerek yoktur. Kadınlarda oldukça sık görülen bir hastalık olması nedeni ile kadınların myomlarla ilgili belirtilere dikkat etmeleri ve düzenli kontrolleri gereklidir.</p>
<ul>
<li> Ergenlik öncesi myom gelişimi çok nadirdir.</li>
<li> En sık rastlandığı dönem yumurtlamanın bozulduğu, östrojen üretiminin karşılanmadığı menopoz öncesi 40’lı yaşlardır.</li>
<li> Menopozdan sonra myomların büyümeleri durur veya geriler.</li>
<li> Myomlara östrojen fazlalığına bağlı olarak gelişen diğer hastalıklar yani yumurtlama bozuklukları, hiperplazi (rahim iç duvarının kalınlaşması) ve polipler eşlik eder.</li>
<li> Myomlar kadınlık hormonlarından progesteronun yüksek olduğu gebelik döneminde hızlı büyürler.</li>
<li> Kadınlık hormonlarını baskılayan ve adeta menopoza benzer durum yaratan ilaçlar myomları küçültür.</li>
</ul>
<p><strong>Myom çeşitleri nelerdir ?</strong><br />
Myomlar rahimin değişik bölgelerinde bulunabilir. Rahimi tamamen büyüten myomlar olduğu gibi, rahim boşluğuna uzanan myomlar (submüköz myom), rahim duvarı dışına uzanan myomlar (subseröz myom) ve hem rahim duvarını kalınlaştıran hem de rahim boşluğuna doğru uzanan myomlar (intramural myom) gelişebilir. Bazı hastalarda tek bir myom mevcutken bazılarında çok sayıda myom görülebilir. Myomlar çok büyük çaplara ulaşabilir ve bazı durumlarda göbeğe kadar uzanan büyüklükte bir ur oluşturacak kadar büyürler.</p>
<p>Rahim boşluğuna doğru gelişen myomlar rahim yüzeyini arttırdıkları ve düzensiz rahim duvarı dökülmelerine yol açtıkları için adet (regl) kanamalarının artması, uzaması veya düzensiz kanamalar olması şeklinde belirti verebilirler. Myomların hızlı büyümesi durumunda myomların damarları ile beslenmesi bozulur ve myomlarda dejeneratif değişiklikler ortaya çıkar. Bu dejeneratif değişiklikler kendini özellikle ağrı ile ortaya çıkarır. Bazı myomlar rahim duvarına ince bir sap ile bağlıdırlar ve bu sapın kendi etrafında dönmesi (torsiyon) nedeniyle beslenmeleri bozulur ve ağrı şikayeti ve hatta daha ileri hallerde acil hastaneye başvurmayı gerektirecek belirtiler verebilirler.</p>
<p>Rahim boşluğundan gelişen bazı myomlar ise rahim ağzını geçerek hazneye (vajene) doğru uzanırlar (vajene doğmuş myom).</p>
<p><strong>Myomlarda görülen belirti ve şikayetler nelerdir ?</strong></p>
<p>Normal kadın doğum muayenesinde myom tesbit edilen hastaların hemen endişelenmeleri ve korkulara kapılmaları gereksizdir. Kadınlarda oldukça sık görülen myomlar her zaman bir belirti vermeyebilir. Myomu olan kadınların sadece %20-30’unda myoma bağlı şikayetler ortaya çıkar. Bu nedenle tüm myomların tedavi edilmesi gerekmemektedir, myomların çoğunda düzenli aralıklarla 6-12 ayda bir kadın doğum kontrollerinin yapılması yeterlidir.</p>
<p><strong>Myom tedavisi nasıl yapılır ?</strong><br />
Myomların klasik tedavisi cerrahi olarak çıkarılmalarıdır. Ancak bu klasik tanım son zamanlarda (myoma bağlanan ve tıbbi yolla ilaç ve diğer ameliyat dışında kalan yöntemlerle düzeltilemeyen) yakınması olmayan hastaların ameliyat edilmemesi şeklinde özetlenmektedir.</p>
<p>Klasik olarak aşağıdaki durumlarda myomların tedavisi gerekmektedir:</p>
<ol>
<li> Myoma bağlı olarak kanama, ağrı veya mesane (idrar torbası) veya makata baskı olması</li>
<li> Menopoza girilmesine rağmen  myomda büyüme</li>
<li> İdrar yollarına baskı ve idrar akışında güçlük ortaya çıkması</li>
<li> Myomun kendi sapı etrafında dönmesi (torsiyon)</li>
<li> Myoma bağlı olarak karın boşluğunda sıvı toplanması</li>
<li> Myomda bozulmaya bağlı (dejeneratif)değişiklikler ile ortaya çıkan akut karın tablosu (bulantı, kusma, karında hassasiyet, gaz çıkarmada güçlük)</li>
<li> Rahim ağzından hazneye uzanan myom (vajene doğmuş myom)</li>
<li>Myomun rahimi üç aylık gebelik büyüklüğünden daha fazla büyütmesi</li>
<li> Çocuk olmasına myomun engel olduğu durumlar</li>
</ol>
<p><strong>Gebelik ve Myom</strong><br />
Gebeliklerin %3’ünde gebelikle birlikte myom da tesbit edildiği bildirilmektedir. Gebelikle birlikte myom bulunduğu hallerde myomun büyüklüğü ve rahimde yerleşmiş olduğu yere bağlı olarak düşükler, erken doğum, eşin (plasenta) erken ayrılması, doğum sonu kanama gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Myoma bağlı kanamalar uzun sürerse kansızlığa yol açabilir.</p>
<p>Bir çok myomlu kadının hastaneye geliş nedeni uzamış, artmış veya düzensizleşmiş adet kanamaları ve kansızlıktır. Çocuğu olmayan hastalarda da myomlar büyüklüğü ve yerleşim yerine göre (bazı araştırma sonuçlarına göre rahimin herhangi bir yerindeki herhangi büyüklükteki tüm miyomlar) çocuk olmasını güçleştiren bir neden olarak karşımıza çıkabilir.</p>
<p><strong>Özet olarak</strong> ;<br />
Myom belirtileri:</p>
<ul>
<li> Düzensiz veya aşırı  kanama  ve  buna bağlı kansızlık</li>
<li> Karında kitle</li>
<li> Ağrı ve komşu organ rahatsızlıkları ( Mesane ve kalın bağırsak alışkanlıklarının değişmesi, sık idrar ,kabızlık vb)</li>
<li> Kısırlık, gebelik kaybı gibi doğurganlığın etkilendiği durumlar</li>
<li> Myomun bozulmasına (dejenere olmasına) bağlı ani ağrı vb yakınmalarıdır.</li>
</ul>
<p><strong> Myomun Tedavi Seçenekleri; </strong><br />
Myomda tedavi mutlaka kişiselleştirilmelidir. Menapoza girecek bir kadın bile rahminin korunmasını (risklerini bilerek) isteyebilir veya henüz doğurganlık çağındaki bir kadın tekrar ameliyat olabilme riskini göze almayıp tüm rahmin çıkarılmasını isteyebilir.</p>
<ul>
<li> Cerrahi tedavi açık yada endoskopik (Laparoskopi ve Histeroskopi) yöntemler kullanılırç Bu metodla tüm rahim çıkarılabilir (TAH veya LAVH) yada sadece myom çıkarılabilir (Myomektomi)</li>
<li> İlaçla Tedavi geçici küçülme ve düzelme sağlamasına rağmen özel durumlarda kullanılabilir. Bu metodla GnRH analogları (geçici menapoz, progesteron türevleri ve levonorgesterol içeren rahim içi aletler ile kanamanın azaltılarak operasyon ihtiyacının azaltılması sağlanır.</li>
<li> Diğer: Bu yöntemlerden bir kısmı araştırma aşmasında olup gelecekte daha sık ve kolay uygulanabilecekleri düşünülmektedir;</li>
</ul>
<ol>
<li> Myom damarlarının tıkanarak veya yakılarak myomun küçültülmesi veya şikayetlerin düzeltilmesi (selektif uteri arter embolizasyonu)</li>
<li> Endoskopik yöntemlerle myom içine girilerek elektrik akımı ile yakarak (elektromyolizis) veya dondurularak (kriomyolizis) myomun yok edilmesi.</li>
</ol>
<p>Hazırlayan:Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/myomlar-ve-tedavisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Polikistik Over Sendromu Hakkında Her Şey</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/polikistik-over-sendromu-hakkinda-her-sey.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/polikistik-over-sendromu-hakkinda-her-sey.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 21:33:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[PCOS]]></category>
		<category><![CDATA[polikistik over]]></category>
		<category><![CDATA[Polikistik over sendromu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2807</guid>
		<description><![CDATA[Polikistik over sendromu (PCOS, Stein-Leventhal Sendromu), en sık 30 yaş altı kadınlarda görülen ve yumurtalıklarda çok sayıda küçük yumurta kistleri ile belirgin bir hastalıktır.
PCOS hastalığında adet düzensizliği, kısırlık, kıllanma, şişmanlık, kan şekeri düzensizliklerinin görülme sıklığı oldukça fazladır.
Uzun yıllardır yoğun araştırmalara konu olan bu hastalığın tek bir hastalık olmadığı düşünülmüştür. Beyin sapı, yumurtalık ve böbrek üstü bezlerinin birlikte tutulmasıyla ortaya çıkan karışık ve çok değişik bulgu ve belirtilere yol açan bir tablodur. Hastalığın temelinde hipofiz bezinden salgılanan LH ve FSH hormonlarının anormal şekilde salınması yatar.
Bu dengesizlik sonucu her ay düzenli olarak ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Polikistik over sendromu (PCOS, Stein-Leventhal Sendromu), en sık 30 yaş altı kadınlarda görülen ve yumurtalıklarda çok sayıda küçük yumurta kistleri ile belirgin bir hastalıktır.</p>
<p>PCOS hastalığında adet düzensizliği, kısırlık, kıllanma, şişmanlık, kan şekeri düzensizliklerinin görülme sıklığı oldukça fazladır.</p>
<p>Uzun yıllardır yoğun araştırmalara konu olan bu hastalığın tek bir hastalık olmadığı düşünülmüştür. Beyin sapı, yumurtalık ve böbrek üstü bezlerinin birlikte tutulmasıyla ortaya çıkan karışık ve çok değişik bulgu ve belirtilere yol açan bir tablodur. Hastalığın temelinde hipofiz bezinden salgılanan LH ve FSH hormonlarının anormal şekilde salınması yatar.</p>
<p>Bu dengesizlik sonucu her ay düzenli olarak yumurtlama olmaz. LH&#8217;daki artış overde erkeklik hormonu yapımını arttırır, salgılanan erkeklik hormonları (androjenler) yağ dokusunda östrojene dönüşür ve bu artış LH üretimini tetikleyerek kısır döngü ortaya çıkar. Bu kısır döngü kilo kaybı veya yumurtalıkların baskılanması veya yumurtlamanın uyarılması ile kırılabilir. Yine kilo fazlalığına bağlı olarak insüline karşı bir direnç ortaya çıkmakta ve hormonal denge bozularak diabete (şeker hastalığı) eğilim ortaya çıkmaktadır . Polikistik over hastalığı üreme çağındaki kadınların %3 ile 10&#8242;unu etkileyen yaygın bir tablodur.Yüksek östrojen düzeylerine bağlı olarak rahim kanseri riski oluşturması bir diğer önemli sağlık problemidir. İlk kez 1935 yılında Stein ve Leventhal tarafından tanımlanan bu sendromun günümüzde hala kesin nedeni tam olarak bilinmemekte ve bu nedenle tedavisi konusunda da bir fikir birliği sağlanamamaktadır.</p>
<p><strong>Belirtiler</strong><br />
Hastalık genellikle adet düzensizliği, sivilce, yağlı cilt, kıllanma, infertilite (kısırlık) ve kilo artışı gibi belirtilerle ortaya çıkar. PCOS ilk kez ergenlik döneminde adet kanamalarının başlaması ile tanınır. Bu dönemde adet düzensizlikleri en önemli belirtidir ve neredeyse hastaların %75&#8242;inde görülür. En sık rastlanılan düzensizlik seyrek adet görme şeklindedir. Normal bir kadında iki adet arası 21-35 gündür. PCOS’ da genllikle 35 günden uzun aralıklarla adet görme(yılda ortalama 4-6 kez) söz konusudur.</p>
<p>Zaman zaman 6 aydan uzun adet görmeme (amenore) olabilir. Gecikmeyi takiben görülen kanama genelde fazla miktarda ve uzun süreli olur. Bu düzensizlik yumurtlama olmadığının bir işaretçisidir. Yeni adet görmeye başlayan genç kızlarda PCOS olmasa bile bu tür bozukluklar ilk 2 yıl boyunca normalde de görülebilir. Adet düzensizliği nedeni ile hekim kontrolü dışında doğum kontrol hapı gibi düzenleyici ilaçların kullanılması PCOS tanısını geciktirebilir.</p>
<p>Androjenler erkekleştirici hormonlardır (testosteron gibi) ve erkeklerde yüksek miktarlarda bulunurken kadınlarda çok düşük miktarlarda salgılanırlar. PCOS hastalarında androjen hormonları olması gerekenden daha fazla miktarlarda bulunur ve bunun sonucu erkek tipi kıllanma, sivilce ve hatta erkek tipi saç dökülmesi ortaya çıkabilir.Yine androgenlerin etkisiyle vücutta yağ dağılımı da değişir. Hastaların % 40’ında şişmandır.</p>
<p>Bazen kilo verilmesi bile hastalığın şiddetini ciddi ölçüde azaltmaktadır. PCOS yumurtlama bozukluklarının olması ve adet düzensizliğinin görülmesi nedeni ile kısırlığın bir problem olarak ortaya çıkması şaşırtıcı değildir. Kısırlık her PCOS olgusunda görülmez. Bazı PCOS olgularında düzenli yumurtlama ve çok kolay gebelikler olabilir. Buna rağmen PCOS gebelikte gecikmelere ve kısırlığa yol açan önemli bir etkendir. PCOS’lu kadınlar genellikle gebe kalmak için tedaviye gereksinim duyarlar.</p>
<p><strong>Tanı</strong><br />
Polikistik over sendromu tanısı klinik muayene bulguları, laboratuar tetkikleri ve overlerin ultrasonografik incelemesi ile konur. Tanı için değişik kriterler kullanılmaktadır. Bunlardan en çok kullanılan kriterler aşağıda sıralanmıştır;</p>
<ul>
<li> Kanda erkeklik hormonlarının yükselmesi</li>
<li> Muayenede kıllanma, sivilce ve ciltte yağlanma gibi erkeklik hormonlarının yükselmesi ile ortaya çıkan belirtilerin varlığı</li>
<li> Seyrek adet görme veya seyrek yumurtlama</li>
<li> Şişmanlık(Vücut Kitle İnsdeksi -BMI- &gt;25)</li>
<li> İnsülin direncinin artması (Açlık kan şekeri / Açlık İnsülini &lt; 4.5 )</li>
<li> Vajinal Ulştrasonografi ile yumurtalıkta çok sayıda küçük yumurta kistinin(polikistik yumurtalık) görülmesi</li>
<li> Kısırlık</li>
</ul>
<p>En değerli tanı yöntemlerinden birisi transvajinal ultrasonografi incelemesidir. Ultrasonografide yumurtalıklarda çok sayıda küçük kist saptanır. Bu kistler sadece birkaç milimetre çapındadır ve tek başlarına sorun yaratmazlar. Kistler gelişir ancak yumurtlama ile içlerindeki yumurta atılamaz. Zaman içerisinde bunların sayıları artabilir. Ultrasonda yumurtalığın dış kısmında, kapsülü altında inci taneleri gibi dizilmiş kistlerin görülmesi önemli bir bulgudur.</p>
<p>Bu görünüm pekçok sağlıklı veya PCO olmayan kadının ultrasonografik muayenesinde de tespit edilebilir.Ancak bu kadınlarda hormonal değerler ve klinik tablo tamamen normal bulunur. Genel olarak kadınların %20&#8242;sinde polikistik görünümlü yumurtalık vardır. PCOS ise bir belirtiler grubudur ve hastalığı ifade eder. PCO ve PCOS iki farklı tanımdır. Bazen PCOS tek yumurtalıktaki polikistik görünümle de karşımıza çıkabilir.</p>
<p>PCOS tanısında kan hormon değerleri de önemlidir. Kanda androjen düzeyleri artmıştır. Hipofizden salınan yumurtalığı uyarıcı hormonların salınımı bozulur ve LH /FSH oranı da artar. LH/FSH oranının 2&#8242;nin üzerinde olması PCOS lehine bir bulgudur. Adetin 21. günü bakılacak kan progesteron değerleri yumurtlama olup olmadığı hakkında bilgi verir.</p>
<p>Son yıllarda yapılan çalışmalar PCOS ile insülin hormonu arasında ilişki olduğunu göstermiştir. İnsülin pankreastan salınan bir hormondur ve hücrelerin şekeri (glikozu) kullanmalarını sağlar. PCOS&#8217;da hücrelerde insüline karşı bir direnç vardır. Bu nedenle pankreas durumla başa çıkabilmek için daha fazla insülin salgılar. Bu yüksek insülin düzeyleri yumurtalıkları etkileyerek yumurtlamayı engeller. Sonuçta androjenlerde artış olur. İnsülin direnci PCOS&#8217;lu zayıf kadınların %30&#8242;unda saptanırken şişman kadınlarda bu oran %75&#8242;e kadar ulaşmaktadır.</p>
<p>Ayırıcı tanıda Cushing hastalığı, kıllanmayla birlikte görülen psikolojik (amenore) adetten kesilme, böbrek üstü bezi tümörleri, ailevi kıllanma göz önünde tutulmalıdır.<br />
<strong>Uzun dönemdeki riskler</strong><br />
PCOS&#8217;un uzun dönemde yaratabileceği sorunlar ve riskler hem insülin hem de androjen fazlalığına bağlıdır. Yüksek miktarlarda insülin uzun dönemde tip 2 diyabet yani şeker hastalığı riski oluşturur. Bu tür diyabet genelde sıkı diyet ve ağızdan alınan ilaçlar ile kontrol altına alınabilir. Kilo sorunu olan, tedavi edilmemiş PCOS hastalarının %25-35&#8242;inde 30&#8242;lu yaşlarda tip 2 şeker hastalığı ortaya çıkar.</p>
<p>PCOS&#8217;da görülen hormonal değişiklikler tansiyon problemlerini de beraberinde getirirler. Aynı zamanda bu hastalarda kolesterol yüksekliği de ortaya çıkabilir. Her iki durum da kalp hastalığı açısında yüksek risk oluştururlar.</p>
<p>Uzun süreli adet düzensizlikleri ve rahim içinin sürekli estrojenle uyarılmasına neden olan endometrium kanseri riskini arttırır. PCOS’lu ve yumurtlama olmayan hastalarda endometrium üzerinde estrojeni karşılayan progesteron hormonu yeterli olmadığından endometrium uzun süre sadece östrojene maruz kalır ve uyarılır ve bu nedenle kanser riski artar.</p>
<p>Hazırlayan: Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/polikistik-over-sendromu-hakkinda-her-sey.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kilolu hamilelik cenin için risk taşıyor</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/kilolu-hamilelik-cenin-icin-risk-tasiyor.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/kilolu-hamilelik-cenin-icin-risk-tasiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Jan 2010 22:07:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik & Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Aşırı kilo]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[Cenin]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[Obez kadınlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2798</guid>
		<description><![CDATA[Gebelikte aşırı kilonun ceninde bazı oluşum  bozuklukları riskini artırdığı belirlendi.
 Bilim adamaları, 39 araştırmanın verilerine dayanarak, araştırmaya katılan kadınların vücut kitle endeksi ile ceninde anormallik riskini hesapladı.
Obez kadınlarda riskin daha fazla olduğu sonucuna varan İngiltere’nin Newcastle Üniversitesi araştırmacıları, “gebelik başında obez kadınlarda ceninin beyin ve omuriliğini oluşturan nöral tüpte oluşum bozukluğu riskinin yaklaşık iki kat, omurgada gelişim bozukluğu riskinin de iki kattan fazla olduğunu belirledi.
Araştırmada, kalp-damar anormallikleri, dudak-damak yarıkları ve bir organın gelişmemesi riskinin de çok daha fazla olduğu kanıtlandı.
Obez gebe kadınlarda, ceninde karın duvarının tam olarak kapanmaması
riskinin ise ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h5>Gebelikte aşırı kilonun ceninde bazı oluşum  bozuklukları riskini artırdığı belirlendi.</h5>
<p><span> Bilim adamaları, 39 araştırmanın verilerine dayanarak, araştırmaya katılan kadınların vücut kitle endeksi ile ceninde anormallik riskini hesapladı.</span></p>
<p>Obez kadınlarda riskin daha fazla olduğu sonucuna varan İngiltere’nin Newcastle Üniversitesi araştırmacıları, “gebelik başında obez kadınlarda ceninin beyin ve omuriliğini oluşturan nöral tüpte oluşum bozukluğu riskinin yaklaşık iki kat, omurgada gelişim bozukluğu riskinin de iki kattan fazla olduğunu belirledi.</p>
<p>Araştırmada, kalp-damar anormallikleri, dudak-damak yarıkları ve bir organın gelişmemesi riskinin de çok daha fazla olduğu kanıtlandı.</p>
<p>Obez gebe kadınlarda, ceninde karın duvarının tam olarak kapanmaması<br />
riskinin ise az olduğu görüldü.</p>
<p>Araştırma, Amerikan Tıp Derneğinin (JAMA) dergisinde yayımlandı.</p>
<p>Kaynak: Ntv Haber</p>
<p>Hazırlayan: Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/kilolu-hamilelik-cenin-icin-risk-tasiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğum sonrası depresyonu</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/dogum-sonrasi-depresyonu.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/dogum-sonrasi-depresyonu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Jan 2010 21:55:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik & Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[doğum sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[Doğum sonrası depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon seviyesi]]></category>
		<category><![CDATA[pCHR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2789</guid>
		<description><![CDATA[Gebelikte bir hormonun seviyesinin, annenin doğum sonrası depresyona girip girmeyeceği konusunda fikir verebileceği ortaya kondu.
ABD’de 100 kadının katılımıyla yapılan bir araştırma, gebeliğin 25. haftasında pCHR hormonunun seviyelerinin, doğum sonrası depresyona giren annelerin dörtte üçünde bu durumun tahmin edilmesine yardımcı olduğunu gösterdi.
Sonuçları Archives of General Psychiatry dergisinde yayımlanan araştırma çerçevesinde, annelerden gebeliklerinin 15, 19, 25, 31. ve 37. haftalarında California’daki iki tıp merkezinde kan örneklerinin alındığı, hamileyken yaptıkları son 4 ziyarette ve doğumdan ortalama 8 hafta sonra depresyon belirtilerinin değerlendirildiği belirtildi.
Araştırmaya katılan annelerden 16’sında doğum sonrası depresyon belirtilerinin gözlendiği, kadınlardan 25 ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h5>Gebelikte bir hormonun seviyesinin, annenin doğum sonrası depresyona girip girmeyeceği konusunda fikir verebileceği ortaya kondu.</h5>
<p><span>ABD’de 100 kadının katılımıyla yapılan bir araştırma, gebeliğin 25. haftasında pCHR hormonunun seviyelerinin, doğum sonrası depresyona giren annelerin dörtte üçünde bu durumun tahmin edilmesine yardımcı olduğunu gösterdi.</span></p>
<p>Sonuçları Archives of General Psychiatry dergisinde yayımlanan araştırma çerçevesinde, annelerden gebeliklerinin 15, 19, 25, 31. ve 37. haftalarında California’daki iki tıp merkezinde kan örneklerinin alındığı, hamileyken yaptıkları son 4 ziyarette ve doğumdan ortalama 8 hafta sonra depresyon belirtilerinin değerlendirildiği belirtildi.</p>
<p>Araştırmaya katılan annelerden 16’sında doğum sonrası depresyon belirtilerinin gözlendiği, kadınlardan 25 haftalık hamileyken alınan kan örneklerindeki pCHR hormonunun seviyelerinin, hamilelik sonrası depresyon konusunda güçlü biçimde fikir verdiğinin görüldüğü kaydedildi.</p>
<p>pCHR hormonunun seviyesi, gebelik sırasında artış gösteriyor, bu da vücudun stresle başa çıkmasına yardımcı olan kortizol üretimini arttırıyor. Doğumdan sonra pCHR hormonunun seviyesi önemli ölçüde düşüyor. Hamileyken pCHR hormonu daha yüksek seviyede bulunan kadınlarda bu düşüşün daha güçlü biçimde açığa çıktığı düşünülüyor.</p>
<p>Araştırmacılar, bunun daha geniş kapsamlı incelemelerle kanıtlanması halinde, doğum sonrası depresyon için rutin testlerin yapılabileceğini söylüyorlar.</p>
<p>Doğum sonrası depresyon genellikle doğumdan 4 ila 6 hafta sonra başlıyor ve annelerin yüzde 10 ila 15’ini etkiliyor. Daha önce yaşanan depresyon, stresli yaşam, sosyal destek almama, kendine az güvenme, hamilelik sırasında endişe veya stresin, doğum sonrası depresyona yol açan risk faktörleri olduğu biliniyor.</p>
<p>Kaynak:Ntv Haber</p>
<p>Hazırlayan:Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/dogum-sonrasi-depresyonu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kimyasallar, doğurganlığı azaltıyor</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/kimyasallar-dogurganligi-azaltiyor.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/kimyasallar-dogurganligi-azaltiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Jan 2010 21:40:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik & Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Doğurganlık]]></category>
		<category><![CDATA[Doğurganlık azalması]]></category>
		<category><![CDATA[Gıda paketleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kimyasal]]></category>
		<category><![CDATA[PFC]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2786</guid>
		<description><![CDATA[Genellikle gıda paketleri, mefruşat ve halılarda  bulunan kimyasalların, doğurganlığı azaltabileceği bildirildi.
Sonuçları Human Reproduction dergisinde yayımlanan araştırma çerçevesinde, 1240 kadının kanlarında perflorokarbonların (PFCler) oranları ölçüldü ve kanında yüksek seviyede bu kimyasallardan bulunanların daha zor hamile kaldığı gözlendi.
Los Angeles’da California Üniversitesi’nde görevli bilim adamlarının yaptığı araştırmada, kadınlardan doğumdan önce ilk görüşmede alınan kan örneklerinin incelendiği, kadınlara hamilelik planlayıp planlamadıklarının sorulduğu ve hamile kalmalarının ne kadar süre aldığının izlendiği belirtildi.
Kadınların kanlarındaki PFClerin oranının, mililitrede 6.4 nanogramla 106.4 nanogram arasında değiştiği saptanırken, kadınlar bu oranlara göre 4 gruba ayrıldı. Araştırma, kanlarında düşük seviyede ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h5>Genellikle gıda paketleri, mefruşat ve halılarda  bulunan kimyasalların, doğurganlığı azaltabileceği bildirildi.</h5>
<p><span>Sonuçları Human Reproduction dergisinde yayımlanan araştırma çerçevesinde, 1240 kadının kanlarında perflorokarbonların (PFCler) oranları ölçüldü ve kanında yüksek seviyede bu kimyasallardan bulunanların daha zor hamile kaldığı gözlendi.</span></p>
<p>Los Angeles’da California Üniversitesi’nde görevli bilim adamlarının yaptığı araştırmada, kadınlardan doğumdan önce ilk görüşmede alınan kan örneklerinin incelendiği, kadınlara hamilelik planlayıp planlamadıklarının sorulduğu ve hamile kalmalarının ne kadar süre aldığının izlendiği belirtildi.</p>
<p>Kadınların kanlarındaki PFClerin oranının, mililitrede 6.4 nanogramla 106.4 nanogram arasında değiştiği saptanırken, kadınlar bu oranlara göre 4 gruba ayrıldı. Araştırma, kanlarında düşük seviyede PFC bulunan kadınların doğurganlığının, kanlarında yüksek seviyede bu kimyasallardan bulunanlara göre daha yüksek olduğunu gösterdi.</p>
<p>Araştırmacılardan doktor Chunyuan Fei, konuyla ilgili olarak daha önce yapılan araştırmaların, PFClerin bebeğin rahimde büyümesini engelleyebileceğini gösterdiğini hatırlatarak, kanlarında yüksek seviyede PFCler bulunan kadınlarda adet düzensizliklerine daha fazla rastlandığını da kaydetti.</p>
<p>Isıya dayanaklı, su ve yağı emmeme özelliğine sahip PFClerin yüksek seviyelerinin, hayvanlarda organ hasarıyla bağlantısı olduğu ve vücutta uzun süre kalabildiği biliniyor.</p>
<p>Kaynak: Ntv Haber</p>
<p>Hazırlayan:Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/kimyasallar-dogurganligi-azaltiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadınlarda İdrar Kaçırma Sorunu</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/kadinlarda-idrar-kacirma-sorunu.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/kadinlarda-idrar-kacirma-sorunu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Jan 2010 21:20:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[İdrar kaçırma]]></category>
		<category><![CDATA[İdrar kaçırma sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[İdrar sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kadınlarda idrar kaçırma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2778</guid>
		<description><![CDATA[Selçuk Üniversitesinde (SÜ) yapılan bir araştırmada, kadınların yüzde 50.2&#8242;sinde idrar kaçırma sorunu olduğu ortaya çıktı.
Selçuk Üniversitesi Selçuklu Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Haluk Kulaksızoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, idrar kaçırma probleminin erkek ve kadınlarda sanıldığından daha çok rastlanan bir durum olduğunu belirtti.
Buna karşın insanların çekindikleri için veya ayıp olacağı düşüncesiyle tedavi için doktora başvurmadığını ifade eden Kulaksızoğlu, &#8221;İdrar kaçırma problemi kadınlarda daha sık görülen bir rahatsızlık. Kadınlarda aşırı kilolar, hormonal değişiklikler, spor yapılmaması, kas yapısının gevşek olması gibi nedenlerden dolayı idrar torbaları zamanla sarkabiliyor. Bu ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">Selçuk Üniversitesinde (SÜ) yapılan bir araştırmada, kadınların yüzde 50.2&#8242;sinde idrar kaçırma sorunu olduğu ortaya çıktı.<br />
Selçuk Üniversitesi Selçuklu Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Haluk Kulaksızoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, idrar kaçırma probleminin erkek ve kadınlarda sanıldığından daha çok rastlanan bir durum olduğunu belirtti.<br />
Buna karşın insanların çekindikleri için veya ayıp olacağı düşüncesiyle tedavi için doktora başvurmadığını ifade eden Kulaksızoğlu, &#8221;İdrar kaçırma problemi kadınlarda daha sık görülen bir rahatsızlık. Kadınlarda aşırı kilolar, hormonal değişiklikler, spor yapılmaması, kas yapısının gevşek olması gibi nedenlerden dolayı idrar torbaları zamanla sarkabiliyor. Bu durumda kadınlar öksürme, hapşırma, herhangi bir şeyi kaldırma, merdiven çıkma gibi durumlarda dahi idrar kaçırmaya başlıyor&#8221; dedi.<br />
Kulaksızoğlu, kadınlarda idrar kaçırmanın diğer bir nedeninin de &#8221;aşırı aktif mesane&#8221; olarak adlandırılan durum olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:<br />
&#8221;Bazı nedenlerle idrar torbasının duyarlılığı artıyor ve yarım litre idrar dahi birikmeden beyne sinyal gönderilmeye başlanıyor. Tuvalet ihtiyacı hissediliyor. İlerleyen dönemlerde idrar torbası kontrolden çıkıyor ve kendi kendine kasılarak idrar kaçırmaya sebebiyet veriyor. Biz de idrar kaçırma sıklıklarının belirlenmesi, hastalıkla ilgili bilinç düzeyi, kadınların hayatlarını nasıl etkilediği gibi soruların cevabını araştırmak için 424 kadın üzerinde bir anket çalışması yaptık. Ankete katılan 16-60 yaş arasındaki kadınlara bu sorunla ilgili 10 soru yönelttik.&#8221; </span></p>
<p><span style="font-size: small;">-İDRAR KAÇIRMA YÜZDE 50.2 -</span></p>
<p>Yaptıkları çalışma sonunda ankete katılan kadınların yüzde 50.2&#8242;sinde idrar kaçırma sorununun olduğunu tespit ettiklerini dile getiren Kulaksızoğlu, ankete katılan kadınların büyük bölümünün kilolu olduğunu, bunun idrar kaçırmada önemli etken olabileceğini bildirdi.<br />
Kulaksızoğlu, araştırmada küçük yaşlardaki kadınlarda bu sorunun daha az olduğunu belirlediklerini vurgulayarak, 45-50 yaş arasındaki kadınlarda idrar kaçırma sorunu görülme sıklığının yüzde 87&#8242;leri bulduğunu bildirdi.</p>
<p>-YAŞAM KALİTELERİNİ OLUMSUZ YÖNDE ETKİLİYOR-</p>
<p>Kadınlara yönelttikleri sorularla, idrar kaçırma probleminin kadınların yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilediğini tespit ettiklerini anlatan Kulaksızoğlu, şöyle devam etti:<br />
&#8221;Bu problemi olan kadınların yaklaşık yüzde 70&#8242;i, sorunun yaşam kalitelerini çok ciddi şekilde olumsuz yönde etkilediğini belirtti. Bunların yüzde 74&#8242;ü de hastalıkla ilgili bir doktordan yardım almak istediğini belirtti. Buna karşın idrar kaçırma sorunu olan kadınların, bunun bir rahatsızlık olmadığı inancı veya ayıp olacağı düşüncesiyle doktora başvurmaktan çekindikleri ortaya çıktı. Kadınların sadece yüzde 5&#8242;i bu rahatsızlıklarıyla ilgili doktora başvurmuş. Bunların da sadece yüzde 2&#8242;si tedavi olmuş. Burada kadınların bu rahatsızlıklarını utanma ve ayıp olacağı gibi düşüncelerle anlatamadıklarını, doktora gidemediklerini görüyoruz. Birçoğu, bu sorununu eşine dahi söylemiyor.&#8221;<br />
İdrar kaçırma rahatsızlığının önlenebilmesi için egzersiz yapma, aşırı kilolardan kurtulmanın büyük önem taşıdığını anımsatan Kulaksızoğlu, bu çerçevede anket çalışmasına katılan bu kadınların bir kısmına egzersiz, genel kas sistemini kuvvetlendirilmesi ve kilo vermeye yönelik, bir kısmına da idrar torbasını taşıyan kasların kuvvetlendirmesine yönelik programlar hazırladıklarını bildirdi.<br />
Bu sorunun 20 dakikada gerçekleştirilecek küçük bir cerrahi operasyonla giderilebileceğini ve hastanın 1 günde taburcu edilebileceğini ifade eden Kulaksızoğlu, &#8216;aşırı aktif mesane&#8217; rahatsızlığı olan hastalar için de ilaç tedavisi uygulanarak rahatsızlığın giderilebildiğini bildirdi. (AA)</p>
<p><span style="font-size: small;"> Hazırlayan: Nisan<br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/kadinlarda-idrar-kacirma-sorunu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşılama Yöntemi (İnsemninasyon)</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/asilama-yontemi-insemninasyon.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/asilama-yontemi-insemninasyon.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Jan 2010 19:57:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Gebelik & Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Aşılama]]></category>
		<category><![CDATA[Aşılama Yöntemi]]></category>
		<category><![CDATA[İnsemninasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kısırlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yıkanmış sperm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2758</guid>
		<description><![CDATA[Yıkanmış spermlerin, cinsel ilişki olmaksızın, bir enjektör aracılığı ile direk rahim içine verilmesidir.
Sperm normal meni içinde bulunan diğer hücre ve maddelerden uzaklaştırılır ve sıvı bir çözelti haline getirilir. Daha sonra bu sıvı, normal adet döneminde gelişen veya ilaçlarla uyarılarak elde edilmiş yumurtaların tespit edildiği zaman rahime verilir. Böylece doğal bir döllenme olmasına yardım edilmiş olur.
Kısırlığın erkeğe ait nedenlere bağlı olduğu durumlarda (ereksiyon zorluğu,sperm sayısı azlığı, postkoital test ve mukus penetrasyon testleri ile gösterilmiş servikal -rahim ağzı- mukus bozuklukları) ve sebebi bilinmiyen kısırlık tedavilerinde kullanılmaktadır. Bu işlem için bir zamanlar hazırlanmamış, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yıkanmış spermlerin, cinsel ilişki olmaksızın, bir enjektör aracılığı ile direk rahim içine verilmesidir.</p>
<p>Sperm normal meni içinde bulunan diğer hücre ve maddelerden uzaklaştırılır ve sıvı bir çözelti haline getirilir. Daha sonra bu sıvı, normal adet döneminde gelişen veya ilaçlarla uyarılarak elde edilmiş yumurtaların tespit edildiği zaman rahime verilir. Böylece doğal bir döllenme olmasına yardım edilmiş olur.</p>
<p>Kısırlığın erkeğe ait nedenlere bağlı olduğu durumlarda (ereksiyon zorluğu,sperm sayısı azlığı, postkoital test ve mukus penetrasyon testleri ile gösterilmiş servikal -rahim ağzı- mukus bozuklukları) ve sebebi bilinmiyen kısırlık tedavilerinde kullanılmaktadır. Bu işlem için bir zamanlar hazırlanmamış, taze meni kullanılmış olmasına rağmen (halen yeterli donanımın olmadığı yerlerde kullanılmaktadır) yıkanmış sperm kullanımı daha az allerjik reaksiyon yapma ve daha yüksek gebelik oranları nedeniyle tercih edilmektedir.</p>
<p>IUI, meni sıvısındaki prostaglandin denilen maddelerin rahim kasılmalarına neden olması ve meniden mikrobik hastalıkların bulaşma olasılığı göz önünde tutularak olabildiğince  saf ve hareketli spermler kullanılarak yapılmalıdır. IUI &#8216;daki başarı sperm sayı, yapı ve hızlarıyla yakından ilişkilidir. Yapısal olarak değerlendirme spermler boyandıktan sonra yapılmalıdır ve IUI kararı verilirken spermiogram tahlilinin özellikle bu yöntemle yapılıp yapılmadığına dikkat edilmelidir.</p>
<p>IUI için kullanılacak spermin hazırlanmasında, yıkama veya swim-up teknikleri kullanılarak, başarı oranının artırılması ve olası komplikasyonların azaltılmasına çalışılır. Orta derece ve siddetli erkek infertilitesi varlığında pahalı ve can yakan yardımcı üreme tekniklerinden önce ovulasyon takibi ve uygun zamanda aşılama kıymetli bir başlangıç tedavisi olarak denenmelidir.</p>
<p>Değişik sperm sayı ve kalite ölçütleri kullanılsa da genellikle 1.000.000 dan fazla hareketli spermi olanlarda bu tedavi denenebilir. Yumurtlamanın haplarla (klomifen sitrat) sağlandığı sikluslarında % 7, iğnelerle (gonadoropin) sağlandığı sikluslarında % 11 gebelik oranları bildirilmektedir. İlk 3 ay tekrarlayan uygulamalar sonunda gebelik oranının %40&#8242;ları bulduğunu bildiren yayınlar mevcuttur.</p>
<p><strong>IUI için erkeğe ait gerekçeler:</strong></p>
<ul>
<li> Sperm sayı azlığı</li>
<li> Sperm şekil ve yapı bozuklugu</li>
<li> Anti-sperm antikorları varlığı (erkekte kendi spermini öldüren maddelerin olması)</li>
<li> Erken boşalma, retrograd (meninin geriye doğru ,mesaneye kaçması) ejekülasyon</li>
<li> Aşırı şişmanlık</li>
<li> Erkekte bazı organik (penis yapı ve ereksiyon bozuklukları)</li>
<li> Sebebi bilinmiyen kısırlık</li>
</ul>
<p><strong>IUI için kadına ait gerekçeler:</strong></p>
<ul>
<li> Vaginanın çeşitli nedenlerle aşırı dar olması veya cinsel ilişkiye uygun olmaması</li>
<li> Fonksiyonel ve psikolojik nedenler ( vaginismus , disparoni- ağrılı ilişki- )</li>
<li> Antisperm antikorları (kadında eşinin spermlerini öldüren maddelerin bulunması)</li>
<li> Sebebi bilinmiyen kısırlık</li>
</ul>
<p><strong>IUI&#8217;nin yapılmaması gereken durumlar:</strong></p>
<ul>
<li> Erkekte hiç sperm bulunmaması durumunda ya da sayının 300.000 /mm3 den az olması veya normal yapıdaki spermlerin oranının%4’ün altında olmaması</li>
<li> Bilinen kanıtlanmış kalıtımsal hastalıklar</li>
<li> Spermatozoidlerde yapısal bozukluklar olması</li>
<li> Meni yollarına ait iltihabi hastalıkların varlığı</li>
<li> Artan genetik hastalık riski nedeniyle 50 yaşın üzerindeki erkeklerde uygulanmaması önerilmektedir.</li>
</ul>
<p><strong>IUI için spermin hazırlanması ve enjeksiyon tekniği;</strong><br />
Erkekten cinsel ilişki sırasında çıkan tüm sıvıya semen ismi verilmekte olup içinde sperm yollarından katılmış salgılar, spermler, beyaz kan hücreleri, dışarıdan bulaşmış bakteriler ve hücresel artıklardan oluşmaktadır. Biyolojik ortamda bu sıvı içindeki spermler rahim ağzından bir süzme işlemi ile ayrılır ve kadının rahim içerisine girip tüplerine ulaşır. İşte sperm hazırlama tekniği doğal olarak yapılan bu işlemi vücut dışında taklit etmekten ibarettir. Sperm vücut sıvılarından ve bulaşmış bakterilerden ayrılır, hızlı ve kaliteli spermler bazı fiziksel yöntemlerle seçilirek bir enjektör içerisine çekilir.</p>
<p>Bu spermler aşırı sıcak ve soğuğa maruz kalmadan mümkün olduğu kadar kısa bir süre içinde yumurtlama takibi ile yumurtladığı tespit edilen veya yumurtlaması beklenen kadının rahmi içerisine bir katater aracılığı ile rahim ağzından verilir. Bu işlem sırasında kadın jinekolojik masada normal muayene pozisyonunda yatar, lokal veya genel anesteziye genellikle gerek yoktur. Rahim ağzının yapısı ve rahmin derinliği kateter seçiminde önemlidir. Inseminasyon yada İVF karar verme aşamasında hastaya gerçek uygulamayı yapmadan evvel muayene esnasında kateter uygulaması yapılarak kateterin geçişi ve rahmin pozisyonu açısından hastanın dosyasına bir not almakta fayda vardır.</p>
<p>Aşılama işlemi sırasında kadının idrar torbasın doldurularak rahmi arkaya itmesi sağlanmalı ve kateterin rahmin içini kanatması, tahriş etmesi işlemi dikkatli ve zorlamadan yaparak önlenmelidir. IUI yapıldıktan sonra kadının 10-20 dakika yatması önerilse de , spermler zaten rahim içerisine verildiğinden IUI’dan sonra sırtüstü yatmanın gebelik şansını artırmadığı bildirilmektedir.</p>
<p>Sperm hazırlanması 2 saat kadar , IUI (aşılama ) yapılması ise birkaç dakika süren ağrısız bir işlem olup işlemden sonra hastanın 20-30 dakika kadar istirahat yapması sağlanmalıdır.</p>
<p><strong>Üremeye Yardımcı Tekniklerin Uygulanması İçin Koşullar:</strong><br />
Ülkemizde,bir çok ülkede olduğu gibi yardımcı üreme merkezi açabilmek için Sağlık Bakanlığından ruhsat almak zorundadır. Tedavi edilecek hastalarda da</p>
<ul>
<li> Kadının yaşının 40 ın altında (çok özel şartlarda 45 ) olması</li>
<li> AIDS testinin ve Hepatit testlerinin negatif olması</li>
<li> Kısırlık probleminin diğer metodlarla çözümlenememiş olması şartı aranır.</li>
</ul>
<p>Bu şartlar ruhsat almanın dışında tıbbi ve etik açıdan doğru bir yöntemdir. Eğer hasta diğer metodlarla tedavi olanağı bulamıyacağı kesin ya da yapılan uygulamalara veya tedavilere rağmen gebelik meydana gelmediyse ve gebeliği önleyecek herhangi bir hastalık söz konusu değilse uygulanmalıdır. İşlemin yapıldığı sırada çiftte bebeğe geçecek bulaşıcı veya kalıtsal bir hastalık olmaması gerekmektedir.</p>
<p>Hazırlayan:Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/asilama-yontemi-insemninasyon.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mikroenjeksiyon (ICSI)</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/mikroenjeksiyon-icsi.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/mikroenjeksiyon-icsi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Jan 2010 19:32:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik & Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ICSI]]></category>
		<category><![CDATA[IVF]]></category>
		<category><![CDATA[kısırlık]]></category>
		<category><![CDATA[Mikroenjeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Sperm azlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sperm bozukluğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2752</guid>
		<description><![CDATA[Bu yönteme (ingilizce  Intra-Cytoplasmic Sperm Injection olan adının kısaltması olan) ICSI de denilmektedir.
Mikroenjeksiyon IVF tedavisinden daha ileri bir aşama olup özellikle ciddi sperm bozukluğu ve sperm azlığı veya yokluğundaki çiftlerin çocuk sahibi olmasına olanak sağlayan bu yöntemde uyarma tedavisiyle elde edilen yumurta hücrelerinin içine ince bir pipet yardımıyla sperm, doğrudan yumurta zarının içerisine sokulur.
lk kez 1992 yılında uygulanmaya başlanan ICSI

 Konvansiyonel IVF uygulamalarında fertilizasyon başarısızlığı
Sperm parametrelerinin ileri derecede düşük olduğu durumlar
 Cerrahi yöntemlerle az miktarda spermim elde edildiği fertilizasyon şansının düşük olduğu durumlarda
 Antisperm antikorlarının varlığı
 İleri anne yaşı nedeniyle ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yönteme (ingilizce  Intra-Cytoplasmic Sperm Injection olan adının kısaltması olan) ICSI de denilmektedir.</p>
<p>Mikroenjeksiyon IVF tedavisinden daha ileri bir aşama olup özellikle ciddi sperm bozukluğu ve sperm azlığı veya yokluğundaki çiftlerin çocuk sahibi olmasına olanak sağlayan bu yöntemde uyarma tedavisiyle elde edilen yumurta hücrelerinin içine ince bir pipet yardımıyla sperm, doğrudan yumurta zarının içerisine sokulur.</p>
<p>lk kez 1992 yılında uygulanmaya başlanan ICSI</p>
<ul>
<li> Konvansiyonel IVF uygulamalarında fertilizasyon başarısızlığı</li>
<li>Sperm parametrelerinin ileri derecede düşük olduğu durumlar</li>
<li> Cerrahi yöntemlerle az miktarda spermim elde edildiği fertilizasyon şansının düşük olduğu durumlarda</li>
<li> Antisperm antikorlarının varlığı</li>
<li> İleri anne yaşı nedeniyle az sayıda yumurta hücresinin elde edildiği durumlarında bugün için kullanılan esas yöntem haline gelmiştir.</li>
</ul>
<p>Şimdilerde pek çok merkez tüp bebek uygulaması yapılacak tüm hastalara nerdeyse ICSI uygulaması yapmaktadır.</p>
<p><strong>Assisted Hatching(AHA )</strong><br />
Yumurta hücresinin etrafında zona pellucida isminde bulunan zar embriyoların bütünlüğünü korumaya devam eder.3. günün sonunda blastokist döneminde kendiliğinden çatlamakta ve blastokist serbest kalarak endometrium dokusu ile direkt temasa geçer ve tutunma işlemi gerçekleşir.Bu çatlama olayına hatching denmektedir.Bazı durumlarda tutunma olayının gerçekleşmesine yol açan hatching olayının zorlaştığı ve gerçekleşmediği düşünülmekte ve bunu bizzat İVF ekibinin gerçekleştirme olayına ise asisste hatching denmektedir.</p>
<p>Genel olarak</p>
<ul>
<li> 37 yaşın üzerindeki hastalarda,</li>
<li> implantasyon başarısızlığı gelişmiş olan çiftlerde</li>
<li> Bazal FSH değeri yüksek olanlarda</li>
<li> Zona Pellucida normalden kalınsa &gt;17mikrom.</li>
</ul>
<p>olan çiftlerde implantasyon şansını artırmak için AHA işleminin uygulanması önerilir.<br />
3.günde yapılan embriyo değerlendirmesi sırasında AHA işlemi 3 yöntem kullanılarak yapılır.</p>
<p>Bunlar:</p>
<ul>
<li> Laser teknolojisi</li>
<li> Asit Tyrode</li>
<li> Mekanik</li>
</ul>
<p><strong>Donör Sperm:</strong><br />
Eğer erkekte hiç sperm yoksa hem aşılama hem de tüp bebek (IVF) için başka erkekten veya sperm bankasından (donör spermi) sperm alınarak işlemler yapılabilir. Türkiye&#8217;de halen sperm bankası yoktur ve donör spermi kullanılarak IUI veya IVF yapılması yasal değildir.</p>
<p><strong>Donör Yumurta:</strong><br />
Bir başka kadından alınan yumurta hücresi erkeğin spermleri ile laboratuar ortamında döllenir ve kadının rahmine enjekte edilir. Bu yöntem, diğer yollarla yumurtlaması veya yumurtalığı olmayan, menapoza girmiş kadınlarda kullanılmaktadır. Halen ülkemizde yasal değildir , uygulanmamaktadır.</p>
<p><strong>Gamet İntrafallopian Transfer (GIFT ):</strong><br />
Yumurtlama ilaçları ile elde edilen yumurta hücreleri spermlerle birlikte tüplere verilir. Basarı şansı % 27 kadardır. Çoğul gebelikler elde edilebilir.</p>
<p><strong>Zygot İntrafallopian Transfer (ZIFT):</strong><br />
Fertilize edilmiş yumurta hücreleri rahim içine değil tüp içine verilir.</p>
<p><strong>Frozen Embryo Transfer (FET):</strong><br />
IVF sırasında döllenmiş yumurtalar dondurulur ve depolanır,gelecekte kullanılmak üzere saklanır.Uygun zamanda embriyo ortamda çözülür ve rahim içine verilir. Başarı şansı her dondurulan embryo için % 15 kadardır.</p>
<p><strong>Kiralık Anne:</strong><br />
Yukarıda bahsedilen yöntemlerde başarısızlık olduğunda kiralık anne akla gelebilir.Kiralık anne olarak tespit edilen kadın ile yumurtası alınacak kadın aynı adet düzenine getirilerek uygun günde yumurta toplanıp eşinin spermleri ile döllendikten sonra kiralık anne rahmine ekilir.Ülkemizde bu uygulama da  yasaktır.</p>
<p>Hazırlayan: Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/mikroenjeksiyon-icsi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hamilelikte Alkol ve Sigara</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/hamilelikte-alkol-ve-sigara.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/hamilelikte-alkol-ve-sigara.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 21:39:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik & Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Gebelikte Alkol]]></category>
		<category><![CDATA[Gebelikte dikkat edilmesi gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Gebelikte madde kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[Gebelikte sigara]]></category>
		<category><![CDATA[Hamilelikte alkol]]></category>
		<category><![CDATA[Hamilelikte sigara]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2746</guid>
		<description><![CDATA[Gebelikten önce gebelik sırasında ve sonrasında sigara içmeniz sadece sizin sağlığınız değil aynı zamanda bebeğinizin sağlığını da tehlikeye atmaktadır. Her nefeste size ve bebeğe zararlı olan nikotin, katran ve karbonmonoksit gibi zararlı maddelere maruz kalmaktasınız. Karbonmonoksit anne kanında taşınarak bebeğe ulaşır ve fetusa ulaşan oksijen miktarını azaltır.
Nikotin çocuk eşini(plesenta) geçerek kan damarlarının kasılmasına ve bebeğe daha az oksijen ve besin gitmesine neden olur.Bebek doğduktan sonra siz veya eşiniz bebeğin bulunduğu ortamda sigara içerseniz bebeğiniz sigaranın zararlı etkilerine maruz kalacaktır.
Sigara içilmesi normal bir gebeliğin yaşanmasını zorlaştırır. Eğer sigara içerseniz gebelikte vaginal ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gebelikten önce gebelik sırasında ve sonrasında sigara içmeniz sadece sizin sağlığınız değil aynı zamanda bebeğinizin sağlığını da tehlikeye atmaktadır. Her nefeste size ve bebeğe zararlı olan nikotin, katran ve karbonmonoksit gibi zararlı maddelere maruz kalmaktasınız. Karbonmonoksit anne kanında taşınarak bebeğe ulaşır ve fetusa ulaşan oksijen miktarını azaltır.</p>
<p>Nikotin çocuk eşini(plesenta) geçerek kan damarlarının kasılmasına ve bebeğe daha az oksijen ve besin gitmesine neden olur.Bebek doğduktan sonra siz veya eşiniz bebeğin bulunduğu ortamda sigara içerseniz bebeğiniz sigaranın zararlı etkilerine maruz kalacaktır.</p>
<p>Sigara içilmesi normal bir gebeliğin yaşanmasını zorlaştırır. Eğer sigara içerseniz gebelikte vaginal kanamayı daha sık yaşayabilirsiniz. Aynı zamanda dış gebelik,düşük,ölü doğum ve erken doğum riskleri artacaktır. Çocuk eşinin rahime tutunduğu yerde sorunlar yaşanabilir.Düşük doğum ağırlıklı bir bebek sahibi olma olasılığı artar.Düşük doğum ağırlıklı bebeklerin erken doğma şansları daha yüksektir.</p>
<p>Ani bebek ölümü sendromu sigara içen annelerin bebeklerinde 2 kat daha fazladır.Sigarayı ne kadar erken bırakırsanız bebeğiniz için o kadar daha iyi olur.Eğer bırakamıyorsanız mümkün olduğunca az içmelisiniz.Masum bir canlının hayati sorumluluğunu taşıdığınızı asla unutmayın.</p>
<p><em><strong>Siz sigara içmezseniz de başkalarının sigara dumanı siz ve bebeğinize zarar verebilir.Bu yüzden bebeğinizin sağlığı,için pasif içiciliğin daha zararlı olduğunun saptandığı bu günlerde sigara içen insan ve ortamlardan uzak durunuz.</strong></em></p>
<p><strong>Gebelikte Alkol</strong><br />
Alkol kullanılması ile alkolün kötü kullanımı arasında fark vardır. Bazı insanlar arada bir-iki kadeh içerler;bu alkol kullanımıdır. Bazıları ise hergün ve alem yaparak içmektedirler;bu alkolün kötü kullanımıdır.Alkol kullanımını alkolün kötü kullanımdan ayıracak alkol miktarı açıklık kazanmamıştır.</p>
<p>Alkol kalp atışları ve solunum gibi vücut fonksiyonlarını yavaşlatmaktadır. Gebe bir kadın alkol aldığında alkol kan yolu ile bebeğe ulaşmaktadır.Bebeğe ulaşan alkol anne kanındaki alkol seviyesi ile aynıdır. Gebe kadın gebeliği sırasında aşırı alkol alırsa, almayana göre düşük yapma olasılığı artar.Gebelikte ne kadar çok alkol alınırsa risk o kadar artar.Risk gebeliğin erken döneminde en fazladır. Gebeliğinde alkol alan annelerin bebeklerinde fetüs alkol sendromu denilen fizik,zeka ve davranış bozukluklarını içeren birtakım hastalıklar görülmüştür. Bu sendrom bebeklerde gözlenen zeka geriliğinin en önemli nedenlerindendir. Fetüs alkol sendromlu (FAS) bebekler ,normal bebeklere göre daha kısa boylu ve kiloları daha düşük olmaktadır.Özel bakım sağlansa bile iyi gelişememektedirler. Kafaları küçük olup,yüz,kafa eklemleri,kol ve bacaklarda anormallikler gözlenir. Kalp bozuklukları ve hareketlerin kontrol edilememesi de görülmektedir. Çoğu geri zekalı olup hiperaktivite,aşırı sinirlilik ve dikkat zayıflığı gibi birçok davranış bozuklukları gözlenmektedir.</p>
<p>Bazı bebeklerde birden çok bozukluk bulunur.Beraberinde sigara,başka ilaçlarının kullanımı,kötü beslenme ve stres gibi faktörler FAS oluşumunda önemli rol oynamaktadır.Muhtemelen alkol bütün vakalarda ortak maddedir.Diğer faktörler tek başına bu sendroma neden olmazlar.Ne kadar alkolün fetusü riske soktuğunu bilmek zordur.Her fetus farklı düzeyde etkilenmektedir.</p>
<p>Eğer bir kerede yüksek dozda alkol almıyorsanız ve kendinizi hafif içici kabul ediyorsanız en iyisi alkolü bırakmanızdır.Alkolü bırakmanız sağlıklı ve normal bir bebeğe sahip olmanız için hayat tarzınızda yapacağınız olumlu değişikliklerden birisidir.Ama yine de çok keyifli akşamlarda(sık olmamak koşulu ile) 1-2 bardak şarap içmenizde büyük bir sakınca yoktur.</p>
<p><em><strong> Hazırlayan:Nisan<br />
</strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/hamilelikte-alkol-ve-sigara.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Menapoz Dönemindeki Bayanlara Cilt Bakım Tavsiyeleri</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/menapoz-donemindeki-bayanlara-cilt-bakim-tavsiyeleri.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/menapoz-donemindeki-bayanlara-cilt-bakim-tavsiyeleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Jan 2010 16:01:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Cilt bakım tavsiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Cilt Bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[Menapoz]]></category>
		<category><![CDATA[Menapoz dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Menapozda cilt bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2727</guid>
		<description><![CDATA[Menopoz dönemindeki kadınlar dikkat! Doktor Gökhan Okan, hayatının ikinci baharını yaşayan kadınlara sağlık tüyoları verdi: Cildi kurutacak ürün kullanmaktan kaçının, vitaminsiz kalmayın.
Medical Park Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Doktor Gökhan Okan; menopoz döneminde daha fazla özen isteyen cilt bakımının nasıl yapılması gerektiği konusunda bilgi verdi. Okan, &#8220;Kadınlara bu özel dönemde; botoks, peeling, dolgu ve lazer gibi neştersiz yöntemlerden destek alabirsiniz&#8221; dedi. 
CİLDİNİZİ KURUTMAYIN!
 Menopoz döneminde cilt bakımına dikkat edin. Bu dönemde cilt daha hassas olacağı için, teni kurutacak krem kullanımından kaçının. Cildi kurutmayan temizleyici ve nemlendirici kullanmaya özen gösterin.
ILIK SUYLA BANYO YAPIN
 ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span>Menopoz dönemindeki kadınlar dikkat! Doktor Gökhan Okan, hayatının ikinci baharını yaşayan kadınlara sağlık tüyoları verdi: Cildi kurutacak ürün kullanmaktan kaçının, vitaminsiz kalmayın.</p>
<p>Medical Park Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Doktor Gökhan Okan; menopoz döneminde daha fazla özen isteyen cilt bakımının nasıl yapılması gerektiği konusunda bilgi verdi. Okan, &#8220;Kadınlara bu özel dönemde; botoks, peeling, dolgu ve lazer gibi neştersiz yöntemlerden destek alabirsiniz&#8221; dedi. </span></p>
<p><span><strong>CİLDİNİZİ KURUTMAYIN!<br />
</strong> Menopoz döneminde cilt bakımına dikkat edin. Bu dönemde cilt daha hassas olacağı için, teni kurutacak krem kullanımından kaçının. Cildi kurutmayan temizleyici ve nemlendirici kullanmaya özen gösterin.</p>
<p><strong>ILIK SUYLA BANYO YAPIN<br />
</strong> Sıcak suyla banyo yapmamaya dikkat edin. Banyonuzu kısa tutun ve ılık suyla olmasına özen gösterin. Banyo suyuna katacağınız ve duş sonrası vücudunuza uygulayacağınız banyo yağları da cildiniz için fayda sağlar.</p>
<p><strong>GÜNEŞ KORUYUCU SÜRÜN<br />
</strong> Güneş koruyucu kullanımına menopoz döneminde çok önem verin. Güneş koruyucular; hem ciltteki renk değişikliklerinin önlenmesi, hem de yaşlanmanın engellenmesi açısından faydalıdır. Cilt yapısına ve tipine uygun olan koruyucular sık aralıklarla sürülmeli, dışarı çıkmadan 20 dakika önce uygulanmalıdır. Yüzme ve efor sonrası tekrarlanmalıdır. Son zamanlarda güneş koruyuculara serbest radikalleri yakalama özelliği olan vitamin E ve beta karoten gibi antioksidanlar da eklendi. </span></p>
<p><span><strong>VİTAMİNLERLE GENÇLEŞİN<br />
</strong> Soyalı ürünler içerisinde bulunan isoflavin maddesi nedeniyle menopoza bağlı şikayetlerin gerilemesinde faydalı oluyor. A vitamini derimizin kolajen salgılamasına ve cilt lekelerimizin açılmasına katkı sağlıyor. Vitamin C ve E cildimize zarar veren maddeleri uzaklaştırıyor.</p>
<p><strong>PEELİNG YAPTIRIN<br />
</strong> Menopoz sonrası cildi gençleştirmek için sadece beslenme tarzına, kozmetik ürün kullanımına ve güneşten kaçınmaya özen göstermek yeterli olmaz. Botoks, dolgu maddesi enjeksiyonları, peeling ve lazer uygulamaları ileri durumlarda başvurulan yöntemlerdir. Bu yöntemler daha uzun süreli yanıt elde edilmesini sağlar.</p>
<p>Harici ve bitkisel kökenli östrojen içeren kremlerin menopoz döneminde ayrı bir yeri var. Bu ürünler derinin elastikiyetinde ve nemlendirici özelliğinde artışa neden oluyor. Hormon tedavisi alamayan kadınlara östrojen içeren kremler önerilebilir.</p>
<p><strong>ÇANTANIZDA BUNLAR MUTLAKA OLSUN!</strong><br />
• Normal ve kuru ciltler için gliserinli, yağlı ciltler için ise kepekli sabun veya temizleyici kullanın!<br />
• Cildi temizledikten sonra kesinlikle alkol, aseton, salisilik asit gibi cildi kurutan katkı maddeleri içeren bir krem kullanmayın. Sıkılaştırıcı tonik sürün.<br />
• Yağlı ciltlere uygun yağsız krem tercih edin.<br />
• Cilt yapısına uygun nemlendirici kremler (kuru ciltler için yağlı, yağlı ciltler için ise az yağlı ve su bazlı) kullanmaya önem verin.<br />
• Yaz-kış dışarı çıkmadan sürülmek üzere yüksek faktörlü güneş koruyucu satın alın.<br />
• Uyumadan uygulamak için bir gece kremi kullanın.<br />
• Banyo suyuna katmak üzere parfümsüz banyo yağları bulundurun.<br />
• Cildin nem dengesinin koruması için PH&#8217;ı 5.5 olan şampuan ve vücut yıkama ürünleri kullanın. </span></p>
<p><span> Hazırlayan: Nisan<br />
</span></p>
<p><span><br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/menapoz-donemindeki-bayanlara-cilt-bakim-tavsiyeleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kalpteki Mekanik Sesler Yüzünden Eşler Yataklarını Ayırıyor!</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/kalpteki-mekanik-sesler-yuzunden-esler-yataklarini-ayiriyor.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/kalpteki-mekanik-sesler-yuzunden-esler-yataklarini-ayiriyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Jan 2010 21:38:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>I3etul</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kalp hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kalp kapakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[sex]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2648</guid>
		<description><![CDATA[Mekanik kalp kapağı takılı olanlar, eşleriyle yatakları ayırabiliyor. Bu duruma yol açan neden, kanın kapaklardan geçme sırasında oluşan ses. International Hospital Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Op. Dr. Remzi Tosun, mekanik kalp kapaklarında ses sorununun hala giderilemediğini belirterek, “Eşler bu yüzden yataklarını bile ayırmak zorunda kalabiliyor. Çünkü uyurken kan geçişini sağlayan bu kapaklar, bazen uykudan uyandıracak şekilde sesler çıkarıyor.” dedi.
Kalp kapaklarında ortaya çıkan bazı durumlarda tek çözüm, kalp kapaklarını değiştirmek olabiliyor. Günümüzde kalp kapakları, mekanik ve biyolojik (canlıdan elde edilen) olabiliyor. Biyolojik kalp kapakları sığırların kalp zarından, domuzdan elde ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mekanik kalp kapağı takılı olanlar, eşleriyle yatakları ayırabiliyor. Bu duruma yol açan neden, kanın kapaklardan geçme sırasında oluşan ses. <strong>International Hospital Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Op. Dr. Remzi Tosun</strong>, mekanik kalp kapaklarında ses sorununun hala giderilemediğini belirterek, “Eşler bu yüzden yataklarını bile ayırmak zorunda kalabiliyor. Çünkü uyurken kan geçişini sağlayan bu kapaklar, bazen uykudan uyandıracak şekilde sesler çıkarıyor.” dedi.</p>
<p>Kalp kapaklarında ortaya çıkan bazı durumlarda tek çözüm, kalp kapaklarını değiştirmek olabiliyor. Günümüzde kalp kapakları, mekanik ve biyolojik (canlıdan elde edilen) olabiliyor. Biyolojik kalp kapakları sığırların kalp zarından, domuzdan elde edilebildiği gibi (heterogreft), insan kadavrasından (homogreft) özel yöntemlerle de hazırlanabiliyor. Mekanik kalp kapakları ise daha uzun ömürlü olsalar bile özellikle çıkardığı sesler, dışarıdan duyulabiliyor.</p>
<p>Kalp kapağındaki sorunların hastada nefes darlığı, çarpıntı ve kalp yetmezliği bulguları ile ortaya çıktığına değinen <strong>Op. Dr. Remzi Tosun </strong>kalp kapakları hakkında merak edilen soruları yanıtladı: </p>
<p><strong>Kapakların görevleri nelerdir?</strong></p>
<p>Kalp kapaklarının görevi, kendisinden sonra gelen odacığa kanı aktarmak, bir sonraki odacığın kasılmasıyla vücuda ve akciğerlere pompalanacak kanın geri kaçışını engellemektir.</p>
<p><strong>Kaç çeşit kapak hastalığı var?</strong></p>
<p>Kapak hastalıkları doğuştan ve edinsel olmak üzere ikiye ayrılıyor. Edinsel kalp kapak hastalıklarının en önde gelen nedeni olan “Ateşli Eklem Romatizması” Türkiye&#8217;de sık görülüyor. Ateşli Eklem Romatizması streptokok (A grubu Beta Hemolitik streptokok) adı verilen mikroorganizmalar tarafından oluşur. İyi tedavi edilmediğinde romatizmadan sonra 5-15 yıl içinde kapak yapısı bozularak kalınlaşıyor, kireçleniyor. Bunun sonucu olarak kapakta daralma veya yetersizlik oluşuyor.</p>
<p><strong>Kalpte kaç kapak vardır? </strong></p>
<p>Sol kulakçık ile sol karıncık arası “mitral kapak”, sol karıncık ile aort ana atar damarı arasında “aort kapağı”, sağ kulakçık ile sağ karıncık arası “trikuspid kapak”, sağ karıncık ile akciğer atar damarı arasında pulmoner kapak yer alıyor. Görülme sıklığına göre kalp kapak hastalığı sırası ile mitral kapak, aort kapak, trikuspid ve en az sıklıkla da pulmoner kapakta oluşuyor.</p>
<p>Yaşlanmayla birlikte,<strong> </strong>kalp kapakları da deformasyon veya dejenerasyona uğrayabiliyor. Romatizmal kalp kapak hastalığının aksine, çoğunlukla yetmezlik oluşuyor.</p>
<p><strong>Doğuştan </strong>bazı kapaklar üç yaprakçıklı olmak yerine iki yaprakçıklı olabiliyor. Kan basıncının kapağa etkisi ile kapak yapısı daha kısa sürede bozulabiliyor. Bu kişiler nadiren erişkin yaşa kadar ya da yaşlılık dönemine erişebiliyor. 30-40’lı yaşlarda kapaklarda darlık ve yetersizlik bulguları ortaya çıkıyor. Bazı doğumsal iskelet ve bağ dokusu yapısı bozukluğu olan hastalarda da (Marfan Senromu, Homosisteinemi&#8230; gibi)  kalp kapağı erken yaş döneminde bozulabiliyor.</p>
<p><strong>Hastalarda ne gibi şikayetler görülüyor?</strong></p>
<p>Erken dönemde egzersizle meydana gelen nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma, halsizlik, göğüs ağrısı veya bayılma şikayeti görülebiliyor. İleri safhada ise bu şikayetler istirahatta da ortaya çıkıyor.   </p>
<p><strong>Hangi incelemeler yapılıyor?</strong></p>
<p>Hastanın kardiyolojik muayenesi sonrası yapılan, EKG, Telekardiografi, Ekokardiyografi ile kesin tanı konulabiliyor. Kapağın darlık derecesi, yetersizlik varsa kaçak miktarı, EKO skoru da tanı sırasında ortaya çıkarılıyor. Cerrahi planlanan ve 40 yaş üzerindeki hastalara, koroner arterlerin görüntülenmesi ve kalp boşluklarının basınç ölçümleri için ayrıca Koroner Anjiyografi yapılıyor.</p>
<p><strong>Tedavide neler yapılıyor?</strong></p>
<p>Kapak hastalığının erken döneminde medikal tedavi ile hasta takip altına alınıyor. Medikal tedaviye rağmen şikayetleri artarak devam eden hastalarda cerrahi tedavi uygulanıyor. Aort kapağında parsiyel sternotomi (üst göğüs kemiği kesilerek) veya total sternotomi girişimi, mitral kapakta göğüs kemiğinin tam veya kısmi kesilmesi veya meme altından yapılan 8-10 cm’lik estetik kesi ile girişim yapılabiliyor. Bu yöntem özellikle genç kadın hastalarda meme dokusu yara izini örttüğünden estetik bir ameliyat olmakla birlikle göğüs kemiği kesilmediğinden normal yaşam dönüş daha kısa sürede olabiliyor.</p>
<p><strong>Kapak hangi kaynaklardan alınabiliyor? </strong></p>
<p><strong>Kadavradan: </strong>Çeşitli kimyasal işlemlere tabi tutulan kapak dokusu, uygun ölçüde seçilerek hastanın kalbine yerleştiriliyor.</p>
<p><strong>Sığır kalp zarından:</strong> Fabrikasyon olarak üretilen ve biyolojik kapaklar olarak adlandırılan bu kapaklar özel şartlarda yetiştirilen sığırlardan elde edilerek özel koşullarda saklanıyor.  İstenilen ölçülerde ve miktarda üretilebiliyor.</p>
<p><strong>Domuzlardan elde edilen: </strong>Çiftliklerde özel olarak yetiştirilen yetişkin domuzlardan alınarak çeşitli işlemlere tabi tutulan bu kapaklar değişik ölçülerde üretilebiliyor ve kullanılana kadar özel koşullarda saklanabiliyor. </p>
<p><strong>Hangi kapağın ömrü daha uzundur? </strong></p>
<p>En uzun dayanan kapak tipi, mekanik kapaktır. Atomize karbondan imal edilir. Alerji yapmıyor, etrafında dokuya tutturmak için örgüden yapılan bir kısım bulunuyor. Bu kısım kapağa yapışık, dikişe de uygun.  Mekanik kapakların ömrü uzun ama kapak takılan hastaların kan sulandırıcı ilaçları (antikoagülan ilaçlar, pıhtılaşmayı önleyici) ömür boyu kullanmaları gerektiriyor. Kan sulandırıcı kullanması sakıncalı hastalarda, doğum yapmayı planlayan genç kadınlarda veya yaşam beklenti süresi uzun olmayan, laboratuar takiplerini yeterli düzeyde yaptıramayacak hastalarda biyolojik kapak kullanılıyor. Genç, kan sulandırıcı kullanımında sorun olmayan yaşam beklenti süresi uzun hastalarda ise mekanik kapak tercih ediliyor. Biyolojik kapaklarda antikuagulan (kan sulandırıcı ilaç) tedavi ortalama 6 ay uygulanıyor. Yaralanma durumunda kan sulandırıcı alan kişiler aşırı kan kaybına uğrayabiliyor. Beyin kanaması, göz içi kanaması, mide kanaması riski daha yüksektir. İlaç dozunun laboratuar tahlilleriyle sürekli ayarlanması gerekiyor. Mekanik kapaklarda ses sorunu tamamen giderilmiş değil. Ameliyat etmiş olduğumuz bazı hastalarımızın kontrollerinde elde ettiğimiz bilgiler zaman zaman eşlerin yataklarını bile ayırmak zorunda kalabildiklerini gösteriyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/kalpteki-mekanik-sesler-yuzunden-esler-yataklarini-ayiriyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Keçi sütü anne sütüne en yakın süt</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/keci-sutu-anne-sutune-en-yakin-sut.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/keci-sutu-anne-sutune-en-yakin-sut.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Jan 2010 05:33:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[anne sütü]]></category>
		<category><![CDATA[Bebek beslenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Keçi sütü]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Ziraat Fakültesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2635</guid>
		<description><![CDATA[Anne sütüne en yakın süt olan keçi sütünün, yeni doğan bebeklerin beslenmesine ek olarak  bir çok hastalığın tedavisine de yardımcı olduğu bildirildi.
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojileri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Celalettin Koçak, laktoz oranı bakımından yüksek proteinlere sahip olan keçi sütünün değerli besin ögelerini içerdiğini söyledi.
Keçi sütündeki yağ asitlerinin birtakım  rahatsızlıklara iyi geldiğini ifade eden Prof. Dr. Koçak, bu sütün organizmada iltihaplanmayı önlediği gibi diş ve kemik gelişimi için de iyi bir kalsiyum kaynağı olduğunu kaydetti.
Doğal homojenize olan sütün, vitamin A, fosfor, magnezyum ve selenyum miktarı açısından anne sütüne ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Anne sütüne en yakın süt olan keçi sütünün, yeni doğan bebeklerin beslenmesine ek olarak  bir çok hastalığın tedavisine de yardımcı olduğu bildirildi.</strong></em></p>
<p>Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojileri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Celalettin Koçak, laktoz oranı bakımından yüksek proteinlere sahip olan keçi sütünün değerli besin ögelerini içerdiğini söyledi.</p>
<p>Keçi sütündeki yağ asitlerinin birtakım  rahatsızlıklara iyi geldiğini ifade eden Prof. Dr. Koçak, bu sütün organizmada iltihaplanmayı önlediği gibi diş ve kemik gelişimi için de iyi bir kalsiyum kaynağı olduğunu kaydetti.</p>
<p>Doğal homojenize olan sütün, vitamin A, fosfor, magnezyum ve selenyum miktarı açısından anne sütüne en yakın süt olduğunu bildiren Prof. Dr. Koçak, şöyle devam etti:</p>
<p>”<em><strong>100 gram anne sütünde kalsiyum oranı 32, inek sütünde 119, keçi sütünde 134 miligramdır. Keçi sütündeki bakteri miktarı ve yağ oranı diğer hayvanlardan daha azdır. Laktoz oranı bakımından yüksek proteinlerine sahip olması nedeniyle keçi sütü değerli besin ögelerini içeriyor. Yeni doğan bebekler, anne sütü alamadığı dönemlerde ihtiyaç duyacağı besin elementlerini en iyi keçi sütünden alabilir.</strong></em>”</p>
<p>Keçi sütünden yapılmış ürünlerin Avrupa’da ”özel sağlık marketlerinde” özel fiyatlarla satıldığını ve bebeklere anne sütünün alternatifi olarak verilebileceğini bildiren Prof. Dr. Koçak, ”Ancak bazı kişiler tat anlamında sevmeyebilir, onlara ağır gelebilir. Örneğin koyun sütü ya da peyniri de tat ve koku anlamında herkes tarafından tercih edilmeyebilir” dedi.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>CİLT HASTALIKLARINDA YARARLI AMA İLAÇ DEĞİL</strong></span></p>
<p>Keçi sütünün serum proteinlerinin alerjik özelliği olmamasından dolayı sindirim sistemi rahatsızları ile bazı cilt hastalıkları için tedavi edici olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Koçak, ”Ama ne olursa olsun, aşırıya gidip abartılmaması lazım. Keçi sütü ilaç değildir. Yani hiç bir gıda tek başına tedavi edici özelliğe sahip değildir. Ne olursa olsun abartmayalım. Öncelikle her türlü rahatsızlıkta ilaçla tedavi yolunu seçilmelidir” dedi.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>1. FRANÇOIS’YI İYİLEŞTİRMİŞ</strong></span></p>
<p>Tarihte de keçi sütünün bazı faydalarına rastlandığını bildiren Prof. Dr. Koçak, ”16. yüzyılda 1. François rahatsızlanmış ve hastalığına hiç kimse çare bulamamış. O dönemde Kanuni Sultan Süleyman’dan yardım istemişler. Kanuni kendi doktorunu ve yanında keçisini göndermiş. Keçinin sütünü ve yoğurdunu her gün içen François bir süre sonra eski sağlığına kavuşmuş ve Fransa’da yoğurt, ilaç niyetine kullanılmaya başlamış. Tıp kitaplarında da keçi sütünün iyileştirici gücüne yönelik çeşitli eserler yer alır” diye konuştu.</p>
<p>Hazırlayan: Nisan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/keci-sutu-anne-sutune-en-yakin-sut.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zayıflamak İçin Size Uygun Sporu Seçin</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/zayiflamak-icin-size-uygun-sporu-secin.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/zayiflamak-icin-size-uygun-sporu-secin.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2009 15:35:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>rehber</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[hangi spor zayıflatır]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[spor ile zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[spor yaparak zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[uygun spor]]></category>
		<category><![CDATA[zayiflama]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama testi]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflamak]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflamak için hangi sporu yapmalıyım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2380</guid>
		<description><![CDATA[Belki de hiçbir sporu yapmak istemeyişinizin ya da hep yarım bırakmanızın nedeni, size uygun olmayan yanlış sporları seçmenizdir. Kilo vermek için, size uygun sporu bulmalısınız.
Size en uygun sporu bulmak için testimizi çözün. Yapmanız gereken tek şey hangi sorulara evet cevabını verdiğinizi not almak ve değerlendirmeyi okumak…
1. Boş zamanlarımda samimi arkadaşlarımla birlikte olmayı veya yalnız kalmayı tercih ediyorum.
Evet/Hayır
2. Spor vücudumu forma sokmalı.
Evet/Hayır
3. Kötü hava şartları yoktur, sadece yanlış seçilmiş kıyafet vardır.
Evet/Hayır
4. Bazen tıpkı bir çocuk gibi ortalığı karıştırmak istiyorum.
Evet/Hayır
5. Tehlikeyi de beraberinde getirebilen heyecanlı spor türlerini seviyorum. Evet/Hayır
6. Yıllar geçtikçe huzura ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Belki de hiçbir sporu yapmak istemeyişinizin ya da hep yarım bırakmanızın nedeni, size uygun olmayan yanlış sporları seçmenizdir. Kilo vermek için, size uygun sporu bulmalısınız.</p>
<p>Size en uygun sporu bulmak için testimizi çözün. Yapmanız gereken tek şey hangi sorulara evet cevabını verdiğinizi not almak ve değerlendirmeyi okumak…</p>
<p>1. Boş zamanlarımda samimi arkadaşlarımla birlikte olmayı veya yalnız kalmayı tercih ediyorum.<br />
Evet/Hayır</p>
<p>2. Spor vücudumu forma sokmalı.<br />
Evet/Hayır</p>
<p>3. Kötü hava şartları yoktur, sadece yanlış seçilmiş kıyafet vardır.<br />
Evet/Hayır</p>
<p>4. Bazen tıpkı bir çocuk gibi ortalığı karıştırmak istiyorum.<br />
Evet/Hayır</p>
<p>5. Tehlikeyi de beraberinde getirebilen heyecanlı spor türlerini seviyorum. Evet/Hayır</p>
<p>6. Yıllar geçtikçe huzura ve önümü net olarak görmeye daha fazla ihtiyaç duyuyorum.<br />
Evet/Hayır</p>
<p>7. Yeni deneyimler edinmeyi seviyorum. Tecrübemin başarısızlıkla sonuçlanması ise beni hiç korkutmuyor.<br />
Evet/Hayır</p>
<p><img class="alignleft" style="margin: 10px;" title="egzersiz" src="http://img.mynet.com/ha2/egzersiz.jpg" alt="" width="343" height="257" />8. Aktivitenin sonunda galibiyet veya yenilginin olması hoşuma gidiyor.<br />
Evet/Hayır</p>
<p>9. Bu meslekler beni heyecanlandırıyor: Fotoğrafçı, ressam, müzisyen.<br />
Evet/Hayır</p>
<p>10. Kondisyonumu geliştirmek, kalp ve dolaşım sistemim için bir şeyler yapmak istiyorum.<br />
Evet/Hayır</p>
<p>11. Doğaya meydan okumak çok hoşuma gidiyor.<br />
Evet/Hayır</p>
<p>12. Bir spor türü ne kadar çok değişim ve oyun içeriyorsa, aldığım zevk de o kadar artıyor.<br />
Evet/Hayır</p>
<p>13. Partnerim veya samimi arkadaşlarım da bana eşlik ederlerse, spora daha fazla zaman ayırabilirim.<br />
Evet/Hayır</p>
<p>14. Fitness programım kas ve eklemlerimi fazla zorlamamalı.<br />
Evet/Hayır</p>
<p>15. Doğada bulunmak ve spor benim için aynı şeyi ifade ediyor.<br />
Evet/Hayır</p>
<p><strong>Test Sonucu</strong></p>
<p>SORU 1 ve13:  Eğer 1. ve 13. sorulara evet yanıtını verdiyseniz, kardio egzersizi, jogging veya yüzme gibi tek başına yapılan spor türleri sizin için en ideali. Bu sorularda ‘hayır’ şıkkını işaretlediyseniz, voleybol veya spor salonlarında gruplarla yapılan egzersizler sizi daha mutlu kılar.</p>
<p>SORU 2 ve 10: Bu sorularda evet şıkkını işaretlediyseniz, karın, kalça veya bacakları çalıştıran egzersizler gibi kondisyon veya güç gerektiren hareketlerden keyif alabilirsiniz. Kondisyonunuzu geliştirmek istiyorsanız, bisiklete binebilir, jogging yapabilir, at binebilir ve step dansı yapabilirsiniz.</p>
<p>SORU 3 ve 15: Spor yaparken mutlaka açık havada mı olmanız gerekiyor? Evet yanıtını verdiyseniz, o zaman outdoor spor türlerini araştırmalısınız.</p>
<p>SORU 4 ve12: Değişime mi ihtiyacınız var? Bu sorulara evet diyenler, herhangi bir spora başladıklarında hemen sıkılabilirler. Dolayısıyla yelken, sörf, golf, yani pek çok yeteneğin bir arada kullanılmasını gerektiren spor türlerini denemenizde fayda var. Ayrıca dans ya da paten gibi kareografi veya oyun içeren spor türlerini de test edebilirsiniz. Bu sorulara &#8216;hayır&#8217; dediyseniz, yürüyüş, bisiklete binme, yüzme ya da aletle yapılan egzersizler yani tekdüze sporlar size uygun olabilir.</p>
<p>SORU 5 ve 7: Sizi, içinde tehlikeyi de barındıran spor türleri mi çekiyor? Eğer bu sorularda evet şıkkını işaretlediyseniz, snowboard, dalış veya kaya tırmanışı gibi adrenalin içeren spor türleri tam size göre.</p>
<p>SORU 6 ve 14: Spor yaparken beyniniz de mi egzersiz yapmalı? Bu sorulara evet yanıtını verdiyseniz, Tai &#8211; Chi veya yoga gibi disiplinli sporlara ihtiyacınız var. Hem bedeninizi hem de ruhunuzu çalıştırmak istiyorsanız, tekerlekli paten, dağ bisikleti veya tenisi denemenizi öneriyoruz.</p>
<p>SORU 8: Rekabet mi istiyorsunuz? Eğer iddiaya girmek sizi motive ediyorsa, tenis, badminton, voleybol sizin için ideal spor türlerinden. Aksi halde ip atlama veya yürüyüş gibi tek başına yapılan sporları tercih etmelisiniz.</p>
<p>SORU 9 ve 11: Yeni şeyler tecrübe etmeyi seviyor musunuz? Evet şıkkını işaretlemeniz, yaratıcı yönlerinizi keşfetmenizden keyif aldığınızı gösteriyor. Bu durumda tango ve Latin danslarından oldukça keyif alabilirsiniz. Eğer sorulara hayır dediyseniz, ip atlama, step aerobik veya kaslarınızı güçlendirmeye yönelik egzersizler sizi mutlu edebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/zayiflamak-icin-size-uygun-sporu-secin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prostat ve Tedavi Yöntemleri</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/prostat-ve-tedavi-yontemleri.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/prostat-ve-tedavi-yontemleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2009 13:43:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>rehber</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel sağlıkta prostat hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[erkeklerde prostat]]></category>
		<category><![CDATA[kimlerde prostat görülür]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[prostat ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[prostat nasıl tedavi edilir]]></category>
		<category><![CDATA[prostat nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[prostat tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[prostata yakalanma riski]]></category>
		<category><![CDATA[prostata yakalanmamak için yapılması gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi yöntemleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2229</guid>
		<description><![CDATA[Mikroplu mikroorganizmaların penis ucundan idrar kanalını kullanarak yukarı çıkıp erbezlerine ulaşması sonucu ağrılarala sebep olup erbezlerinin iltihaplanması sonucu ortaya çıkan rahatsızlığa prostat denir. Bunun yanısıra bağırsaklarda bulunan kolon basili adındaki bakteride prostata sebip olabilir. Prostat uzun süre cinsel ilişkiye girmeme , sürekli olarak oturarak çalışılması , çok sık eşdeğiştirme yoluyla , ilişki sırasında prezervatif kullanmama sonucunda prostat olma olasılığı artmaktadır. Prostat eskiden daha çok 50 li yaşın üzerinde görülürken günümüzde 40 lı yaşlardaki erkeklerde görülme sıklığı artmıştır.  Prostat tedavisi doktor kontrolünde antibiyotik kullanımıyla başlar ileri seviyelere ulaşmışsa amaliyet gerekebilir ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mikroplu mikroorganizmaların penis ucundan idrar kanalını kullanarak yukarı çıkıp erbezlerine ulaşması sonucu ağrılarala sebep olup erbezlerinin iltihaplanması sonucu ortaya çıkan rahatsızlığa prostat denir. Bunun yanısıra bağırsaklarda bulunan kolon basili adındaki bakteride prostata sebip olabilir. Prostat uzun süre cinsel ilişkiye girmeme , sürekli olarak oturarak çalışılması , çok sık eşdeğiştirme yoluyla , ilişki sırasında prezervatif kullanmama sonucunda prostat olma olasılığı artmaktadır. Prostat eskiden daha çok 50 li yaşın üzerinde görülürken günümüzde 40 lı yaşlardaki erkeklerde görülme sıklığı artmıştır.  Prostat tedavisi doktor kontrolünde antibiyotik kullanımıyla başlar ileri seviyelere ulaşmışsa amaliyet gerekebilir buna karar verecek olan yaptığı tetkik sonuçlarına göre doktorunuz olmalıdır. Prostata yakalanma riskini azaltmak için alkol kullanımı minimuma indirmek yada tamamen bırakmak , yemeklerde tuz oranını azaltmak , yağ oranı düşük besinler tüketmek , meyve ve sebze tüketimini artırmak , düzenli bir cinsel hayat yaşamak gerekir. Cinsel ilşkide bulunma sıklığı ne çok nede az olmalıdır ikiside prostat için zararlıdır. Eş değiştirme daha tehlikeli ve sakıncalıdır.</p>
<p><center> <a href="http://www.bayanrehberi.com/wp-content/uploads/2009/07/erkeklerde-prostat-kanseri.jpg"><img src="http://www.bayanrehberi.com/wp-content/uploads/2009/07/erkeklerde-prostat-kanseri.jpg" alt="erkeklerde-prostat-kanseri" title="erkeklerde-prostat-kanseri" width="193" height="240" class="aligncenter size-full wp-image-2230" /></a><a href="http://www.bayanrehberi.com/wp-content/uploads/2009/07/prostat-bezi.jpg"><img src="http://www.bayanrehberi.com/wp-content/uploads/2009/07/prostat-bezi.jpg" alt="prostat-bezi" title="prostat-bezi" width="388" height="373" class="aligncenter size-full wp-image-2231" /></a><a href="http://www.bayanrehberi.com/wp-content/uploads/2009/07/prostat-buyumesi-ve-tedavisi.jpg"><img src="http://www.bayanrehberi.com/wp-content/uploads/2009/07/prostat-buyumesi-ve-tedavisi.jpg" alt="prostat-buyumesi-ve-tedavisi" title="prostat-buyumesi-ve-tedavisi" width="554" height="281" class="aligncenter size-full wp-image-2232" /></a><a href="http://www.bayanrehberi.com/wp-content/uploads/2009/07/prostat-sebepleri.jpg"><img src="http://www.bayanrehberi.com/wp-content/uploads/2009/07/prostat-sebepleri.jpg" alt="prostat-sebepleri" title="prostat-sebepleri" width="430" height="343" class="aligncenter size-full wp-image-2233" /></a><a href="http://www.bayanrehberi.com/wp-content/uploads/2009/07/prostat-tedavisi.jpg"><img src="http://www.bayanrehberi.com/wp-content/uploads/2009/07/prostat-tedavisi.jpg" alt="prostat-tedavisi" title="prostat-tedavisi" width="410" height="347" class="aligncenter size-full wp-image-2234" /></a>    <center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/prostat-ve-tedavi-yontemleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA)</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/kirim-kongo-kanamali-atesi-kkka.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/kirim-kongo-kanamali-atesi-kkka.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Jun 2009 19:56:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>rehber</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklardan korunma yolları]]></category>
		<category><![CDATA[kene ısırması]]></category>
		<category><![CDATA[kene tedavi yolları]]></category>
		<category><![CDATA[kene yapışması]]></category>
		<category><![CDATA[keneden korunma yolları]]></category>
		<category><![CDATA[kırım kongo kanamalı ateşi]]></category>
		<category><![CDATA[kırım kongo kanamalı hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kırım kongo kene]]></category>
		<category><![CDATA[kırım kongo kenesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2043</guid>
		<description><![CDATA[Kırım Kongo Kanamalı Ateşi keneler tarafından taşınan bir virüsün neden olduğu hayvan kaynaklı bir hastalıktır.
Keneler genellikle kırsal alanlarda otlak ve çalılık alanlarda bulunurlar. Uçamayan ve sıçrayamayan bu hayvanlar canlıların kanlarını emerek beslenirler. Bu sayede de hastalık bulaştırırlar. Tarım ile uğraşanlar, veterinerler, mezbaha çalışanları ve sağlık personelleri birinci derece risk grubundadırlar. Kırsal alanlarda yaşayanlar, kamp veya piknik yapanlar da risk grubuna dahildirler. Ateş, halsizlik, kırıklık, baş ağrısı, vücutta morluklar, kızarıklıklar belirtileridir. Kan taraması ile hastalığın tanısı konulabilir. Bu virüsten korunmak için öncelikle kenelerden uzak durmamız gerekir. Bunun içinde kenelerin olabileceği ortamlara ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kırım Kongo Kanamalı Ateşi keneler tarafından taşınan bir virüsün neden olduğu hayvan kaynaklı bir hastalıktır.<br />
Keneler genellikle kırsal alanlarda otlak ve çalılık alanlarda bulunurlar. Uçamayan ve sıçrayamayan bu hayvanlar canlıların kanlarını emerek beslenirler. Bu sayede de hastalık bulaştırırlar. Tarım ile uğraşanlar, veterinerler, mezbaha çalışanları ve sağlık personelleri birinci derece risk grubundadırlar. Kırsal alanlarda yaşayanlar, kamp veya piknik yapanlar da risk grubuna dahildirler. Ateş, halsizlik, kırıklık, baş ağrısı, vücutta morluklar, kızarıklıklar belirtileridir. Kan taraması ile hastalığın tanısı konulabilir. Bu virüsten korunmak için öncelikle kenelerden uzak durmamız gerekir. Bunun içinde kenelerin olabileceği ortamlara çıplak ayakla veya kısa giysilerle gidilmemeli, özellikle giysilerin paçaları çorabın içine konumalıdır. Mümkün olduğu kadar kenelerin olduğu ortamlardan uzak durulmalıdır. Vücutta kene taraması yapılmalıdır. Eğer vücuda yapışmış bir keneyle karşılaşılırsa en yakın sağlık kurumuna gidilmelidir. Kesinlikle keneyi çıkarmaya çalışılmamalıdır. </p>
<p><center><a href="http://www.bayanrehberi.com/wp-content/uploads/2009/06/kene.gif"><img src="http://www.bayanrehberi.com/wp-content/uploads/2009/06/kene.gif" alt="kene" title="kene" width="249" height="200" class="aligncenter size-full wp-image-2044" /></a><a href="http://www.bayanrehberi.com/wp-content/uploads/2009/06/kene.jpg"><img src="http://www.bayanrehberi.com/wp-content/uploads/2009/06/kene.jpg" alt="kene" title="kene" width="343" height="257" class="aligncenter size-full wp-image-2045" /></a><a href="http://www.bayanrehberi.com/wp-content/uploads/2009/06/kene-sokmasi.jpg"><img src="http://www.bayanrehberi.com/wp-content/uploads/2009/06/kene-sokmasi.jpg" alt="kene-sokmasi" title="kene-sokmasi" width="348" height="203" class="aligncenter size-full wp-image-2046" /></a><a href="http://www.bayanrehberi.com/wp-content/uploads/2009/06/kirim-kongo-kene.jpg"><img src="http://www.bayanrehberi.com/wp-content/uploads/2009/06/kirim-kongo-kene.jpg" alt="kirim-kongo-kene" title="kirim-kongo-kene" width="300" height="394" class="aligncenter size-full wp-image-2047" /></a><a href="http://www.bayanrehberi.com/wp-content/uploads/2009/06/kirim-kongo-kenesi.jpg"><img src="http://www.bayanrehberi.com/wp-content/uploads/2009/06/kirim-kongo-kenesi.jpg" alt="kirim-kongo-kenesi" title="kirim-kongo-kenesi" width="272" height="204" class="aligncenter size-full wp-image-2048" /></a></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bayanrehberi.com/kirim-kongo-kanamali-atesi-kkka.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Domuz Gribi (H1N1 Virüsü)</title>
		<link>http://www.bayanrehberi.com/domuz-gribi.html</link>
		<comments>http://www.bayanrehberi.com/domuz-gribi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Jun 2009 18:06:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>rehber</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[domuz giribi korunma yolları]]></category>
		<category><![CDATA[domuz gribi]]></category>
		<category><![CDATA[domuz gribi belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[domuz gribi endişesi]]></category>
		<category><![CDATA[domuz gribi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıktan korunma yolları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bayanrehberi.com/?p=2035</guid>
		<description><![CDATA[Hızla yayılan domuz  gribi günümüzün en korkulu hastalığı haline geldi. Solunum yoluyla bulaşan hastalık insansan insana bulaşabiliyor. Domuz gribi bilinenin aksine yiyecekle değil solunum yoluyla bullaşıyor. Yani domuz etiyle bulaşma riski yok. Bu kadar tehlikeli olan bu grib türü diğer grip virüsleri gibi sürekli değişme özelliğine sahip oluşudur. Domuz gribi domuzlardan insanlara bulaşıyor ve bulaştığı canlının genlerinde etkileşim g
